وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَا فِى كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَٰبِرَ مُجْرِمِيهَا لِيَمْكُرُوا۟ فِيهَا وَمَا يَمْكُرُونَ إِلَّا بِأَنفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
“And thus have We made in every city great ones of its wicked ones, that they should plot therein. They do but plot against themselves, though they perceive not.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre 'her memlekette büyükleri' (عظماءها) ifadesi, Allah'a şirk koşan ve O'na isyan eden büyükleri, yani müşrik ve mücrim önderleri kastetmektedir; bunlar batıl söz ve fiillerle Allah'ın dinine ve peygamberlerine karşı hile kurarlar. Bu hileleri kendilerini kurtaramaz çünkü Allah onları yolundan alıkoymalarının cezasını arkalarından takip etmektedir; ancak onlar Allah'ın kendilerine hazırladığı elem verici azabın farkında olmadan azgınlıklarında devam ederler.
يقول جل ثناؤه: وكما زينا للكافرين ما كانوا يعملون، كذلك جعلنا بكل قرية عظماءها مجرميها، يعني: أهل الشرك بالله والمعصية له، بغرور من القول أو بباطل من الفعل بدين الله وأنبيائه
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî'ye göre bu ayet, müşriklerin kendilerini müminlerden üstün görme sebebinin dünyevi zenginlik ve makam olduğunu, oysa dünyada öne çıkmanın kişiyi Allah'a yaklaştırmadığını, aksine uzaklaştırdığını anlatır. Ona göre 'bâdî er-re'y' ifadesi, müminlerin peygambere düşünmeden, ilk anda beliren bir düşünceyle tabi olduklarını iddia etmek anlamındadır. Ayrıca metin bu ayetin, Velîd b. Muğîre ve Ebû Cehil'in peygamberliğe kendilerini daha layık görme iddialarına karşı Hz. Peygamber'e bir teselli ve nusret vaadi olarak indiğini belirtir.
أرادوا : أن اتباعهم لك إنما هو شيء عن لهم بديهة من غير روية ونظر ، وإنما استرذلوا المؤمنين لفقرهم وتأخرهم في الأسباب الدنيوية
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Râzî bu metinde, âyetin sonunda geçen tehdit ve şiddetli uyarı ifadesinin, Allah'ın kullarına hile/mekr yapmayı murad ettiği ve onlarda bu mekri yarattığı şeklindeki (Cebriyye/kaderiyeci) yoruma karşı bir delil olduğunu belirtir. Rahîm, Kerîm, Hakîm ve Halîm olan Allah'ın kullarından mekr murad etmesi ve bunu onlarda yaratması, ardından bu fiil üzerine onları şiddetle tehdit edip cezalandırması akılca uygun görülemez. Râzî bu itirazın cevaplarını daha önce defalarca zikrettiğini de hatırlatır.
فكيف يليق بالرحيم الكريم الحكيم الحليم أن يريد منهم المكر ، ويخلق فيهم المكر ، ثم يهددهم عليه ويعاقبهم أشد العقاب عليه ؟
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre ayet, kâfirlerin amellerinin kendilerine süslü gösterilmesi gibi, her kasabada büyükleri/önderleri oranın günahkârları (mücrimleri) kılındığını anlatır. Bu büyükler, insanları peygambere tabi olmaktan alıkoymak için hile ve tuzaklar kurmuşlardır; bu durum, önceki ümmetlerin de peygamberlerine karşı yaptığı bir davranışın tekrarıdır. Kurdukları hilenin vebali kendilerine dönmüştür ve bu, Allah'ın onları elem verici azapla cezalandırmasıdır.
قال مجاهد : كانوا يجلسون على كل عقبة أربعة ينفرون الناس عن اتباع النبي صلى الله عليه وسلم كما فعل من قبلهم من الأمم السالفة بأنبيائهم
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ayette geçen ifade, bir kentin şer önderlerine/büyüklerine güç ve yetki verilmesini ve onların bu güçle isyan edip günaha dalmalarını, bunun sonucunda helak edilmelerini anlatır. Ayrıca müfessir, kurdukları hile ve saptırmalarının vebalinin de yalnızca kendilerine döneceğini belirtir.
قال سلطنا شرارهم فعصوا فيها فإذا فعلوا ذلك أهلكناهم بالعذاب وقال مجاهد وقتادة عظماؤها
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre ayet, Mekke müşriklerinin büyüklerine yapılanın benzeri şekilde her şehirde büyük günahkarların o şehrin halkına tuzak kurmaları için oraya yerleştirildiğini bildirir. Büyüklerin özellikle zikredilmesi, onların insanları peşlerine takıp hile yapmaya diğerlerinden daha güçlü olmalarındandır. Ayrıca onların kurdukları tuzağın zararının farkında olmadan yine kendilerine döneceği belirtilir.
وتخصيص الأكابر لأنهم أقوى على استتباع الناس والمكر بهم. وما يمكرون إلا بأنفسهم لأن وباله يحيق بهم.
Comparison
Common ground
Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî; ayetteki 'büyükler'in her kasabada halkı peygambere/hakka tabi olmaktan alıkoymak için hile kuran günahkâr önderler olduğunda ve kurdukları tuzağın vebalinin sonunda kendilerine döneceğinde hemfikirdir; rivayet (Mücahid, Katade, İbn Abbas vb.) ortak dayanaktır.
Differences
Zemahşerî ayeti daha çok Mekkeli belirli şahıslara (Velîd b. Muğîre, Ebû Cehil) ve Peygamber'e teselli-nusret vaadi bağlamına indirger; Beydâvî büyüklerin özellikle zikredilmesini gramer/belağat tahliliyle açıklar; Râzî ise ayetin lafzından tamamen ayrılıp kelami bir tartışmaya, Allah'ın kullarında mekri yaratıp yaratmadığı meselesine odaklanır. Bu farklar, Taberî ve İbn Kesîr'in rivayet ağırlıklı, Zemahşerî ve Beydâvî'nin dil/belağat ağırlıklı, Râzî'nin ise akli-kelami ağırlıklı yöntem tercihlerinden kaynaklanır.
Historical context
En eski müfessir Taberî'den itibaren rivayet temelli okuma (büyüklerin hile kurması, cezanın kendilerine dönmesi) Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî'ye kadar büyük ölçüde sabit kalmış; buna dil/belağat katmanları (Zemahşerî, Beydâvî) ve kelami tartışma katmanı (Râzî) zamanla eklenmiştir. Yani temel anlam çizgisi değişmemiş, yorum araçları ve odak noktaları genişlemiştir.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, toplumda söz ve etki sahibi olanların bu gücü yapıcı ve hizmet odaklı kullanmasının önemine dikkat çekebilir; aksi halde başkalarını doğru yoldan uzaklaştırma sorumluluğu kendi üzerlerine döner. Ayrıca ayet, kurulan hile ve tuzakların er ya da geç kendi sahibine geri döneceği düşüncesiyle, ihlas ve adil davranışın toplumsal huzura katkısını hatırlatan bir ahlaki ders taşır.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar