وَأَمَّا ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْسًا إِلَىٰ رِجْسِهِمْ وَمَاتُوا۟ وَهُمْ كَٰفِرُونَ

“But as for those in whose hearts is disease, it only addeth wickedness to their wickedness, and they die while they are disbelievers.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre münafıkların 'pisliklerine pislik eklenmesi', inen sûrenin Allah'tan olduğu konusunda şüphe göstermeleri ve onu tasdik etmemeleri sonucu ortaya çıkan yeni bir şüphe ve nifak artışıdır. Bu artış, önceki küfür ve şaşkınlıklarına eklenen yeni bir kötülük/pislik olarak yorumlanmıştır. Mü'minlerin imanına yapılan ziyade ise bunun karşıtı olarak daha önce açıklandığı şekilde anlaşılmıştır.

فإن السورة التي أنزلت زادتهم رجسا إلى رجسهم؛ وذلك أنهم شكوا في أنها من عند الله، فلم يؤمنوا بها ولم يصدقوا، فكان ذلك زيادة شك حادثة في تنزيل الله لزمهم الإيمان به عليهم
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre münafıkların kalplerinin katılaşması, mü'minlerin Kur'an'la iman kazanmasına paralel bir şekilde, Allah'ın vahiy yenilemesiyle onların da küfür ve nifaklarını yenilemesinden kaynaklanır; bu sebeple küfürleri artar, sağlamlaşır ve cezaları katlanır. Ayrıca 'min zikrillah' ile 'an zikrillah' okuyuşları arasında anlam farkı bulunur: 'min' ile zikir sebebiyle katılaşma, 'an' ile ise zikri kabulden yüz çevirme ve ona karşı sertleşme kastedilir.

إذا قلت : قسا قلبه من ذكر الله ، فالمعنى ما ذكرت ، من أن القسوة من أجل الذكر وبسببه ، وإذا قلت : عن ذكر الله ، فالمعنى : غلظ عن قبول الذكر وجفا عنه
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre yeni bir sûre indiğinde münafıkların kalbindeki küfür ve ona bağlı kötü ahlâk (haset, düşmanlık, hile arayışı) daha da artmaktadır; çünkü onlar taklide sarılıp delile teslim olmayı reddettiklerinden Allah onların küfrünü ziyadeleştirmiştir. Ayrıca bu artış hem daha önceki sûreleri yalanlamalarına yeni bir yalanlama eklenmesi hem de öncekinden daha kötü bir hal olan küfür üzerinde ölmeleri şeklinde iki yönlü yorumlanmıştır. Râzî bu ayeti aynı zamanda Allah'ın kâfirlerden imanı murad etmediğine ve küfrün Allah'tan olduğuna dair kelamcı ekolünün (Ehl-i Sünnet) delili olarak da tartışır, Mu'tezile'nin bu konuda tevil yollarını ise zayıf bulur.

وحاصل الكلام في الآية : أن القوم لما أصروا على التقليد وعدم الانقياد للدليل زادهم الله كفرا ، وهو المراد من قوله : يعني المنافقين والمراد من الرجس إما العقائد الباطلة أو الأخلاق المذمومة
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayetteki ifade, münafıkların şüphelerine şüphe, küfürlerine küfür eklendiğini anlatır; Mukatil bu ifadeyi günahlarına günah eklenmesi şeklinde açıklamış olup, her iki yorumun anlamı birbirine yakındır. Ayrıca Tevbe suresi 126. ayetteki benzer ifadenin de şüphe, tereddüt ve nifak anlamına geldiği belirtilir.

أي شكا إلى شكهم وكفرا إلى كفرهم وقال مقاتل : إثما إلى إثمهم والمعنى متقارب
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ayette geçen ziyade, kâfirlerin küfür ve şüphelerine küfür ve şüphe olarak eklenen bir kötülüktür; yani ceza işlenen amelin cinsindendir. Bu, önceki müfessirlerin de söylediği bir görüş olup Kur'an'daki benzer ayetlerle desteklenmektedir.

وهذا الذي قاله عبد الرحمن رحمه الله حسن وهو الجزاء من جنس العمل وكذلك قاله الأولون وهو نظير قوله تعالى أيضا
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre münafıklar yeni bir sure indiğinde inkâr ve alay amacıyla 'bu sizden kimin imanını artırdı' diye sorarlar. Mü'minler için ise sûre, üzerinde tefekkür etmekten hâsıl olan ilim ziyadesiyle ve o sûreye ve içindekilere iman etmenin önceki imanlarına eklenmesiyle imanlarını artırır ve onlar bununla müjdelenip sevinirler; kalplerinde hastalık (küfür) olanlar için ise sûre, önceki küfürlerine eklenen yeni bir küfür olarak pisliklerini artırır ve onlar bu hal üzerinde ölürler.

فأما الذين آمنوا فزادتهم إيمانا بزيادة العلم الحاصل من تدبر السورة وانضمام الإيمان بها وبما فيها إلى إيمانهم. وهم يستبشرون بنزولها لأنه سبب لزيادة كمالهم وارتفاع درجاتهم.

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler, ayetteki 'ziyade'nin münafıklar için küfür/şüphe/nifak artışı, mü'minler için ise iman artışı şeklinde karşıt bir işleyiş taşıdığında hemfikirdir. Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî bu artışın 'işlenen kötülüğün cinsinden bir ceza' olduğu fikrinde birleşir; yeni inen sûrenin bu ikili tepkiyi (iman ya da nifak artışı) tetiklediği ortak bir okumadır.

Differences

Taberî ve İbn Kesîr rivayet temelli açıklamayı öne çıkarırken, Zemahşerî ve Beydâvî kıraat farklılıkları ('min'/'an' zikrillah) ve gramer tahliliyle dilbilimsel bir yaklaşım sunar. Râzî ise meseleyi kelamî tartışmaya taşıyarak Ehl-i Sünnet ve Mu'tezile arasındaki kader/irade tartışmasının delili olarak ele alır, bu yönüyle diğerlerinden ayrışır. Kurtubî ise Mukatil'in 'günah' vurgusunu aktararak nüans farkına işaret eder.

Historical context

Erken dönem müfessir Taberî rivayet ağırlıklı bir okuma sunarken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî'de dil ve kıraat analizi ağırlık kazanmış, Râzî'de ise kelamî istidlal ön plana çıkmıştır. Bu, tefsir usulünün zamanla rivayetten dilbilimsel ve akli/itikadî tahlile doğru genişlediğini, ancak temel mananın (karşıt artış fikri) sabit kaldığını gösterir.

Modern connection

Bu farklı yaklaşımlar, bir metnin veya olayın kişinin kalbindeki tutuma göre ya yapıcı bir gelişime ya da olumsuz bir katılaşmaya yol açabileceğini hatırlatır. Günümüzde de ilim ve iman arasındaki uyumu arayan, tefekkürle beslenen bir yaklaşımın kişiyi olumlu yönde geliştirebileceği, buna karşın ön yargı ve inkarcı bir tavrın ise aynı bilgiyi olumsuz bir katılaşmaya dönüştürebileceği düşünülebilir. Bu bakış, ilim-iman uyumu ve açık kalpli öğrenme ruhunu teşvik eden bir hatırlatma olarak değerlendirilebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar