أَمْ يَقُولُونَ بِهِۦ جِنَّةٌۢ بَلْ جَآءَهُم بِٱلْحَقِّ وَأَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَٰرِهُونَ

“Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Aksine o, kendilerine hakkı getirmiştir. Halbuki onlar haktan hoşlanmamaktadırlar.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre bu ayet, kâfirlerin Hz. Muhammed'e mecnun demelerinin apaçık bir yalan olduğunu belirtir. Çünkü mecnun anlamsız, saçma sözler söylerken, Hz. Muhammed'in getirdiği şey en muhkem hikmet ve doğruluğu sağlıklı fıtrat sahiplerinden gizli kalmayan haktır. Kâfirlerin onu tanımadıkları için değil, hakka boyun eğmekten kaçındıkları, ona karşı hased ve kibirlerinden dolayı bu iddiayı ileri sürdükleri belirtilir.

وذلك أن المجنون يهذي فيأتي من الكلام بما لا معنى له، ولا يعقل ولا يفهم، والذي جاءهم به محمد هو الحكمة التي لا أحكم منها، والحق الذي لا تخفى صحته على ذي فطرة صحيحة، فكيف يجوز أن يقال: هو كلام مجنون؟
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre kâfirlerin Hz. Peygamber'i mecnun diye nitelemesi, delilleri karşısında akıl yürütülmüş bir itham değil; ya ona tabi olma korkusundan kaynaklanan bir hakaret ya da avamı ondan uzak tutmak için kullanılan bir küçümseme aracıdır. Ayrıca çoğunluğun hakkı sevmemesinin sebebi taklide bağlılık ve Hz. Muhammed'i kabul ettiklerinde makam ve reisliklerinin sarsılacağı endişesidir; azınlığın da hakkı sevmemesi değil, kavminden gelecek kınamadan çekinmesi söz konusudur.

أحدهما : أنهم نسبوه إلى ذلك من حيث كان يطمع في انقيادهم له وكان ذلك من أبعد الأمور عندهم فنسبوه إلى الجنون لذلك والثاني : أنهم قالوا ذلك إيهاما لعوامهم لكي لا ينقادوا له فأوردوا ذلك مورد الاستحقار له
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu metne göre müşrikler Peygamber'in davetini kabul etmeyişlerine gerekçe olarak onu 'mecnun' (deli) olmakla itham etmeyi öne sürmüşlerdir; oysa kendisinde delilik alametleri bulunmayıp getirdiği Kur'an, tevhid ve din haktır. Metin ayrıca 'çoğunun' ifadesinin aslında hepsini kapsadığını, bunun da hased, azgınlık ve taklit sebebiyle gerçekleştiğini belirtir.

فليس هو هكذا لزوال أمارات الجنون عنه يعني القرآن والتوحيد الحق والدين الحق ( وأكثرهم ) أي كلهم حسدا وبغيا وتقليدا
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr, ayetteki ifadenin ya hal cümlesi (çoğunluğun hakkı çirkin görme haliyle) ya da müstakil haber cümlesi olabileceğini belirtir. Ardından Katâde'den nakledilen rivayetleri aktararak Hz. Peygamber'in İslam'a davet ettiği kişilerin isteksizliğine karşı verdiği cevapları ve temsilleri zikreder; bu temsillerde İslam'a girmenin zorluğuna rağmen daha kolay ve güvenilir bir yol olduğu anlatılır.

يحتمل أن تكون هذه جملة حالية أي في حالة كراهة أكثرهم للحق ويحتمل أن تكون خبرية مستأنفة والله أعلم وقال قتادة ذكر لنا أن نبي الله صلى الله عليه وسلم لقي رجلا فقال له أسلم فقال الرجل إنك لتدعوني إلى أمر أنا له كاره فقال نبي الله صلى الله عليه وسلم وإن كنت كارها
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre bu ayetler, müşriklerin Kur'an'ı ve Peygamber'i inkârına dair üç muhtemel bahaneyi tek tek çürütmektedir: Kur'an üzerinde düşünmediler mi, atalarına gelmeyen bir şey mi geldi, yoksa peygamberlerini tanımıyorlar mı? Sonuçta müfessir, gerçek sebebin bunların hiçbiri olmadığını, asıl nedenin çoğunluğun hakkı, kendi şehvet ve heveslerine aykırı düştüğü için kerih görmesi olduğunu belirtir. Azınlığın imanı terk etmesi ise haktan nefret değil, kavminin kınamasından çekinme veya anlayış eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

بل جاءهم بالحق وأكثرهم للحق كارهون لأنه يخالف شهواتهم وأهواءهم فلذلك أنكروه، وإنما قيد الحكم بالأكثر لأنه كان منهم من ترك الإيمان استنكافا من توبيخ قومه أو لقلة فطنته وعدم فكرته لا كراهة للحق.

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler, müşriklerin Hz. Peygamber'i 'mecnun' diye nitelemesinin veya hakkı reddetmesinin akli/mantıklı bir delile değil; hased, kibir, taklit, makam kaygısı veya kavminden çekinme gibi psikolojik-sosyal sebeplere dayandığında birleşir. Ayrıca 'çoğunluk' ifadesinin yorumunda hakkı sevmeyenlerin gerçek saikinin cehalet değil, iç dünyalarındaki direnç olduğu ortak vurgudur.

Farklar

Taberî meseleyi daha çok dil ve mantık tezadı (mecnun-hikmet karşıtlığı) üzerinden ele alırken, Râzî ve Beydâvî ayeti daha sistemli bir istifham/ihtimal analizine tabi tutarak azınlık-çoğunluk ayrımını incelikle işler. Kurtubî 'çoğunluk' ifadesinin aslında tümünü kapsadığını öne sürerek diğerlerinden biraz ayrılır. İbn Kesîr ise dil tahlilinin yanında rivayet ve temsillere (Katâde nakli) ağırlık vererek daha nakle dayalı bir yöntem izler; bu farklar İbn Cerîr'in daha erken dönem rivayet-dirayet karışımı tarzından, Râzî ve Beydâvî'nin daha sonraki kelam/belağat ağırlıklı yöntemine uzanan bir çizgiyi yansıtır.

Dönemsel bağlam

En erken müfessir Taberî'den en geç Beydâvî'ye uzanan süreçte ayetin temel mesajı -hakkı reddetmenin akli değil nefsani temelli olduğu- sabit kalmış, fakat izah yöntemi zamanla dil tahlilinden mantıksal ihtimal sıralamasına ve kelamî inceliğe doğru evrilmiştir. Bu, tefsir geleneğinin zamanla daha sistematik/analitik bir üsluba yöneldiğini gösterir; içerikte köklü bir kopuş yoktur.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, bir gerçeği reddetmenin çoğu zaman akıl eksikliğinden değil, kişisel çıkar, alışkanlık veya toplumsal baskıdan kaynaklanabileceğini hatırlatır. Bu açıdan ilim ile vicdanı birlikte işletmek, çevre baskısına rağmen doğruyu araştırma cesareti ve sabırla açıklayıcı bir tutum, günümüzde de kişisel ve toplumsal ilişkilerde yapıcı bir referans olabilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir