وَذَرِ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِهِۦٓ أَن تُبْسَلَ نَفْسٌۢ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلِىٌّ وَلَا شَفِيعٌ وَإِن تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لَّا يُؤْخَذْ مِنْهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ أُبْسِلُوا۟ بِمَا كَسَبُوا۟ لَهُمْ شَرَابٌ مِّنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌۢ بِمَا كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ

“Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinen ve kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak! Ve hiçbir kimsenin kazandığı şey yüzünden kendisini helake atmamasını, kendisi için Allah'tan başka hiç bir dost ve hiçbir şefaatçi bulunmadığını Kur'ân ile hatırlat. O, azaptan kurtulmak için bütün varını feda etse, kendisinden alınmaz. Onlar kazandıkları şey yüzünden helake uğratılmışlardır. Onlar için, inkâr ettiklerinden dolayı kaynar bir içecek ve can yakıcı bir azab vardır.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî, 'tübsel' kelimesinin kökünü 'ibsâl' (men etme, alıkoyma) olarak açıklar; kişinin kendi kazandığı kötülük yüzünden helak ve azaba teslim edilip rehin bırakılmasından sakınmak anlamındadır. Aynı kökten türeyen 'bâsil' (yiğit) ve 'âbis' (asık suratlı) kelimelerinin de bu anlam alanıyla ilişkisini gösterir. Ayrıca 'adl' kelimesinin fidye anlamında masdar olduğunu, dolayısıyla 'yü'haz' fiilinin failinin 'adl' değil 'minhâ' olduğunu belirtir.

وأصل الإبسال المنع ، لأن المسلم إليه يمنع المسلم
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî'ye göre 'dinlerini oyun ve eğlence edindiler' ifadesi, ya kendilerine tebliğ edilen dinle alay etmelerini, ya da mensup oldukları dinin gereklerini yerine getirmeyip onunla alay etmelerini ifade eder. Ayrıca bir görüşe göre buradaki 'din' kelimesi 'bayram' anlamına gelir; Kelbî'ye göre Allah her topluma tazim edip namaz kıldıkları bir bayram tayin etmiştir, ancak Muhammed ümmeti dışındaki topluluklar bayramlarını oyun ve eğlenceye çevirmişlerdir.

وقيل : المراد بالدين هنا العيد قال الكلبي : إن الله تعالى جعل لكل قوم عيدا يعظمونه ويصلون فيه لله تعالى وكل قوم اتخذوا عيدهم لعبا ولهوا إلا أمة محمد صلى الله عليه وسلم فإنهم اتخذوه وصلاة وذكرا وحضورا بالصدقة مثل الجمعة والفطر والنحر
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr'e göre bu ayette Hz. Peygamber'e kâfirleri bırakması, onlardan yüz çevirmesi ve onlara az bir mühlet vermesi emredilmiştir; çünkü onlar sonunda büyük bir azaba uğrayacaklardır. Ayrıca Kur'an'la insanların uyarılmasının, Allah'ın azabına karşı hatırlatma amacı taşıdığı belirtilir. 'Tübsel' kelimesinin anlamı hakkında sahâbe ve tâbiînden nakledilen çeşitli görüşler (helâk olma, rüsvay olma, hapsedilme, cezalandırılma) zikredilip bunların mana itibariyle birbirine yakın olduğu, sonucun helâke teslim olma ve hayırdan mahrum kalma olduğu vurgulanır.

قال الضحاك عن ابن عباس ومجاهد وعكرمة والحسن والسدي تبسل تسلم وقال الوالبي عن ابن عباس تفتضح وقال قتادة تحبس وقال مرة وابن زيد تؤاخذ وقال الكلبي تجازى وكل هذه الأقوال والعبارات متقاربة في المعنى
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre bu ayet, dinlerini oyun ve eğlence edinen, ibadet vakitlerini bile eğlenceye çeviren kimselerden yüz çevrilmesini emretmekte; onlarla ilgilenmemek ya da onlara bir tehdit anlamı taşımaktadır. Dünya hayatının aldatıcılığına kapılıp ahireti inkar edenlerin, kazandıkları kötü ameller sebebiyle azaba teslim edileceği (übsile), kendilerini kurtaracak ne bir veli ne de şefaatçi bulamayacakları, hiçbir fidyenin kabul edilmeyeceği belirtilir. Sonuçta bu kişilerin kaynar sudan içecek ve inkârları sebebiyle elem verici bir azaba uğrayacakları ifade edilir.

أن تبسل نفس بما كسبت مخافة أن تسلم إلى الهلاك وترهن بسوء عملها. وأصل الأبسال والبسل المنع
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre 'en tübsele' ifadesi, nefsin kazandığı günahlar sebebiyle rehin tutulması, kendisinin de bu suçları yüzünden Allah'ın cezasına teslim edilip helak edilmesi anlamına gelir. 'Tü'adil' ise fidye vermek demektir; kişi kıyamet günü ne kadar fidye verse de kabul edilmeyecektir. Müfessir, bu görüşü desteklemek için 'aslu'l-ibsâl' kelimesinin lugavî kökenini ve 'adl' kelimesinin fidye anlamına geldiğini açıklar, ayrıca bazı âlimlerin bu ifadeyi tövbe olarak yorumlamasını reddeder.

وأصل الإبسال: التحريم، يقال منه: أبسلت المكان: إذا حرمته فلم تقر به
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre ayetteki 'ذكر به' ifadesindeki zamir, en yakın zikredilen unsur olan 'din'e râcidir; yani kastedilen, insanların inanıp doğruluğuna itikad etmesi gereken dindir. Ayrıca 'تبسل' kelimesi hakkında İbn Abbas, Hasan, Mücahid ve Katade'den nakledilen farklı görüşler zikredilmiş; anlamın, kişinin dünyada kazandığı günahlar sebebiyle cehennemde rehin tutulması, helake teslim edilmesi veya hapsedilmesi olduğu belirtilmiştir. Sonuç olarak ayetin maksadı, insanları Kur'an ve dinin gerektirdiği şeyle uyarıp cehennemde hapsolunmaktan korkutmaktır.

فوجب عود الضمير إليه

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Müfessirlerin çoğu 'tübsel' kelimesinin kökünü 'ibsâl' (helake/cezaya teslim edilme, rehin tutulma) olarak açıklar ve kişinin kendi kazandığı günahlar sebebiyle bu duruma düşeceğini belirtir. Ayrıca 'adl' kelimesinin fidye anlamında olduğu ve kıyamet günü hiçbir fidyenin kabul edilmeyeceği hususunda Zemahşerî, Taberî, Beydâvî ve Râzî büyük ölçüde birleşir. Taberî, İbn Kesîr ve Râzî ayrıca sahâbe ve tâbiîn görüşlerini (İbn Abbas, Mücahid, Katâde, Süddî vb.) aktararak bu anlam alanını desteklerler.

Farklar

Zemahşerî ve Taberî daha çok dil/belağat ve kök tahliline (bsl, adl kelimelerinin etimolojisi, şiir şahitleri) odaklanırken; İbn Kesîr ve Râzî rivayet zincirlerini ön planda tutup sahâbe-tâbiîn görüşlerini derleyip mana yakınlığına dikkat çeker. Kurtubî ise farklı bir yorum katarak 'din' kelimesini 'bayram' anlamıyla ilişkilendirir ve Kelbî'den bir rivayet nakleder; bu diğerlerinde görülmeyen özgün bir okumadır. Beydâvî ise dil tahlilinin yanına ayetin nesih ihtimaline dair fıkhi/bağlamsal bir tartışma ekler ki bu yöntemsel bir farklılıktır.

Dönemsel bağlam

En erken dönem müfessiri Taberî'den itibaren dil tahlili ve rivayet nakli birlikte kullanılmış; bu temel yöntem Zemahşerî, Kurtubî, İbn Kesîr, Beydâvî ve Râzî'de de sürmüştür. Zemahşerî ve Beydâvî gibi daha sonraki belâgat/dil odaklı müfessirlerde kök tahlili ve i'rab incelemesi daha sistemli işlenmiş, Kurtubî ve İbn Kesîr'de rivayet ağırlığı öne çıkmıştır. Temel anlam (helake teslim olma, fidyenin faydasızlığı) dönemler boyunca sabit kalmış, farklılıklar daha çok yöntem ve vurgu düzeyinde kalmıştır.

Günümüz bağlantısı

Bu ayet, kişinin kendi kazandığı davranışların sonuçlarından sorumlu olduğu ve dünyevi imkanların (fidye, statü, servet) tek başına bir kurtuluş vesilesi olamayacağı fikrini hatırlatır. Günümüzde bu, ahlaki sorumluluk bilinci ve ihlasla yapılan işlerin değeri üzerinde düşünmeye; ibadet ve dini değerlerin sahici bir öz ile yaşanmasının, sadece şekilsel bir alışkanlığa dönüşmemesinin önemine dair ihtiyatlı bir hatırlatma olarak okunabilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir