فَلَا تَكُ فِى مِرْيَةٍ مِّمَّا يَعْبُدُ هَٰٓؤُلَآءِ مَا يَعْبُدُونَ إِلَّا كَمَا يَعْبُدُ ءَابَآؤُهُم مِّن قَبْلُ وَإِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَصِيبَهُمْ غَيْرَ مَنقُوصٍ
“O halde sakın şunların ibadet edişlerinden şüpheye düşme. Daha önce ataları nasıl ibadet ediyor idiyseler bunlar da öyle ibadet ediyorlar. Biz de kendilerine nasiplerini elbette eksiksiz olarak öderiz.” — Elmalılı Hamdi Yazır
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Taberî'ye göre Allah, Peygamber'e hitaben müşriklerin taptığı put ve ilahların batıl ve şirk olduğundan şüphe etmemesini bildirir. Müşrikler bu putlara Allah'ın bir emri veya delil olmaksızın sadece atalarının izini takip ederek tapmaktadırlar. Ardından Allah, bu kimselere vaat ettiği payı (hayır veya şer, azap) eksiksiz olarak vereceğini bildirmektedir.
يخبر تعالى ذكره أنهم لم يعبدوا ما عبدوا من الأوثان إلا اتباعا منهم منهاج آبائهم، واقتفاء منهم آثارهم في عبادتهموها، لا عن أمر الله إياهم بذلك، ولا بحجة تبينوها توجب عليهم عبادتها
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı
Zemahşerî'ye göre bu ayet, Hz. Peygamber'e anlatılan kıssalardan sonra, o kavimlerin ibadetlerinin (putperestliklerinin) kötü sonucu ve öncekilerin başına gelen akıbete uğrayacakları konusunda şüpheye düşmemesi gerektiğini bildirir; bu, Resûlullah'a bir teselli, düşmanlarından intikam alınacağına dair bir vaad ve onlara yönelik bir tehdittir. Ayrıca 'nasiplerini eksiksiz verdik' ifadesindeki hâl unsurunun nasb edilişiyle ilgili bir gramer sorusu ele alınır; buna göre bir şeyin eksik veya tam haliyle de 'îfâ' edilmiş (tam verilmiş) sayılabileceği açıklanır.
فلا تشك بعد ما أنزل عليك من هذ القصص في سوء عاقبة عبادتهم وتعرضهم بها لما أصاب أمثالهم قبلهم تسلية لرسول الله صلى الله عليه وسلم ، وعدة بالإنتقام منهم ووعيدا لهم
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî'ye göre ayet, Hz. Peygamber'e hitaben, müşriklerin taptığı ilahların Allah'ın emrettiği bir şey olmayıp sadece atalarını taklit ettikleri bir alışkanlık olduğunu bildirmektedir; dolayısıyla bu konuda şüpheye düşülmemesi istenmektedir. Ayetteki 'nasip' kelimesinin ne olduğu konusunda üç görüş nakledilmiştir: rızıktan nasipleri, azaptan nasipleri veya kendilerine vaad edilen hayır ya da şerden nasipleri.
فيه ثلاثة أقوال : أحدها نصيبهم من الرزق قاله أبو العالية الثاني نصيبهم من العذاب قاله بن زيد الثالث ما وعدوا به من خير أو شر قاله بن عباس رضي الله عنهما
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr'e göre müşriklerin taptıkları şey batıl, cehalet ve sapıklıktır; onların bu tutumları sadece atalarını taklit etmekten ibarettir, ellerinde başka bir dayanak yoktur. Allah onları bu davranışlarına karşılık en tam şekilde cezalandıracaktır; kâfirlerine kimseye vermediği bir azapla azap edecektir. Ardından Musa'ya kitap verildiği, insanların bu kitap hakkında ihtilaf ettiği (kimi iman edip kimi inkâr ettiği) belirtilir ve Hz. Peygamber'e önceki peygamberlerde bir örneklik bulunduğu, dolayısıyla müşriklerin yalanlamasının onu üzmemesi gerektiği vurgulanır.
فإنهم إنما يعبدون ما يعبد آباؤهم من قبل أي ليس لهم مستند فيما هم فيه إلا اتباع الآباء في الجهالات وسيجزيهم الله على ذلك أتم الجزاء فيعذب كافرهم عذابا لا يعذبه أحدا
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre bu ayet, Peygamber'e vahiy geldikten sonra artık müşriklerin ibadetinin akıbeti konusunda şüpheye düşmemesini bildirir; çünkü müşrikler ile ataları şirkte eşittir, atalarının başına gelen kötü sonuç kendilerinin de başına gelecektir. Sebeplerin (ibadetlerin) benzeşmesi, sonuçların (akıbetlerin) da benzeşmesini gerektirir. Ayrıca müşriklere payları eksiksiz verilecektir; bu pay ya atalarınınki gibi azaptan olan pay, ya da azabın geciktirilmesine mazeret oluşturacak rızıktan olan paydır.
أي هم وآباؤهم سواء في الشرك، أي ما يعبدون عبادة إلا كعبادة آبائهم أو ما يعبدون شيئا إلا مثل ما عبدوه من الأوثان، وقد بلغك ما لحق آباءهم من ذلك فسيلحقهم مثله، لأن التماثل في الأسباب يقتضي التماثل في المسببات
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Fahreddin er-Râzî'ye göre 'nasiplerini tam olarak vereceğiz' ifadesi birkaç anlama gelebilir: kâfirlere azaptan paylarının verilmesi, dünyevi rızık ve nimetlerden paylarının verilmesi, ya da özürlerin ortadan kaldırılması, delillerin gösterilmesi, peygamberlerin gönderilmesi ve kitapların indirilmesi yoluyla haklarının tam verilmesi. Ayrıca bu anlamların tümünün birlikte kastedilmiş olması da mümkündür.
ويحتمل أيضا أن يكون الكل مرادا
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Müfessirlerin çoğu, ayetin Hz. Peygamber'e müşriklerin taptığı ilahların batıl olduğu konusunda şüpheye düşmemesini bildirdiği ve bunun bir teselli/sağlamlaştırma işlevi taşıdığı konusunda birleşir. Müşriklerin putperestliğinin herhangi bir delile dayanmayıp sadece atalarını taklitten ibaret olduğu vurgusu da Taberî, Kurtubî ve İbn Kesîr'de ortaktır. 'Nasip' kelimesinin ne olduğuna dair (rızık, azap veya her ikisi) çok yönlü yorum da paylaşılan bir unsurdur.
Farklar
Taberî, Kurtubî ve İbn Kesîr ağırlıklı olarak rivayet zincirlerine (İbn Abbas, Mücahid vb.) dayanarak anlam belirlemeye çalışırken; Zemahşerî, Beydâvî ve Râzî meseleyi daha çok dil/belağat ve gramer açısından ele alır. Beydâvî ayrıca sebep-sonuç benzerliği (kıyas) üzerinden bir akıl yürütme sunar; Râzî ise 'nasip' kavramına dünyevi nimet, azap ve hatta hüccet/delil gönderilmesi gibi çok katmanlı bir anlam yelpazesi önerir. Bu farklılıklar, rivayet tefsiri ekolü ile dirayet/belağat tefsiri ekolü arasındaki yöntem farkını yansıtır.
Dönemsel bağlam
Erken dönem müfessir Taberî rivayet ağırlıklı bir yöntemle ayeti bağlama oturtururken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî gibi müfessirler dil ve belağat tahliline daha çok yer vermiştir. Kurtubî ve İbn Kesîr rivayet temelli yöntemi sürdürse de yorumlarını bağlamsal okumayla desteklemiş, Râzî ise anlam çeşitliliğini sistematik olarak ele alan analitik bir yaklaşım geliştirmiştir. Temel mesaj (şirkin batıl oluşu ve ilahi vaadin kesinliği) tüm dönemlerde sabit kalmış, yöntemler zamanla çeşitlenmiştir.
Günümüz bağlantısı
Bu ayet, bir inancı veya alışkanlığı salt geçmişten geldiği için sorgusuzca sürdürmenin, sağlam bir bilgi veya delile dayanmadıkça yeterli olmadığını hatırlatabilir; bu da ilim ile iman arasındaki uyumu düşünmeye davet eder. Ayrıca zorluklar karşısında sabır ve ihlasla yola devam etmenin, tarihsel örneklerle desteklenen bir tutum olduğu görülebilir. Toplumsal düzeyde ise, farklı inanç ve düşüncelere sahip insanlarla ilişkilerde temkinli bir sabır ve anlayış çabası, bu tür kıssalardan çıkarılabilecek genel bir ilkedir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir