وَلَا تَجْعَلُوا۟ ٱللَّهَ عُرْضَةً لِّأَيْمَٰنِكُمْ أَن تَبَرُّوا۟ وَتَتَّقُوا۟ وَتُصْلِحُوا۟ بَيْنَ ٱلنَّاسِ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
“Sözünüzde durmanız, kötülükten sakınmanız ve insanların arasını düzeltmeniz için, Allah'ı yeminlerinize hedef veya siper edip durmayın. Allah, her şeyi işitir ve bilir.” — Elmalılı Hamdi Yazır
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı
Zemahşerî'ye göre bazı bedevi Araplar (Esed, Gatafân ve Temîm kabileleri) sadaka verdiklerinde bunu Allah'a yakınlık vesilesi kılmayı umarlar; ayette geçen 'karabât' kelimesi 'yettehıze' fiilinin ikinci nesnesidir ve infakın Allah katında yakınlık sağlamaya sebep olduğunu ifade eder. Allah onların itiraflarını, dualarını ve içlerinde gizlediklerini bilendir (Alîm).
وقيل : هم أعراب أسد وغطفان وتميم { قربات } مفعول ثان ليتخذ . والمعنى : أن ما ينفقه سبب لحصول القربات عند الله
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre âyet, yeminleri iyilik, takva ve insanlar arasını düzeltmeye engel kılmayı yasaklamaktadır. Kişi 'Allah adına yemin ettim, bozmaktan korkarım' diyerek hayırlı bir işten kaçınmamalı, zira yemin bahane edilerek iyilikten geri durmak yasaklanmıştır. Ayrıca âyetin, yemine çok başvurmayı da kınadığı, çünkü bir şeyi sık zikretmenin onu değersizleştirmeye (hedef/orta yeri yapmaya) yol açtığı belirtilmiştir.
تقدير الآية : ولا تجعلوا ذكر الله مانعا بسبب أيمانكم من أن تبروا أو في أن تبروا ، فأسقط حرف الجر لعدم الحاجة إليه بسبب ظهوره
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî'ye göre âyetteki 'urde' kelimesi Arap şiirinden ve dil kaynaklarından örneklerle desteklenerek 'güç, kuvvet, engel' anlamına gelir; yeminin Allah'a yapılmasının bir bahane veya güç kaynağı yapılıp iyilik, takva ve arayı bulmaktan geri durmak için kullanılmaması gerektiği ifade edilir. Ayrıca 'lâ techalû' cümlesinin i'rab yönünden (mübtedâ-haber, mef'ûlün leh, nefiy edatının hazfi gibi) birden fazla açıdan tahlil edilebileceği aktarılır.
والمعنى : لا تجعلوا اليمين بالله قوة لأنفسكم وعدة في الامتناع من البر
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr'e göre ayetteki 'Semî' Alîm' ifadesi, Allah'ın kullarının sözlerini işiten ve içlerinden hidayete veya sapıklığa müstehak olanı bilen olduğunu ifade eder. Ayetin bağlamında yeminler konusu ele alınmakta, kişinin yaptığı yeminin hayırlı olan bir davranışı yapmaktan alıkoymaması, yemin bozulduğunda kefaret gerektiği hususu cumhur âlimlerin görüşü olarak nakledilmektedir. Bu husus, Peygamber'in yeminini bozup daha hayırlı olanı yaptığına dair sahih hadislerle desteklenmektedir.
قال لا تجعلن عرضة ليمينك أن لا تصنع الخير ولكن كفر عن يمينك واصنع الخير وكذا قال مسروق والشعبي وإبراهيم النخعي ومجاهد وطاوس وسعيد بن جبير وعطاء وعكرمة ومكحول والزهري والحسن وقتادة ومقاتل بن حيان والربيع بن أنس والضحاك وعطاء الخراساني والسدي رحمهم الله
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî bu ayeti iki farklı anlam ekseninde ele alır: birincisine göre yemin edilen hayır işlerini yapmaktan Allah'ı bahane ederek kaçınmak yasaklanmaktadır (yani yemin ettiği hayırlı işi yapmama), ikincisine göre ise Allah'ın adının çok yemin ederek bayağılaştırılıp kullanılması yasaklanmaktadır. 'Berr, takvâ ve insanlar arasını düzeltme' ifadeleri bu yasaklamanın gerekçesi olarak sunulur; çünkü çok yemin eden kişi Allah'a karşı cüretkarlık göstermiş olur ve böylesi biri ne gerçekten iyi/takvalı olabilir ne de arabuluculukta güvenilir sayılabilir.
والعرضة فعلة بمعنى المفعول كالقبضة تطلق لما يعرض دون الشيء وللمعرض للأمر، ومعنى الآية على الأول ولا تجعلوا الله حاجزا لما حلفتم عليه من أنواع الخير
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu metin, Allah'ın kullarının dualarını ve konuşmalarını işitici (semî') olduğunu, kalplerinde gizlediklerini ve dillerinde söylediklerini bilici (alîm) olduğunu açıklar. Ayrıca yeminleri hayır işlemekten, akraba ile ilişkiyi sürdürmekten ve insanlar arasını düzeltmekten kaçınmak için bir bahane/engel (urza) yapılmaması gerektiğini; kişinin yemin etmiş olsa da hayrı yapıp yemininin kefaretini ödemesi gerektiğini aktarır.
هو الرجل يحلف على الأمر الذي لا يصلح ثم يعتل بيمينه
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Râzî, Kurtubî, İbn Kesîr, Beydâvî ve Taberî; âyetin özünde yeminin, hayır yapmak, takvalı olmak ve insanlar arasını düzeltmekten kaçınmak için bir bahane/engel (urde) kılınmasını yasakladığı konusunda birleşiyor. Ayrıca çoğu, âyet sonundaki Semî'/Alîm sıfatlarının Allah'ın söz ve kalpteki niyeti bilmesine işaret ettiğini vurguluyor. Zemahşerî ise farklı bir kelimeye (karabât) odaklanarak infak-yakınlık ilişkisini işliyor.
Farklar
Zemahşerî'nin yorumu, konuyu sadaka ve Allah'a yakınlık bağlamında ele alarak diğerlerinden ayrışır; bu, ele aldığı âyetin farklı bir kısmına (karabât ile ilgili) odaklanmasından kaynaklanır. Kurtubî ve Beydâvî, 'urde' kelimesinin dilbilimsel kök ve i'rab imkânlarını (şiirden şahitlerle) daha ayrıntılı tahlil ederken, Taberî ve İbn Kesîr rivayet zincirlerine (sahabe-tabiin görüşleri, hadisler) dayanarak yemin bozulduğunda kefaret gerekliliğini pratik hüküm boyutuyla işler. Râzî ayrıca yemine sık başvurmanın değersizleştirici etkisine dair ayrı bir vurgu getirir, Beydâvî de bunu 'Allah'a cüretkarlık' çerçevesinde ele alır.
Dönemsel bağlam
Taberî gibi erken dönem müfessir ağırlıklı olarak rivayet zincirlerine dayanırken, Zemahşerî ve sonraki müfessirlerde dil/belağat tahlili ağırlık kazanmış; Kurtubî ve Beydâvî bu iki yöntemi (rivayet ve dilbilim) birleştirerek daha sistematik bir okuma sunmuştur. İbn Kesîr ise rivayet temelli yaklaşımı sürdürerek erken dönem yöntemine daha yakın durmuştur. Temel mesaj (yemini hayırdan kaçmak için bahane etmeme) tüm dönemlerde sabit kalmıştır.
Günümüz bağlantısı
Bu karşılaştırmalı okuma, verilen sözlerin veya alınan tutumların, iyilik yapmayı, ilişkileri onarmayı ve toplumsal dayanışmayı engelleyen bir bahaneye dönüştürülmemesi gerektiğini hatırlatabilir. Kişinin daha hayırlı bir yolu gördüğünde önceki tutumundan geri dönebilmesi, ihlas ve yapıcı bir tavrın göstergesi olarak düşünülebilir. Bu bakış, aile içi veya toplumsal anlaşmazlıklarda arabuluculuk ve hoşgörüyü teşvik eden bir hassasiyetle ilişkilendirilebilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir