وَإِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ءَأَنتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ ٱتَّخِذُونِى وَأُمِّىَ إِلَٰهَيْنِ مِن دُونِ ٱللَّهِ قَالَ سُبْحَٰنَكَ مَا يَكُونُ لِىٓ أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِى بِحَقٍّ إِن كُنتُ قُلْتُهُۥ فَقَدْ عَلِمْتَهُۥ تَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِى وَلَآ أَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِكَ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّٰمُ ٱلْغُيُوبِ

“And when Allah saith: O Jesus, son of Mary! Didst thou say unto mankind: Take me and my mother for two gods beside Allah? he saith: Be glorified! It was not mine to utter that to which I had no right. If I used to say it, then Thou knewest it. Thou knowest what is in my mind, and I know not what is in Thy Mind. Lo! Thou, only Thou, art the Knower of Things Hidden?” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre Allah'ın İsa'ya 'seni ve annen ilah edinin diye insanlara sen mi söyledin?' şeklindeki hitabı, kıyamet günü değil, İsa göğe yükseltildiği zaman gerçekleşmiştir; bu bir geçmiş zaman haberidir, gelecekte olacak bir şeyin haberi değildir. İsa bu soru karşısına titremiş ve kendisine böyle bir söz isnad edilmiş olmasından korkmuş, Allah'a kulluğunu ve teslimiyetini ikrar etmiştir. Bu hitabın maksadı, İsa'yı böyle bir söz söylemekten sakındırmak ve kavminin ondan sonra dinini değiştirdiğini bildirmektir; Allah, İsa'nın bunu söylemediğini bilmektedir ancak Arapların birbirine hitap tarzıyla ona hitap etmiştir.

وأولى القولين عندنا بالصواب في ذلك، قول من قال بقول السدي، وهو أن الله تعالى قال ذلك لعيسى حين رفعه إليه، وأن الخبر خبر عما مضى لعلتين: إحداهما: أن (إذ) إنما تصاحب في الأغلب من كلام العرب المستعمل بينها الماضي من الفعل
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî, sûrede geçen 'مَوْؤُدَة' (diri diri gömülen kız çocuğu) ayetinin, işlediği hiçbir günahı olmayan bu çocuğun kendisinden hesap sorulmasının, müşrik/kâfirin cezalandırılmaya ne kadar layık olduğuna dair açık bir delil oluşturduğunu belirtir. Ayrıca 'نشرت' (sahifelerin açılması) ifadesinin, insanın ölümünde amel defterinin dürülüp hesap günü yeniden açılacağı anlamına geldiğini; 'كشطت' ifadesinin bir şeyin üzerindeki örtünün soyulup kaldırılması, 'سعرت' ifadesinin ise şiddetle tutuşturulma anlamına geldiğini açıklar.

وفيه دليل بين على أن أطفال المشركين لا يعذبون ، وعلى أن التعذيب لا يستحق إلا بالذنب ، وإذا بكت الله الكافر ببراءة الموؤدة من الذنب : فما أقبح به
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre âyette geçen 'nefs' kelimesi Allah hakkında ceset veya kan anlamında değil, zât ve hakikat anlamında kullanılmıştır; Allah'ın cisim olması mürekkep olmayı gerektirir ki bu O'nun ehad ve ganî oluşuyla bağdaşmaz. Ayrıca 'tağlemü mâ fî nefsî ve lâ a'lemü mâ fî nefsike' ifadesi, mütekellimin kendi kelamına uygun bir üslupla (müşâkele yoluyla) söylenmiş fasih bir ifadedir, yoksa Allah hakkında gerçek anlamda 'nefs' isnadı söz konusu değildir. Mücessime'nin bu âyete dayanarak Allah'ın cisim olduğunu iddia etmesi bu iki yönden reddedilmektedir.

أن النفس عبارة عن الذات ، يقال نفس الشيى وذاته بمعنى واحد / والثاني : أن المراد تعلم معلومي ولا أعلم معلومك ولكنه ذكر هذا الكلام على طريق المطابقة والمشاكلة وهو من فصيح الكلام
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre Hz. İsa, Allah'ın sorusu karşısında önce tesbih ile başlamış; bunun sebebi hem Allah'ı kendisine yakıştırılan şeyden tenzih etmek hem de O'nun izzetine karşı huşû ve heybetinden korkmaktır. Ardından 'nefsime hakkı olmayan bir şeyi iddia etmekten Sen'i tenzih ederim, ben kulum, rab değilim' demiştir. Allah'ın bunu bilmesine rağmen sorması ise İsa'yı ilah edinenleri kınamak (tarîk) amaçlıdır; 'sen benim gaybımı bilirsin, ben senin gaybını bilmem' ifadesi hakkında da çeşitli tefsirler nakledilmiş, Kurtubî bunların anlamca birbirine yakın olduğunu belirtmiştir.

وبدأ بالتسبيح قبل الجواب لأمرين أحدهما تنزيها له عما أضيف إليه الثاني خضوعا لعزته وخوفا من سطوته
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr, kıyamet günü Hz. İsa'nın kendisine ibadet edilmesini emretmediğini Allah'a bildireceğini, bunun üzerine hıristiyanlara sorulacağını ve onların bunu Hz. İsa'nın emrettiğini söyleyeceklerini nakleder. Bunun üzerine meleklerin İsa'nın saç ve beden kıllarından tutarak onu binlerce yıl Allah'ın huzurunda diz çöktürecekleri, aleyhlerine delil ikame edilip haç kendilerine gösterilerek ateşe sevk edilecekleri anlatılır. Ayette geçen ifadenin, İsa'nın kendisinden sadır olan her şeyin Allah tarafından bilindiğini, kendisinin bunu söylemediğini ve içinde bile taşımadığını ifade ettiği belirtilir.

فيأخذ كل ملك من الملائكة بشعرة من شعر رأسه وجسده فيجاثيهم بين يدي الله عز وجل مقدار ألف عام حتى ترفع عليهم الحجة ويرفع لهم الصليب وينطلق بهم إلى النار
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre 'beni ve annemi tanrılar edinin' ifadesi kâfirleri kınama ve susturma amacı taşır; 'min dûni'llâh' ifadesi ya Allah'tan başka anlamına gelip Allah'la beraber başka bir varlığa ibadetin tümüyle o varlığa ibadet sayılacağına işaret eder, ya da eksiklik anlamına gelip müşriklerin Meryem ve İsa'ya ibadetlerinin Allah'a ulaşma vasıtası olduğuna inandıklarını gösterir. 'Ma yekûnu lî' ifadesi İsa'nın böyle bir sözü söylemesinin kendisine yakışmayacağını, 'ta'lemu mâ fî nefsî' ifadesi ise Allah'ın gizli bilgisini bilmesine karşın kulun O'nun zâtındaki gizli bilgiyi bilemeyeceğini ifade eder.

ومعنى دون إما المغايرة فيكون فيه تنبيه على أن عبادة الله سبحانه وتعالى مع عبادة غيره كلا عبادة، فمن عبده مع عبادتهما كأنه عبدهما ولم يعبده أو القصور، فإنهم لم يعتقدوا أنهما مستقلان باستحقاق العبادة

Comparison

Common ground

Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî; İsa'ya yöneltilen 'seni ve anneni ilah edinin diye sen mi söyledin' sorusunun, İsa'yı gerçekten itham etmek değil, onu böyle bir iddiadan tenzih edip kavmini/müşrikleri kınamak ve susturmak amacı taşıdığında birleşirler. Râzî ve Beydâvî ayrıca 'nefs' kelimesinin Allah'a isnadının gerçek anlamda değil, dil ve üslup inceliği (müşâkele/semantik) çerçevesinde anlaşılması gerektiğini vurgular.

Differences

Taberî bu hitabın kıyamet günü değil İsa'nın yükseltilişi sırasında geçmişte gerçekleştiğini dil tahliliyle (إذ edatı) temellendirirken, İbn Kesîr olayı doğrudan kıyamet sahnesi olarak, ayrıntılı rivayetlerle (meleklerin İsa'yı diz çöktürmesi gibi) anlatır. Kurtubî olayı İsa'nın tesbih ve teslimiyetle karşılık verişi üzerinden aktarırken, Râzî meseleyi kelamî bir tartışmaya taşıyıp Mücessime'nin 'Allah cisimdir' iddiasını reddetmek için ayeti delil yapar; Beydâvî ise 'min dûni'llâh' ifadesinin iki farklı anlam ihtimalini vurgulayan dilbilimsel bir çözümleme sunar. Zemahşerî'nin verdiği alıntı farklı bir ayet grubuna (mev'ûde, sahifelerin açılması) odaklandığından doğrudan karşılaştırma dışında kalır.

Historical context

Taberî (erken dönem, rivayet ağırlıklı) olayın zamanlamasını dil kuralına dayanarak tarihî bir hadise olarak sabitlerken, sonraki müfessirlerde (Kurtubî, İbn Kesîr) kıyamet sahnesi tasviri daha rivayet-detaylı hale gelmiştir. Râzî ve Beydâvî gibi daha sonraki dönem müfessirlerinde ise kelamî/dilbilimsel derinleşme öne çıkar; bu, tefsir geleneğinin zamanla rivayetten kelamî-dilsel analize doğru genişlediğini gösterir, ancak temel mesaj (İsa'nın masumiyeti ve tevhid vurgusu) sabit kalmıştır.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, bir sözün veya inancın sahibine değil, onu yanlış yorumlayan veya aşırıya götürenlere ait olabileceğini hatırlatır; bu da hoşgörü ve doğru anlama çabası için bir zemin sunar. Ayrıca ilim geleneğinin (dil, rivayet, kelam) bir arada kullanılması, imanın akılla ve dikkatli çabayla derinleştirilebileceğine dair yapıcı bir örnek olarak düşünülebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar