قُلْ إِنِّى عَلَىٰ بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّى وَكَذَّبْتُم بِهِۦ مَا عِندِى مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِۦٓ إِنِ ٱلْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ يَقُصُّ ٱلْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ ٱلْفَٰصِلِينَ

“De ki: "Ben Rabbimden apaçık bir delile dayanmaktayım, siz ise onu yalanladınız. O çabuk gelmesini istediğiniz azab benim elimde değildir, hüküm ancak Allah'a aittir, gerçeği O anlatır ve O, hakkı bâtıldan ayırdedenlerin en hayırlısıdır".” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu metne göre Peygamber, kendisini şirke davet edenlere karşı Rabbinden gelen açık bir delil ve beyan üzere olduğunu söylemekle emrolunmuştur; müşrikler ise Rablerini yalanlamışlardır. Ayrıca hüküm ve kaza yalnızca Allah'a aittir, O hükmünde asla haksızlık yapmayan, en adil hakim ve en hayırlı ayırıcıdır (fasıl edici). Taberî ayrıca 'يقض الحق' kıraatinde kāf-sad okunuşunu tercih ederek bunun 'kasas' değil 'kaza/hüküm' anlamında olduğunu belirtir.

فمعنى الكلام إذن: ما الحكم فيما تستعجلون به أيها المشركون من عذاب الله وفيما بيني وبينكم، إلا الله الذي لا يجور في حكمه، وبيده الخلق والأمر، يقضي الحق بيني وبينكم، وهو خير الفاصلين بيننا بقضائه وحكمه
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre 'ben Rabbimden bir beyyine üzereyim' ifadesi, konuşanın Allah'ı bilme ve O'ndan başka ilah olmadığına dair açık bir hüccet ve doğru bir şahide dayandığını, buna karşın müşriklerin Allah'a şirk koştuklarını bildirir. Ayrıca bu ifade 'bu iş hakkında kesin bilgi ve yakîn üzereyim' anlamına da gelebilir. Devamında müşriklerin yalanlamasının büyüklüğüne ve Allah'ın buna duyduğu şiddetli gazaba işaret edilerek, onların ansızın gelecek yok edici bir azaba müstahak oldukları belirtilir.

أنا على بينة من هذا الأمر وأنا على يقين منه ، إذا كان ثابتا عندك بدليل . ثم عقبه بما دل على استعظام تكذيبهم بالله وشدة غضبه عليهم لذلك وأنهم أحقاء بأن يغافصوا بالعذاب المستأصل
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre âyetteki hüküm ifadesi, kâfirlerin acele istedikleri azabın geciktirilmesi hususunda tek yetkili ve hâkimin Allah olduğunu bildirir; Hz. Peygamber şirk sebebiyle onları azapla tehdit ediyordu, onlar ise küfürde direndikleri için azabın çabuklaştırılmasını istiyorlardı. Râzî bu âyeti aynı zamanda kaza ve kader konusunda kendi (Ehl-i Sünnet) görüşünün delili olarak sunar; kulun hiçbir fiili Allah'ın hükmü/takdiri olmadan gerçekleştiremeyeceğini, küfür dahil bütün fiillerin Allah'ın kazasına bağlı olduğunu ileri sürer.

والمراد ههنا إن الحكم إلا لله فقط في تأخير عذابهم أي القاضين ، وفيه مسألتان : المسألة الأولى : احتج أصحابنا بقوله : على أنه لا يقدر العبد على أمر من الأمور إلا إذا قضى الله به ، فيمتنع منه فعل الكفر إلا إذا قضى الله به وحكم به
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî, ayetteki 'الأمر' kelimesinin 'kaza/hüküm' anlamına geldiğini, bunun da beyan/açıklama manasında kullanıldığını belirtir. Ayrıca zamirin kime döndüğü konusunda farklı görüşleri (Rabbe, azaba, Kur'an'a) nakleder. Ayrıca 'يقص' ile 'يفصل' kıraat farkına dayanarak, bazı kıraatlerde kelimenin 'kıssa anlatma', bazılarında ise 'hak ile batılı ayırma/hüküm verme' manasına geldiğini aktarır.

وقيل : الحكم الفاصل بين الحق والباطل لله أي يقص القصص الحق وبه استدل من منع المجاز في القرآن وهي قراءة نافع وبن كثير وعاصم ومجاهد والأعرج وبن عباس
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr'e göre bu ayet, Peygamber'in Allah'tan gelen vahye ve hakka dayanan bir basiret üzerinde olduğunu; azabın ya da hükmün zamanının Allah'a havale edildiğini anlatmaktadır. Allah dilerse istenen şeyi çabuklaştırır, dilerse ertelerse bunda büyük bir hikmet vardır. Bu nedenle Allah'ın kulları arasında hüküm verenlerin en hayırlısı ve en iyi ayırt edeni olduğu belirtilmektedir.

إنما يرجع أمر ذلك إلى الله إن شاء عجل لكم ما سألتموه من ذلك وإن شاء أنظركم وأجلكم لما له في ذلك من الحكمة العظيمة
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre Peygamber, Rabbinden bilgi ve delile dayanan açık bir kanıt (bîne) üzere olduğunu bildirmekte, buna karşın müşriklerin bu delili yalanladıklarını söylemektedir. Müşriklerin acele istedikleri azabın kendisinde bulunmadığını, hüküm ve azabın öne alınıp geciktirilmesinin yalnızca Allah'a ait olduğunu belirtir. Eğer azap onun elinde olsaydı, Rabbi adına duyduğu gazapla iş hemen bitirilir, aralarındaki mesele derhal sonlandırılırdı; ancak bu ayet Allah'ın zalimleri en iyi bilen olduğunu ve kimin hemen cezalandırılıp kimin ertelenmesi gerektiğini bildiğini vurgulayarak bir istidrak anlamı taşır.

قل إني على بينة تنبيه على ما يجب اتباعه بعد ما بين ما لا يجوز اتباعه. والبينة الدلالة الواضحة التي تفصل الحق من الباطل

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler, Peygamber'in Rabbinden gelen açık bir delil (beyyine) üzere olduğunu ve müşriklerin bunu yalanladığını kabul eder; ayrıca hüküm/kaza yetkisinin yalnızca Allah'a ait olduğu, azabın zamanlamasının O'nun hikmetine bağlı olduğu ve Allah'ın en adil hükmedici olduğu noktasında birleşirler.

Farklar

Taberî ve Kurtubî ağırlıklı olarak kıraat farklılıkları ('yakdi/yakassu' gibi) ve dil tahlili üzerinden anlam belirlemeye odaklanır; Zemahşerî belağat ve nahiv tahliliyle ifadenin yakîn/hüccet anlamını genişletir; Râzî ise ayeti doğrudan kaza-kader tartışmasına taşıyarak Ehl-i Sünnet'in kader anlayışına delil yapar, bu da onun kelamî yöntemini yansıtır; İbn Kesîr bağlamsal okumayla hikmet vurgusuna, Beydâvî ise istidrak ve kelime anlamlarına dayanarak azabın gecikmesinin sebebine dikkat çeker. Bu farklar, müfessirlerin dilci, kelamcı veya bağlamsal yaklaşım tercihlerinden kaynaklanır.

Dönemsel bağlam

Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte temel anlam (beyyine, hüküm Allah'a aittir) sabit kalmış, ancak zamanla dil tahlili yanına kelamî tartışmalar (özellikle Râzî'de kaza-kader meselesi) eklenmiş; klasik dönemde kıraat ve rivayet ağırlıklı yaklaşım, daha sonraki müfessirlerde belağat ve istidrak gibi ince anlam katmanlarıyla derinleşmiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu ayet, bir davanın veya hakikatin sonucunu sabırla ve teslimiyetle Allah'a havale etmenin, ihlas ve itidal ile hareket etmenin önemine işaret edebilir. Günümüzde de haklı bir duruşu sürdürürken acele etmemek, hüküm ve adaleti üstün bir makama bırakmak, toplumsal ilişkilerde sabır ve hoşgörüyü besleyen bir tutum olarak düşünülebilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir