أَمْ يَقُولُونَ ٱفْتَرَىٰهُ قُلْ إِنِ ٱفْتَرَيْتُهُۥ فَعَلَىَّ إِجْرَامِى وَأَنَا۠ بَرِىٓءٌ مِّمَّا تُجْرِمُونَ

“Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki; "Eğer uydurdumsa vebali benim boynumadır. Bense sizin yüklendiğiniz vebalden uzağım".” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre bu ayette Allah, Hz. Muhammed'e, kavminden Kur'an'ı iftira ettiğini söyleyen müşriklere karşı Nuh kıssasındaki gibi cevap vermesini bildirmektedir: Eğer bu iftira ise günahı kendisine aittir, onlar bu günahtan sorumlu tutulmaz, kendisi de onların günahından sorumlu tutulmaz. Peygamber onların işledikleri günahlardan (Allah'a iftira etmelerinden) berîdir.

قل لهم: إن افتريته فتخرصته واختلقته يقول: فعلي إثمي في افترائي ما افتريت على ربي دونكم، لا تؤاخذون بذنبي ولا إثمي، ولا أؤاخذ بذنبكم
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî, ayetteki 'إجرامي' kelimesinin masdar veya çoğul (cürümlerim/günahlarım anlamında) olarak okunabileceğini belirtir. Ayetin anlamı şudur: Eğer Kur'an'ı uydurduğu doğru ve sabit olsaydı, bu iftiranın cezası kendisine ait olurdu; bu durumda muhataplarının ondan yüz çevirip ona düşmanlık etmeleri değil, aksine kendisinin onlardan uzaklaşması gerekirdi. Çünkü Allah dilerse iftirasının cezasını hemen verir ve kimse bunu O'ndan savuşturmaya güç yetiremez.

وينصر الجمع أن فسره الأولون بآثامي والمعنى : إن صح وثبت أني افتريته ، فعلى عقوبة إجرامي أي افترائي . وكان حقي حينئذ أن تعرضوا عني وتتألبوا علي من إجرامكم في إسناد الافتراء إلي فلا وجه لإعراضكم ومعاداتكم
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre 'iftirâh' ifadesi Hz. Peygamber'e vahyedilen şeyi kendisinin uydurduğu iddiasına işaret eder; ayette bir izafet unsuru ve bir de cümle takdiri hazfedilmiştir; tam anlam 'eğer onu ben uydurmuşsam günahımın cezası bana aittir, eğer doğru söylüyorsam ve siz beni yalanlıyorsanız o yalanlamanın cezası size aittir' şeklindedir, ancak bu ikinci kısım sözün delaletiyle hazfedilmiştir. Ayrıca müfessirlerin çoğu bu sözün Hz. Nuh'un kıssasına ait olduğunu söylerken, bazılarının bunu Hz. Muhammed'in kıssasına dahil sayması görüşünü müfessir çok uzak (bâid) bulmaktadır.

وفي الآية محذوف آخر وهو أن المعنى : إن كنت افتريته فعلي عقاب جرمي ، وإن كنت صادقا وكذبتموني فعليكم عقاب ذلك التكذيب ، إلا أنه حذف هذه البقية لدلالة الكلام عليه
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî'ye göre âyette geçen 'iftirâ ettim' ifadesi vahiy ve peygamberliği kendiliğinden uydurup icat etmek anlamındadır; devamındaki ifade ise 'ben doğru söylüyorsam beni yalanlamanızın cezası size aittir' demektir. İcram/cürüm kelimesi kötülük işlemek anlamına gelen bir masdardır; bazılarına göre ise 'benim cezam ve kazandığım (günah) size değil bana aittir' manasındadır.

على سبيل الفرض أي اختلقته وافتعلته يعني الوحي والرسالة أي عقاب إجرامي وإن كنت محقا فيما أقوله فعليكم عقاب تكذيبي والإجرام مصدر أجرم وهو اقتراف السيئة
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre ifade, 'bu iftiranın vebali bana ait olsun' anlamındadır; yani söylenen söz asılsız veya uydurulmuş değildir, çünkü konuşan kişi Allah adına yalan söyleyenin karşılaşacağı cezayı bilmektedir.

أي فإثم ذلك علي أي ليس ذلك مفتعلا ولا مفترى لأني أعلم ما عند الله من العقوبة لمن كذب عليه
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 34. ayette Nûh'un öğüdünün fayda vermeyeceği durumu, Allah'ın onları saptırmayı/helak etmeyi istemesi şartına bağlıdır; bu şart Allah'ın iradesinin gerçekleşmesinin zorunlu olduğunu, iradesinin aksinin ise imkânsız olduğunu gösterir. 'يغويكم' kelimesi hem saptırma hem de helak etme anlamında yorumlanmıştır. 35. ayette ise 'iftira ettiyse günahı kendisine aittir' ifadesiyle Nûh, kavminin ona yönelttiği iftira suçlamasından kendini tenzih etmektedir.

وهو دليل على أن إرادة الله تعالى يصح تعلقها بالإغواء وأن خلاف مراده محال. وقيل أن يغويكم أن يهلككم من غوى الفصيل غوى إذا بشم فهلك.

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler ayetin, iftira suçlamasına karşı bir 'berâet' ve sorumluluk ayrımı bildirdiği konusunda birleşir: eğer söz uydurmaysa günahı söyleyene, doğruysa yalanlamanın vebali muhataplara aittir. Çoğu bunu dil/belağat tahliliyle (kelime kökü, masdar-cemi ihtimalleri, hazf) temellendirir ve Nuh kıssasıyla bağlantı kurar.

Farklar

Râzî bu ifadenin Hz. Muhammed'e mi yoksa Hz. Nuh'a mı ait olduğu tartışmasına yer verip ikinci görüşü zayıf bulurken, Beydâvî ayeti doğrudan Nuh'un kendini tenzihi olarak okur. Zemahşerî ve Kurtubî kelimenin sarf yapısındaki (masdar/cemi) farklı okuma ihtimallerine daha çok dilbilimsel ağırlık verirken, İbn Kesîr ve Taberî daha sade bir anlam aktarımıyla yetinir; bu farklar ekolden çok yöntemsel (dilbilimci-kelamcı-hadisçi eğilim) ayrışmayı yansıtır.

Dönemsel bağlam

Taberî'den Beydâvî'ye kadar temel anlam sabit kalmış, zamanla dil tahlilleri (kıraat farkları, sarf yapısı, hazf-takdir) daha ayrıntılı işlenmiş ve kıssanın kime ait olduğu tartışması netleşmiştir; yorum çizgisi kırılmadan derinleşerek devam etmiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu ayet, bir sözün veya düşüncenin doğruluğunun sorumluluğunun kime ait olduğunu ayırt etme bilincini hatırlatır; günümüzde de haksız suçlama karşısında sabırla ve ihlasla hakikati savunmak, sonucun adaletle Allah'a havale edilmesi öğretici bir tutum olarak görülebilir. Ayrıca bu, toplumsal tartışmalarda karşılıklı sorumluluk bilincini ve hoşgörülü bir diyalog anlayışını teşvik eden bir örnek sunar.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir