أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُ وَمَن يَلْعَنِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ نَصِيرًا

“Onlar, Allah'ın lanet ettiği kimselerdir. Allah kime lanet ederse artık ona asla bir yardımcı bulamazsın.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre ayette geçen kimseler, Allah'ın rahmetinden uzaklaştırıp lanetlediği, fesat çıkaran ve akrabalık bağlarını kesenlerdir. Allah onları duyma yetisinden mahrum bırakmıştır; bu, kulaklarıyla Kur'an'daki öğütleri işitememeleri anlamına gelir. Taberî ayrıca bu grubun Ehl-i Kitap'tan bazı Yahudiler olduğunu, İbn Abbas'tan gelen rivayette adı geçenlerin ya Sa'd ya da Huyey ve beraberindekiler (Ka'b veya başkası) olabileceğini nakleder.

هؤلاء الذين يفعلون هذا، يعني الذين يفسدون ويقطعون الأرحام الذين لعنهم الله، فأبعدهم من رحمته {فأصمهم} يقول: فسلبهم فهم ما يسمعون بآذانهم من مواعظ الله في تنزيله
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre ayet, Allah'ın kendilerini lanetleyip yardımcısız bıraktığı kimselerin iki durumdan birinde olduğunu anlatır: ya lanetlenip hayır ve doğruluktan uzaklaştırıldıkları için Kur'an'ı hiç tedebbür etmezler, ya da tedebbür etseler bile kalpleri kilitli olduğundan onun anlamları kalplerine girmez. Râzî bu iki ihtimali 'أفلا يتدبرون' ve 'أم على قلوب أقفالها' ifadeleriyle ilişkilendirir ve buna göre 'أم' edatının 'bel' anlamına gelmesine gerek olmadığını, gerçek istifham anlamıyla kullanıldığını belirtir.

تقديره أفلا يتدبرون القرآن لكونهم ملعونين مبعودين ، أم على قلوب أقفال فيتدبرون ولا يفهمون
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre ayetteki lanetlenme ifadesi, kişilerin Allah'ın rahmetinden kovulup uzaklaştırılmasını ifade eder. Bunun sonucunda 'sağır kılma' ifadesi de onların hakkı işitmez/kabul etmez hale getirilmelerini anlatır.

أي طردهم وأبعدهم من رحمته ( فأصمهم ) عن الحق
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 52. ayette Allah'ın lanetlediği kimseler için hiçbir yardımcı bulunamayacağı, kendilerinden azabı şefaatle veya başka bir yolla savacak kimse çıkmayacağı belirtilir. 53. ayetteki 'em' inkâri anlamda olup, Yahudilerin mülkün kendilerine döneceği iddiasını reddeder; onlara mülkten bir pay verilseydi bile kimseye bir çekirdek çukuru kadar dahi bir şey vermeyecekleri, bunun da onların cimriliğinin abartılı bir tasviri olduğu ifade edilir. Ayrıca ayetteki ifadenin, onlara mülkten pay verildiğinin kinaye yoluyla inkârı ve insanlara hiçbir şey vermeyecekleri anlamına da gelebileceği belirtilir.

أم لهم نصيب من الملك أم منقطعة ومعنى الهمزة إنكار أن يكون لهم نصيب من الملك وجحد لما زعمت اليهود من أن الملك سيصير إليهم.

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Taberî, Kurtubî ve Beydâvî lanetlenme kavramını Allah'ın rahmetinden uzaklaştırma/kovma olarak açıklar; Taberî ve Kurtubî sağırlık ifadesini hakkı işitip kabul edememe olarak yorumlar. Râzî ve Kurtubî'nin dil/belağat odaklı yaklaşımı ile Taberî'nin rivayet temelli yorumu, aynı temel anlam çerçevesinde birleşir.

Farklar

Taberî rivayetlere dayanarak ayetin belirli kişilere (Yahudilerden bazı isimler) işaret ettiğini nakleder; bu tarihsel-rivayet yöntemidir. Râzî ise dil/belağat tahlili yaparak kalbin kilitli olması ile hiç tedebbür etmeme ihtimalini ayrı ayrı değerlendirir, istifham edatının anlamı üzerinde durur. Kurtubî sözlük anlamı üzerinden kısa bir açıklama sunar. Beydâvî ise farklı bir ayet bağlamında (53. ayet) Yahudilerin mülk iddiasını dilbilimsel kinaye ve mübalağa sanatıyla çözümler; bu farklar müfessirlerin yöntem tercihlerinden (rivayet tefsiri/dirayet tefsiri) ve ele aldıkları ayet kısmından kaynaklanır.

Dönemsel bağlam

Taberî'nin erken dönem rivayet ağırlıklı yaklaşımından, Râzî ve Beydâvî'nin daha sonraki dönemlerde dil/belağat ve mantıksal çözümlemeye dayanan yöntemine geçiş görülür; temel anlam (lanet-sağırlık ilişkisi) sabit kalırken açıklama yöntemi zamanla rivayetten dirayete evrilmiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırma, kalbin ve zihnin hakikate açık olması ile ilim ve iman arasındaki uyumun önemine dikkat çekebilir; hakkı işitip anlamak için içsel bir hazırlığın gerekliliği vurgulanabilir. Ayrıca metinleri farklı yöntemlerle ama ortak bir amaçla anlamaya çalışan müfessirlerin tutumu, günümüzde de bilgiye açık, sabırlı ve düşünceye dayalı bir yaklaşımın değerini hatırlatabilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir