لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرِيبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لَّٱتَّبَعُوكَ وَلَٰكِنۢ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ ٱلشُّقَّةُ وَسَيَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ لَوِ ٱسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْ يُهْلِكُونَ أَنفُسَهُمْ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
“Had it been a near adventure and an easy journey they had followed thee, but the distance seemed too far for them. Yet will they swear by Allah (saying): If we had been able we would surely have set out with you. They destroy their souls, and Allah knoweth that they verily are liars.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre bu ayet, Tebük seferinden geri kalıp mazeret gösteren kişilerin durumunu anlatır; eğer Peygamber'in çağırdığı yer yakın ve kolay bir ganimet olsaydı onunla birlikte çıkarlardı, ama uzak ve zorlu bir yolculuk olduğu için geri kaldılar. Bu kişiler gerçekte çıkmaya güç yetirebilecek durumdaydılar (mal, binek ve beden sağlığı bakımından), fakat kendi isteksizlikleri ve şeytanın vesvesesiyle geri kaldılar ve Allah'a yalan yere yemin ederek 'gücümüz yetseydi çıkardık' dediler.
إنهم يستطيعون الخروج، ولكن كان تبطئة من عند أنفسهم والشيطان وزهادة في الخير
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî'ye göre münafıklar Hz. Peygamber tebûk seferinden döndüğünde özür beyan ederek yalan yere Allah'a yemin edip 'gücümüz yetseydi elbette çıkardık' demişlerdir. Ayetteki 'lev-esteta'na' cevabı, hem kasemin cevabı hem de gelecekte olacak bu yemin ve özür haberi konumundadır ve bu haber verilişin kendisi mucizelerden sayılmıştır. İstitâat kelimesi ya azığa/imkâna güç yetirmeyi ya da bedensel güç yetirmeyi ifade eder; onlar hasta gibi davranmışlardır.
أي سيحلفون بعني المتخلفين عند رجوعك من غزوة تبوك معتذرين يقولون بالله أو سيحلفون بالله ويقولون : لو استطعنا ، وقوله : { لخرجنا } سد مسد جوابي القسم ولو جميعا ، والإخبار بما سوف يكون بعد القفول من حلفهم واعتذارهم . وقد كان من جملة المعجزات .
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Râzî'ye göre bu ayette 'araz' dünya menfaatleri anlamına gelir ve 'karîb' de yakın, kolay bir sefer demektir; ayet Tebük Gazvesi'nden geri kalan münafıklar hakkında inmiştir. Onların Allah'a itaatten geri kalmalarının sebebi, elde edecekleri menfaatin uzak ve seferin zor olması, ganimet umutlarının azalmasıdır; eğer sefer yakın ve kolay olsaydı peşinden giderlerdi. Ayrıca ayette bu geri kalışın Peygamber'in izniyle olup olmadığı açıkça belirtilmemiştir.
هذه الآية نزلت في المنافقين الذين تخلفوا عن غزوة تبوك ، ومعنى الكلام أنه لو كانت المنافع قريبة والسفر قريبا لاتبعوك طمعا منهم في الفوز بتلك المنافع
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre âyette 'kâne' fiilinin ismi hazfedilmiştir ve takdir şöyledir: eğer davet edilen şey yakın bir menfaat ve kolay, yolları bilinen bir sefer olsaydı münafıklar peygambere tabi olurlardı. Bu ifade münafıklara yönelik bir kinayedir, çünkü onlar da sefere (nefir) çağrılanlar arasında zikredilmişlerdir. Kurtubî bu üslubu Arap dilinde cümleyi zikredip sonra ona râci bir zamir getirme (bir kısmına dönen izmar) kullanımına örnek verir ve şıkka (sefer/uzak yolculuk) kelimesinin dilbilimsel açılımını yapar; bu âyetin bütünüyle Tebük gazvesiyle ilgili olduğunu belirtir.
عطف عليه وحذف إسم كان لدلالة الكلام عليه التقدير : لو كان المدعو إليه عرضا قريبا وسفرا قاصدا أي سهلا معلوم الطرق لاتبعوك وهذه الكناية للمنافقين كما ذكرنا لأنهم داخلون في جملة من خوطب بالنفير
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre metin, münâfıkların Hz. Peygamber'e katılmamalarının nedeninin yolun uzaklığı ve meşakkati olduğunu; eğer sefer yakın ve ganimet kolay olsaydı onunla birlikte çıkacaklarını iddia ettiklerini açıklar. Onların 'eğer bir mazeretimiz olmasaydı sizinle birlikte çıkardık' şeklindeki mantığına işaret edilir.
قال ابن عباس غنيمة قريبة أي قريبا أيضا ( لاتبعوك ) أي لكانوا جاءوا معك لذلك أي المسافة إلى الشام أي لكم إذا رجعتم إليهم أي لو لم يكن لنا أعذار لخرجنا معكم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre münafıklar eğer davet edildikleri şey dünyevi kolay bir menfaat ve yakın/orta bir yolculuk olsaydı Peygamber'e uyacaklardı, ancak mesafe onlara ağır geldiği için geri kalmışlardır; sonra döndüğünde yalan yere Allah'a yemin edip özür beyan edeceklerdir ve Allah onların yalancı olduğunu bilmektedir. 'Afâ'llâhu anke' ifadesi ise Hz. Peygamber'in izin vermesindeki hatasına dokunaklı bir kinaye olup, ona münafıklara izin vermesi konusunda bir sitem içerir; bu, Resûlullah'ın emredilmeden yaptığı iki işten biridir.
عفا الله عنك كناية لا عن خطئه في الإذن فإن العفو من روادفه
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler ayeti Tebük seferinden geri kalan münafıklarla ilişkilendirir; sefer uzak ve zorlu olduğu için, yakın/kolay bir ganimet olsaydı katılacaklarını, ancak yalan yere Allah'a yemin ederek özür beyan ettiklerini vurgularlar.
Differences
Taberî ve İbn Kesîr rivayet temelli bağlamsal okumaya yaslanırken (Katade, İbn İshak, İbn Abbas nakilleri), Zemahşerî, Râzî, Kurtubî ve Beydâvî dil/belağat tahliline daha çok ağırlık verir; örneğin 'karîb', 'araz', 'şıkka' kelimelerinin anlam katmanları ve kinaye/izmar üslubu üzerinde dururlar. Beydâvî ayrıca 'Afâ'llâhu anke' ifadesini Peygamber'in izin vermesine yönelik hafif bir sitem olarak yorumlayarak farklı bir vurgu getirir.
Historical context
Erken dönem müfessirler (Taberî, İbn Kesîr) olayın tarihsel bağlamına ve rivayetlere odaklanırken, sonraki dönem müfessirler (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî) dilbilimsel ve belağî inceliklere daha fazla eğilmiş; temel olay örgüsü (münafıkların geri kalışı ve yalan yemini) yüzyıllar boyunca sabit kalmıştır.
Modern connection
Bu ayet, bir sorumluluktan kaçarken kolaylık ve kişisel çıkar beklentisiyle hareket etmenin, ihlas ve samimiyetten uzaklaşmaya yol açabileceğini hatırlatabilir. Toplumsal veya ailevi görevlerde zorluk karşısında geri durmak yerine sabır ve içten bir bağlılıkla hareket etmenin önemi üzerinde düşünmeye vesile olabilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar