لَّا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغْوِ فِىٓ أَيْمَٰنِكُمْ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
“Allah, sizi yeminlerinizde bilmeyerek ettiğiniz lağıv (herhangi bir kasıt olmadan, kanaate göre yanlış yere yapılan yemin)dan sorumlu tutmaz. Fakat kalbinizin kazandığı yalan yere yapılan yeminden sorumlu tutar. Allah çok bağışlayıcıdır, çok halimdir.” — Elmalılı Hamdi Yazır
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre lağv-i yemîn, kişinin kalben kastetmediği, dile alışkanlık üzere gelen 'lâ vallahi' ve 'belâ vallahi' türü yeminlerdir ve bunlarda kefaret gerekmez; buna karşılık kalbin bilerek azmettiği, günaha kasıtlı yeminlerde kefaret gerektiği belirtilir. Taberî, Katade, Atâ ve Hakem gibi bazı âlimlerin yalan yere kasıtlı yemin edende de kefaret gerektiğini söylediklerini nakleder. Ayrıca Âişe, İbn Abbas ve Şa'bî'den gelen rivayetlerle lağv yemininin, kalbin akdetmediği, sözü bağlamak için söylenen 'lâ vallahi, belâ vallahi' ifadeleri olduğu aktarılır.
لا يؤاخذكم الله بما سبقتكم به ألسنتكم من الأيمان على عجلة وسرعة، فيوجب عليكم به كفارة إذا لم تقصدوا الحلف واليمين
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı
Zemahşerî'ye göre ayette Allah'ın her canlının hayrını ve şerrini bilip herkese hak ettiğini vermesi ile bunu bilmeyenin durumu karşılaştırılmaktadır; 'ما' kelimesi mübteda olarak yorumlanmış ve şart anlamı taşımadan haber cümlesi bağlanmıştır. Ayet suçlulara (mücrimlere) has kılınmış olup Allah'ın kimi cezayı tam uygulayıp kimini affetmesi mümkündür; peygamberler, çocuklar ve akıl hastaları gibi günahsızların başına gelen musibetler ise ivaz ve maslahat gereğidir. Ayrıca insanın başına gelen musibetlerin çoğunlukla kendi günahlarının karşılığı olduğu, Allah'ın affının ise bundan çok daha fazla olduğu vurgulanmıştır.
والآية مخصوصة بالمجرمين ولا يمتنع أن يستوفي الله بعض عقاب المجرم ويعفو عن بعض . فأما من لا جرم له كالأنبياء والأطفال والمجانين ، فهؤلاء إذا أصابهم شيء من ألم أو غيره فللعوض الموفى والمصلحة
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Râzî'ye göre lağv yemini, insanın ciddiyetle kastetmediği ve kalbini bağlamadığı yemindir; bunun örneği 'lâ vallahi, belâ vallahi' gibi konuşma alışkanlığı içindeki sözlerdir. Buna karşılık kişi bir şeyin gerçekleştiğine ciddi olarak yemin edip sonra bunun böyle olmadığı ortaya çıkarsa, bu yemin kalbin kesbiyle meydana geldiği için lağv sayılmaz. Ayrıca ayetin öncesindeki bağlamla ilişkisi, bazı sahabîlerin yiyecek-giyecekleri kendilerine haram kılıp ruhbanlığı seçerek yemin etmeleri ve bunun yasaklanması üzerine sorularına cevaben bu ayetin inmesiyle açıklanmıştır.
هو الذي يقصده الإنسان على الجد ويربط قلبه به ، وإذا كان كذلك وجب أن يكون اللغو الذي هو كالمقابل له أن يكون معناه ما لا يقصده الإنسان بالجد ، ولا يربط قلبه به
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî bu ayetin, insanların dünyada dilleriyle alışkanlıkla sürekli tekrarladıkları 'lâ vallahi' ve 'belâ vallahi' gibi yeminleri kapsadığını, bunların gerçek yemin niyeti taşımadığı için 'yemin-i lağv' sayıldığını belirtir. Ayrıca ayetin iniş sebebiyle ilgili İbn Abbas'ın rivayetine göre, helal olan yiyecek, giyecek ve nikahları kendilerine haram kılan ve buna yemin eden kimseler için nazil olduğunu, yemin ile helalin haram kılınamayacağını aktarır. Bu bağlamda yeminlerin şeriatta dört kısma ayrıldığını ve bunlardan ikisinde kefaret gerekirken ikisinde gerekmediğini izah eder.
فبان بهذا أن الحلف لا يحرم شيئا وهو دليل الشافعي على أن اليمين لا يتعلق بها تحريم الحلال وأن تحريم الحلال لغو كما أن تحليل الحرام لغو
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr'e göre lağv yemini, kişinin bilerek yemin etmek kastı olmaksızın dilinde alışkanlık haline gelmiş, kastedilmeden ağızdan çıkan yeminlerdir; Allah bunlardan dolayı kulu cezalandırmaz. Bu konuda sahabe ve tabiinden farklı görüşler nakledilmiştir: bir kısmı bunu 'lâ vallâhi', 'belâ vallâhi' gibi tartışma esnasında kalpten bağlanmadan söylenen sözler olarak açıklarken, bir kısmı doğru zannedilerek yapılıp sonradan yanlış çıkan yeminler, bir kısmı ise bilerek yalan üzerine yapılan yemin (gamûs yemini) olarak yorumlamıştır.
أي لا يعاقبكم ولا يلزمكم بما صدر منكم من الأيمان اللاغية وهي التي لا يقصدها الحالف بل تجري على لسانه عادة من غير تفقيد ولا تأكيد
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre yemindeki 'lağv', kasıt taşımayan, dile alışkanlıkla dökülüveren veya anlamı bilinmeden söylenen sözlerdir (örneğin Arapların sırf pekiştirme amacıyla söylediği 'lâ vallahi' ve 'belâ vallahi' gibi ifadeler). Allah bu tür kasıtsız yeminlerden dolayı ceza veya kefaret gerektirmez; asıl sorumluluk, kalbin dille birlikte kastederek yaptığı yeminlerdedir. Ayrıca Ebû Hanîfe'nin görüşü de aktarılır: ona göre lağv, kişinin yanlış zannına dayanarak yemin etmesidir; yani hataen yapılan yeminden sorumlu tutulmaz, ama bilerek yalan söylediği yeminden sorumlu tutulur.
ولغو اليمين مالا عقد معه كما سبق به اللسان، أو تكلم به جاهلا لمعناه كقول العرب: لا والله وبلى والله، لمجرد التأكيد
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Taberî, Fahreddin er-Râzî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî lağv yemininin kalben kastedilmeyen, dile alışkanlıkla dökülen 'lâ vallahi, belâ vallahi' türü sözler olduğunda ve bunlarda kefaret gerekmediğinde birleşirler; buna karşın kalbin kasıtla bağladığı yeminlerde sorumluluk doğduğu ortak vurgudur. Zemahşerî ise farklı bir ayeti/bağlamı ele aldığından bu ortak eksenin dışında kalır.
Farklar
Taberî, Katade-Atâ-Hakem gibi âlimlerden yalan yere kasıtlı yeminde de kefaret gerektiği görüşünü nakleder; Râzî lağvı 'kalbin kesbi olmayan yemin' olarak tanımlayıp nüzul sebebini sahabenin ruhbanlık kastıyla yemin etmesine bağlar; Kurtubî yeminleri fıkhi olarak dört kısma ayırıp ikisinde kefaret gerektiğini sistematikleştirir; İbn Kesîr sahabe-tabiin arasındaki üç farklı yorumu (alışkanlık sözü, zan üzere yanlış çıkan yemin, bilerek yalan/gamûs yemini) bir arada sunar; Beydâvî ise Ebû Hanîfe'nin 'lağv, yanlış zanna dayalı yemindir' görüşünü ekleyerek fıkhi çerçeveyi genişletir. Zemahşerî tamamen başka bir ayet bağlamında (musibet-günah ilişkisi, ما'nın mübteda oluşu) durduğundan konu bakımından ayrışır.
Dönemsel bağlam
Erken dönem müfessiri Taberî öncelikle rivayet çokluğunu nakletmekle yetinip farklı görüşleri yan yana koyar; sonraki dönemde Râzî ve Beydâvî dil tahlili ile fıkhi çıkarımı birleştirerek konuyu daha sistemli hukuki bir çerçeveye taşır; Kurtubî yeminleri dörtlü tasnifle daha da fıkhileştirir; İbn Kesîr ise rivayetleri toplayıp çeşitli yorumları bir arada sunan bir sentez yaklaşımı benimser. Temel anlayış (kasıtsız söz-kasıtlı yemin ayrımı) dönemler boyunca sabit kalmış, asıl gelişen husus bu ayrımın fıkhi sonuçlarının detaylandırılmasıdır.
Günümüz bağlantısı
Bu karşılaştırmalı okuma, günlük konuşmada dile gelen alışkanlık sözleri ile bilinçli, kasıtlı taahhütler arasındaki farkın önemine işaret eder; bu ayrım bugün de sözün ağırlığını fark etme ve dili bilinçli kullanma konusunda bir hassasiyet hatırlatıcısı olabilir. Kalben kastedilen sözlere sadakat, aile ve toplumsal ilişkilerde güvenin temelini oluşturan bir ilke olarak düşünülebilir. Bu bakış, ihlas ve sözde tutarlılık gibi ahlaki değerlerin günlük hayatta yaşatılmasına dair ihtiyatlı bir hatırlatma sunar.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir