يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ شَهَٰدَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ حِينَ ٱلْوَصِيَّةِ ٱثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِّنكُمْ أَوْ ءَاخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ إِنْ أَنتُمْ ضَرَبْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ فَأَصَٰبَتْكُم مُّصِيبَةُ ٱلْمَوْتِ تَحْبِسُونَهُمَا مِنۢ بَعْدِ ٱلصَّلَوٰةِ فَيُقْسِمَانِ بِٱللَّهِ إِنِ ٱرْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرِى بِهِۦ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ وَلَا نَكْتُمُ شَهَٰدَةَ ٱللَّهِ إِنَّآ إِذًا لَّمِنَ ٱلْـَٔاثِمِينَ

“O ye who believe! Let there be witnesses between you when death draweth nigh unto one of you, at the time of bequest - two witnesses, just men from among you, or two others from another tribe, in case ye are campaigning in the land and the calamity of death befall you. Ye shall empanel them both after the prayer, and, if ye doubt, they shall be made to swear by Allah (saying): We will not take a bribe, even though it were (on behalf of) a near kinsman nor will we hide the testimony of Allah, for then indeed we should be of the sinful.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî, Mâide 106. ayette geçen 'iki adil şahit' ifadesinin Müslümanlardan olması gerektiğini savunur; ayetin hitabının umum ifade ettiğini ve ayette geçen 'şehâde' kelimesinin, mahkeme önünde başkası lehine tanıklık eden şahitlik değil, yemin anlamında olduğunu belirtir. Ayrıca vasiyet sırasında hazır bulunan iki kişinin şahit mi yoksa vasi mi olduğu konusunda iki görüş nakleder ve şahit olduğu görüşünü tercih eder.

وأولى التأويلين بقوله: تأويل من تأوله بمعنى: أنهما من أهل الملة دون من تأوله أنهما من حي الموصي وإنما قلنا ذلك أولى التأويلين بالآية، لأن الله تعالى عم المؤمنين بخطابهم بذلك في قوله
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî bu ayette, kastedilen kişinin bir tanıklık veya benzeri bir durumda katilin akrabalarından olması halinde sözde eksiltme veya artırma yapılmaması gerektiğini belirtir. Ayrıca 'şüpheye düşerseniz' ifadesinin, yaşlılık nedeniyle âdetten kesilme durumu belirsiz olan kadınların iddet hükmünün bilinmemesi haline râci olduğunu açıklar. Bu şüphenin, altmış veya elli beş yaş gibi belirlenen yaşlara ulaşmış kadınların gördükleri kanın hayız mı yoksa istihâze kanı mı olduğu konusundaki tereddütle ilgili olduğunu ifade eder.

وقيل : إن ارتبتم في ذم البالغات مبلغ اليأس وقد قدروه بستين سنة وبخمس وخمسين ، أهو دم حيض أو استحاضة ؟
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre âyet, yeminin veya şehâdetin geçerli olabilmesi için bazı özel durumlarda gayr-i müslimlerin şahitliğinin kabul edilebileceğini bildirmektedir; bu hüküm, seferde iken müslüman bulunmadığı takdirde ehl-i kitaptan iki kişinin vasiyet üzerine şahit tutulabileceğine dairdir. Râzî bu konuda Temîm ed-Dârî ve Adî kıssasını nakleder ve âyetin bu vak'a üzerine indiğini belirtir. Ayrıca yeminin 'ikindi namazından sonra' yapılması hükmünün de bu vakit halkın yalan yemine karşı hassasiyet gösterdiği bir zaman olmasından kaynaklandığını aktarır.

قالوا : إذا كان الإنسان في الغربة ، ولم يجد مسلما يشهده على وصيته ، جاز له أن يشهد اليهودي أو النصراني أو المجوسي أو عابد الوثن أو أي كافر كان وشهادتهم مقبولة ، ولا يجوز شهادة الكافرين على المسلمين إلا في هذه الصورة
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî, ayetteki 'ercülü' kavramının (adaletli iki kişi) tanık ve vasiler tarafından geride bıraktıklarını gizleme şüphesi doğduğunda, bunların ikindi namazından sonra hapsedilerek yeminle sıkıştırılması gerektiğini bildirir. Bu bağlamda İkindi vaktinin seçilmesinin sebebi, tüm din ehlinin bu vakti kutsal saymaları ve bu vakitte yalan yere yemin etmekten çekinmeleridir. Ayrıca ayetin, hak sahibi olan kişinin hapsedilmesi konusunda temel bir dayanak olduğunu belirtir.

لم يريد صلاة العصر قاله الأكثر من العلماء لأن أهل الأديان يعظمون ذلك الوقت ويتجنبون فيه الكذب واليمين الكاذبة
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr bu ayette geçen 'irtâb' (şüphe) ile ilgili vasiyet şahitliğinin hükmünü ele alır; ayetin, müslüman şahit bulunmadığında yolculuk halinde ehl-i kitaptan iki şahidin vasiyete alınabileceğini ve şahitliklerinden şüphe edilirse ikindi namazından sonra yeminle desteklenmesi gerektiğini bildirdiğini nakleder. Ayrıca 'minküm' ifadesinin müslümanlar mı yoksa vasiyet edenin kabilesi mi anlamına geldiği konusunda selef arasındaki ihtilafı, İbn Abbas ve diğer tabiin görüşleriyle birlikte aktarır. Ebu Musa el-Eş'arî kıssası ve İbn Mes'ûd'un rivayeti üzerinden bu hükmün uygulanışına dair örnekler sunar.

وهذان شرطان لجواز استشهاد الذميين عند فقد المؤمنين أن يكون ذلك في سفر وأن يكون في وصية كما صرح بذلك شريح القاضي
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî bu ayette şehâdet lafzının, vasiyet anında iki şahit tutulmasına (işhâd) işaret ettiğini belirtir; şahitlerin 'sizden iki adil kişi' ya da yolculuk gibi zaruret hallerinde 'sizden olmayan iki kişi' olabileceğini, bu son grubu ehl-i kitap/zimmet olarak yorumlayanların görüşünü ise -müslüman aleyhine şahitliklerinin icmâen kabul edilmemesi nedeniyle- mensuh saydığını aktarır. Ayrıca yemin ifadelerindeki (lâ neşterî bihî semenâ, lâ nekütümü şehâdete'llâh) dil örgüsünü, yeminin ancak şüphe halinde geçerli olacağını ve yalan yere yemin etmenin yakın akraba söz konusu olsa bile caiz olmadığını göstermek üzere açıklar.

ومن فسر الغير بأهل الذمة جعله منسوخا فإن شهادته على المسلم لا تسمع إجماعا.

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin vasiyet sırasında iki şahit tutulmasıyla ilgili olduğunda ve 'şüphe' halinde ikindi namazından sonra yeminle desteklenmesi gerektiği hükmünde birleşir. Ayrıca birçoğu (Râzî, Kurtubî, İbn Kesîr, Beydâvî) Temîm ed-Dârî ve Adî kıssasını ayetin nüzul sebebi olarak nakleder ve şahitlerin kimliği (müslüman mı, ehl-i kitap mı) konusunda selef görüşlerine başvurur.

Differences

Taberî 'şehâde'yi yemin anlamında okuyup şahitlerin müslüman olması gerektiğini savunurken, Râzî ve İbn Kesîr yolculuk zaruretinde ehl-i kitaptan şahit kabul edilebileceğini aktarır; Beydâvî ise bu görüşü icma gerekçesiyle mensuh sayar. Zemahşerî ayetin bağlamını farklı bir konuya (yaşlı kadınların iddeti) taşırken diğerleri vasiyet-şahitlik meselesine odaklanır. Kurtubî ve Beydâvî dilbilimsel/i'râb tahliline, Râzî ve İbn Kesîr ise rivayet ve kıssa aktarımına daha çok ağırlık verir; bu farklar kısmen ekolsel yöntem farkından (dil odaklı tefsir/rivayet odaklı tefsir/fıkhi istidlal) kaynaklanır.

Historical context

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet temelli ve umum-hususa dayalı bir okuma sunarken, sonraki müfessirler (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, İbn Kesîr, Beydâvî) hem rivayeti hem dil/fıkıh tahlilini birleştirerek konuyu genişletmiş; şahitlerin kimliği meselesi zamanla icma tartışmasıyla netleşmeye çalışılmış, ancak tam bir mutabakat oluşmamış, farklı görüşler sonraki eserlerde de yan yana aktarılmaya devam etmiştir.

Modern connection

Bu ayet, şahitlik ve yeminde dürüstlüğün, ihlasın ve adaletin önemine dikkat çeker; toplumsal güvenin sürdürülmesinde doğruluğun ve yalan yere yemin etmekten kaçınmanın değerini hatırlatabilir. Farklı inanç ve kökenden insanların şahitliğine dair tartışmalar, günümüzde de toplumsal dayanışma ve adil muamele bilincini güçlendirme açısından düşündürücü olabilir. Ayrıca vasiyet ve emanet konusundaki hassasiyet, aile içi güven ilişkilerinin ve toplumsal sorumluluğun önemine işaret eder.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar