وَءَاخَرُونَ ٱعْتَرَفُوا۟ بِذُنُوبِهِمْ خَلَطُوا۟ عَمَلًا صَٰلِحًا وَءَاخَرَ سَيِّئًا عَسَى ٱللَّهُ أَن يَتُوبَ عَلَيْهِمْ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

“And (there are) others who have acknowledged their faults. They mixed a righteous action with another that was bad. It may be that Allah will relent toward them. Lo! Allah is Forgiving, Merciful.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayette bahsedilen iyi amel, günahlarını itiraf edip tevbe etmeleri; kötü amel ise Hz. Peygamber gazveye çıktığında ondan geri kalıp müslümanlarla birlikte cihada katılmamalarıdır. Müfessir ayrıca bu ayetin kime indiği konusunda farklı rivayetleri aktarır: mescitte kendilerini direklere bağlayanların sayısının on, sekiz, yedi veya altı kişi olduğuna dair görüşler vardır ve bunlardan biri Ebû Lübâbe'dir. Bazı rivayetler ise ayetin özellikle Ebû Lübâbe'nin Kurayza oğullarına yaptığı işaretten dolayı ettiği günahla ilgili olduğunu belirtir.

يعني جل ثناؤه بالعمل الصالح الذي خلطوه بالعمل السيئ: اعترافهم بذنوبهم، وتوبتهم منها، والآخر السيئ هو تخلفهم عن رسول الله صلى الله عليه وسلم حين خرج غازيا، وتركهم الجهاد مع المسلمين.
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre bu ayette anlatılan kişiler, diğer münafıklar gibi yalan mazeretler öne sürüp özür dilemediler; aksine kendi kötü davranışlarını itiraf edip pişmanlık gösterdiler. Bunların Ebû Lübâbe, Evs b. Sa'lebe ve Vedîa b. Hızâm olmak üzere üç kişi olduğu, bir görüşe göre de on kişi oldukları ve bunlardan yedisinin kendilerini mescit direklerine bağladığı nakledilir. Hz. Peygamber gelip durumu öğrenince, onları ancak kendisinin çözebileceğine dair yemin ettiklerini görünce, kendisi hakkında ayet inmeden onları çözmeyeceğine yemin etmiş, sonra ayet inince onları serbest bırakıp mazur görmüştür.

لم يعتذروا من تخلفهم بالمعاذير الكاذبة كغيرهم ، ولكن اعترفوا على أنفسهم بأنهم بئس ما فعلوا متذممين نادمين ، وكانوا ثلاثة : أبو لبابة مروان بن عبد المنذر ، وأوس بن ثعلبة ، ووديعة بن حزام
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayet, tevbenin kabulünü ve sadakaların Allah tarafından alınmasını zikretmekle henüz tevbe etmemişleri tevbeye, günahkârları itaate teşvik amacındadır. Ayrıca ayette geçen 'itiraf' kavramının, kişinin kendi kusurunu boş bahanelerle savunmak yerine gerçekten kabullenip pişmanlık göstermesi anlamına geldiği belirtilir; ancak sadece itiraf tevbe sayılmaz, ona nedamet ve gelecekte terk azmi eklenmesi gerekir.

قال أهل اللغة : الاعتراف عبارة عن الإقرار بالشيء عن معرفة ، ومعناه أنهم أقروا بذنبهم ، وفيه دقيقة ، كأنه قيل لم يعتذروا عن تخلفهم بالأعذار الباطلة كغيرهم ، ولكن اعترفوا على أنفسهم بأنهم بئسما فعلوا وأظهروا الندامة وذموا أنفسهم على ذلك التخلف
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ifade, günahlarını Rableriyle kendi aralarında kabul edip itiraf eden, bununla birlikte iyi ameller de işleyip iyi ile kötüyü birbirine karıştıran kimseleri anlatır; bunlar Allah'ın affı ve mağfireti kapsamındadır. Ayet belirli kişiler hakkında inmiş olsa da, günah işleyip hata yapan ve iyi-kötü ameli birbirine karıştıran herkesi kapsayan genel bir hükümdür.

وهذه الآية وإن كانت نزلت في أناس معينين إلا أنها عامة في كل المذنبين الخطائين المخلطين المتلوثين
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayet, günahlarını itiraf edip yalan bahanelerle mazeret ileri sürmeyen bir grup kişiden bahsetmektedir; bunlar geri kalışları hakkında inen ayeti duyunca kendilerini mescidin direklerine bağlayan kimselerdir. Peygamber onları görmüş, durumlarını sormuş ve kendisi çözünceye kadar bağlı kalmaya yemin ettiklerini öğrenince kendisi de emir gelmeden onları çözmeyeceğine yemin etmiş, sonra bu ayet inince onları serbest bırakmıştır. İyi ameli (pişmanlık ve itiraf) kötü amelle (geri kalma ve münafıklara uyma) karıştırdıkları belirtilmekte, buradaki 'vav'ın 'be' anlamında olabileceği veya her iki amelin birbirine karışmış olduğuna işaret edebileceği açıklanmaktadır.

وهم طائفة من المتخلفين أوثقوا أنفسهم على سواري المسجد لما بلغهم ما نزل في المتخلفين، فقدم رسول الله صلى الله عليه وسلم فدخل المسجد على عادته فصلى ركعتين فرآهم فسأل عنهم

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin, geri kalıp sonra günahlarını itiraf eden ve yalan mazeret öne sürmeyen bir grupla ilişkili olduğunu, bunların iyi (itiraf/tevbe) ile kötü (geri kalma/hata) ameli birbirine karıştırdıklarını kabul eder. Ebû Lübâbe ve mescit direklerine bağlanma rivayeti ortak bir unsur olarak tekrarlanır.

Differences

Taberî ve Zemahşerî nüzul sebebine dair rivayet sayılarında farklılık gösterir (üç, altı, yedi, sekiz, on kişi); Zemahşerî olayı daha ayrıntılı anlatırken Beydâvî de benzer bir anlatımı özetler. Râzî ise rivayetten çok dil ve kelam eksenli bir analiz sunar, itirafın tevbe için yeterli olmadığını, nedamet ve terk azminin gerektiğini vurgular; ayrıca tevbenin Allah'ın yaratmasıyla oluştuğuna dair kelamî bir tartışma ekler. İbn Kesîr ise olayı belirli kişilerle sınırlamayıp ayetin genel bir hüküm taşıdığını öne çıkarır. Beydâvî, dilbilimsel olarak 'vav' harfinin anlamı üzerinde durarak iki amelin birbirine karışma biçimini tartışır.

Historical context

Erken dönem müfessiri Taberî ağırlıklı olarak rivayet nakline dayanırken, sonraki müfessirlerde (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) dil, belagat ve kelamî istidlal unsurları daha belirgin hale gelmiştir. İbn Kesîr ise rivayeti korumakla birlikte ayetin kapsamını genelleştirerek hükmü tüm mü'minlere teşmil etme eğilimindedir. Bu, tefsir usulünün rivayetten dirayete doğru zamanla çeşitlenen yöntemsel gelişimini yansıtır; temel anlam sabit kalmıştır.

Modern connection

Bu ayet, insanın hata yapabileceğini ama kendi kusurunu bahanelerle savunmak yerine dürüstçe kabullenip düzelme çabası göstermesinin değerine işaret eder. Günümüzde bu tutum, kişisel gelişimde ve toplumsal ilişkilerde sabır ve ihlas ile içten bir öz-eleştiri kültürünü desteklemek için ilham verici olabilir. Aynı zamanda iyi ile kötünün iç içe geçebileceği gerçeği, hoşgörülü ve yapıcı bir bakışla insanları değerlendirmeye teşvik eder.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar