قَالُوا۟ يَٰلُوطُ إِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَن يَصِلُوٓا۟ إِلَيْكَ فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ إِلَّا ٱمْرَأَتَكَ إِنَّهُۥ مُصِيبُهَا مَآ أَصَابَهُمْ إِنَّ مَوْعِدَهُمُ ٱلصُّبْحُ أَلَيْسَ ٱلصُّبْحُ بِقَرِيبٍ

“Melekler dediler: "Ey Lut! Şundan emin ol ki, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla zarar veremezler. Sen, gecenin bir kısmı olunca ailenle birlikte hemen buradan çık git. İçinizden hiç kimse geri kalmasın, eşin başka. Çünkü ona da onlara gelecek olan musibet gelecektir. Haberin olsun, helâk zamanları sabah vaktidir. Zaten sabah yakın değil mi?"” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî, Lût kıssasında 'fe'sri bi-ehlike' ayetinin kıraat farklılıklarını ele alır; hem hemzeli hem hemzesiz okuyuşun aynı anlama geldiğini belirtir. 'İllâ imraeteke' ifadesinin nasb ile okunmasının Lût'un karısını beraberinde götürmediğini, ref ile okunmasının ise onu götürüp ancak arkasına dönmesi sebebiyle helak olduğunu gösterdiğini aktarır. Taberî kendisi nasb kıraatini tercih eder çünkü Hicaz, Kûfe ve bir kısım Basra kurrâsı bu şekilde okumuştur.

وأما قوله: فإن عامة القراء من الحجاز والكوفة، وبعض أهل البصرة، قرءوا بالنصب بتأويل: فأسر بأهلك إلا امرأتك، وعلى أن لوطا أمر أن يسري بأهله سوى زوجته، فإنه نهي أن يسري بها، وأمر بتخليفها مع قومها.
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî, Lut kavminin elçilere yönelik kastının Cebrail (a.s.) tarafından kanadıyla yüzlerine vurulup gözlerinin kör edilmesiyle engellendiğini; bu olayın onların ilahi elçilere zarar veremeyeceğini gösterdiğini aktarır. Ayrıca 'فأسر' ve 'الصبح' kıraat farklılıklarını, Lut'un ailesiyle çıkışı ve karısının geride kalıp kalmadığına dair iki farklı rivayeti, bunların kıraat farklılıklarıyla ilişkisini izah eder. Son olarak evrenin idaresinin tek bir ilaha ait olması gerektiğine dair ayetin delalet ettiği iki hususu (yöneticinin bir olması ve bu bir olanın sadece O olması) açıklar.

فقام في الصورة التي يكون فيها فنشر جناحه وله جناحان وعليه وشاح من در منظوم وهو براق الثنايا فضرب بجناحه وجوههم فطمس أعينهم فأعماهم
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî, ayetteki 'fe-esri' fiilinin kıraat farklılıklarını (esri/esra) ve dil açısından iki lehçenin de fasih olduğunu açıklar; ardından 'illâ imraeteke' ibaresinin istisna mı yoksa bedel mi olduğu tartışmasına girer. Nasb kıraatinde bu, ehl'den istisna olup kadının Lut ile birlikte çıkmadığını, ref' kıraatinde ise bedel olup dönüp bakma yasağından istisna edildiğini, yani kadının döndüğü için helak olduğunu aktarır. Ebû Ubeyd'in ref' kıraatine itirazını ve Nahhâs'ın buna cevabını nakleder.

وقرأ أبو عمرو وبن كثير : إلا أمراتك بالرفع على البدل من أحد وأنكر هذه القراءة جماعة منهم أبو عبيد وقال لا يصح ذلك إلا برفع يلتفت ويكون نعتا لأن المعنى يصير إذا أبدلت وجزمت أن المرأة أبيح لها الالتفات وليس المعنى كذلك
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr'e göre Lut'a ailesiyle gecenin son vaktinde yola çıkması ve onların arkasından yürüyerek koruyucu (sâka) olması emredilmiştir; helak sesini işitseler bile korkup geri dönmemeleri, sadece yürümeye devam etmeleri istenmiştir. Ayrıca eşinin istisna edilip edilmediği konusunda kıraat ve nahiv âlimlerinin görüş ayrılığına değinilmiş, bir kısmının onu 'مثبت'den istisna sayarak nasb ile okuduğu, bir kısmının ise ref ve nasb okuyuşlarını da caiz gördüğü aktarılmıştır. Rivayete göre kadın seslenişi işitince geri dönüp bakınca gökten gelen bir taşla helak olmuştur.

قال الأكثرون هو استثناء من المثبت وهو قوله وكذلك قرأها ابن مسعود ونصب هؤلاء امرأتك لأنه من مثبت فوجب نصبه عندهم وقال آخرون من القراء والنحاة هو استثناء من قوله فجوزوا الرفع والنصب
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî, 'فأسر بأهلك' emrini gece vaktinden bir bölümle yürüme olarak açıklar; ailesinden kimsenin arkasına bakmaması (geride kalmaması) emredilirken, karısı bu emirden istisna tutulur. Lût'un karısının azap sesini işitince arkasına dönüp kavmine seslenmesi ve bu yüzden bir taşla helak olması bağlamında, 'ولا يلتفت' ve istisna arasındaki ilişkiyi farklı kıraatlere göre tartışır; istisnanın 'ولا يلتفت' ifadesinden yapılmasının daha uygun olduğunu, kadının dönmesine izin verilmemiş olsa da bu konuda yasaklanmamış olabileceğini belirtir. Ayrıca 'إن موعدهم الصبح' ifadesinin, gece yürüme emrinin gerekçesi; 'أليس الصبح بقريب' ifadesinin ise Lût'un azabın gecikmesinden duyduğu sıkıntıya verilen cevap olduğunu aktarır.

والأولى جعل الاستثناء في القراءتين من قوله: ولا يلتفت مثله في قوله تعالى: ما فعلوه إلا قليل ولا يبعد أن يكون أكثر القراء على غير الأفصح، ولا يلزم من ذلك أمرها بالالتفات بل عدم نهيها عنه استصلاحا
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu metinde Râzî, Lût kavminden ailesiyle geceleyin yürümesinin ('esr') faydalarını sıralar: geride kimsenin kalmayıp azaba uğramaması, gelecek belanın büyüklüğünün görülmemesi, arkada bırakılan şeylere aldırmadan hızla yürünmesi ve arkada kalan eşyadan dolayı asla geri dönülmemesi gerektiği belirtilir. Ayrıca 'sivâ' ve 'illâ imraeteke' ifadelerinin farklı kıraatlerine ve dilbilimsel anlamlarına dair görüşler nakledilir.

لئلا يتخلف منكم أحد فينا له العذاب

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler 'fe'sri bi-ehlike' ve 'illâ imraeteke' ifadelerindeki kıraat farklılıklarının (hemzeli/hemzesiz, ref/nasb) anlam üzerindeki etkisini merkeze alır; hepsi Lût'un karısının geride kalıp arkasına dönmesi ve bu yüzden helak olması meselesini kıraatlerle ilişkilendirir. Ayrıca dil/belağat tahlili ile rivayet malzemesinin birlikte kullanıldığı ortak bir yöntem görülür.

Farklar

Taberî meseleyi doğrudan kıraat tercihi ve icma-i hüccet üzerinden çözerken, Kurtubî istisna-bedel tartışmasını dilcilerin ihtilaflarıyla (Ebû Ubeyd-Nahhâs) derinleştirir. Zemahşerî ve Beydâvî, olaya Cebrail'in müdahalesi gibi rivayet unsurlarını daha fazla katar ve Zemahşerî ayrıca ayetten tevhid istidlaline uzanır. İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir anlatımla 'sâka' kavramını işlerken, Râzî ise gece yürüyüşünün hikmetlerini akli/faydacı bir çerçevede sıralar. Bu farklar, dilci-kelamcı-müfessir kimliklerinin ve dönemin ilmî önceliklerinin tefsire yansımasından kaynaklanır.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessiri Taberî kıraat ve rivayet temelli bir yöntemle meseleyi sınırlı tutarken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Râzî gibi müfessirlerde dilbilimsel-belâgî ve kelamî derinleşme görülür; Kurtubî ve İbn Kesîr ise klasik dönemde rivayet ve dil analizini dengeli bir şekilde harmanlayarak sentezleyici bir yaklaşım sunar. Temel kıraat tartışması sabit kalmakla birlikte, yorumun kapsamı zamanla genişlemiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu kıssa, güçlük anlarında geçmişe veya alışılmış olana bağlılığın bazen kişiyi geride bırakabileceğini, ileriye bakmanın ve sabırla yola devam etmenin önemini hatırlatır. Aile içinde ortak bir yönde ilerleme ve birbirini koruma bilinci, toplumsal dayanışmanın küçük bir örneği olarak okunabilir. Ayrıca farklı kıraat ve yorumların bir arada saygıyla nakledilmesi, ilim geleneğinde hoşgörülü bir okuma çeşitliliğine güzel bir örnektir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir