فَبِظُلْمٍ مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَٰتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ كَثِيرًا

“Because of the wrongdoing of the Jews We forbade them good things which were (before) made lawful unto them, and because of their much hindering from Allah's way,” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî bu ayette iki görüş nakleder: birincisine göre İsrail'in (Yakub'un) kendine haram kıldığı bazı yiyecekler, Tevrat'ta Allah tarafından da haram kılınmıştır ve Yahudilerin bu iddiayı yalanlıyorlarsa Tevrat'ı getirip okumaları istenmiştir. İkinci görüşe göre ise bu yasaklar Allah tarafından değil, babalarına uyarak kendilerinin koyduğu şeylerdir, sonra bunu yalan yere Allah'a nispet etmişlerdir ve Allah bu iftiralarını yalanlamıştır. Ayrıca Yahudilerin zulüm ve azgınlıkları sebebiyle kendilerine bazı şeylerin haram kılındığı, bunun da insanları Allah yolundan çokça çevirmeleri, batılı Allah'a nispet etmeleri, kitabı tahrif etmeleri ve özellikle Hz. Muhammed'in peygamberliğini inkâr etmeleri gibi büyük günahlarla ilişkilendirildiği belirtilmiştir.

قل يا محمد: فأتوا أيها اليهود إن أنكرتم ذلك بالتوراة، فاتلوها إن كنتم صادقين أن الله لم يحرم ذلك عليكم في التوراة، وأنكم إنما تحرمونه لتحريم إسرائيل إياه على نفسه
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Verilen metin parçası, ayetin numarasına (Nisâ: 160) atıf yapan bir başlık ifadesinden ibarettir ve müfessirin bu ayete dair asıl tefsir açıklaması metinde bulunmamaktadır.

( النساء : 160 ) وقوله :
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre âyet, Allah'ın bazı yiyecekleri Yahudiler'e sırf İsrail'in (Ya'kub'un) kendi nefsine haram kıldığı için değil, onların zulüm ve kötü fiilleri sebebiyle bir ceza olarak haram kıldığını göstermektedir. Yahudiler bu haramlığın kendi kötü davranışlarına bağlı olarak sonradan ortaya çıktığını kabullenmek istemedikleri için bu yasakların ezelden beri var olduğunu iddia etmişler, fakat Peygamber onlardan bunu ispatlayan bir Tevrat ayeti istediğinde aciz kalıp rezil olmuşlardır.

فدلت هذه الآية على أنه تعالى إنما حرم على اليهود هذه الأشياء جزاء لهم على بغيهم وظلمهم وقبيح فعلهم وإنه لم يكن شيء من الطعام حراما غير الطعام الواحد الذي حرمه إسرائيل على نفسه
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Bu ayette geçen 'kendilerine haram kılınan temiz şeyler' ifadesi, önceki ayette geçen 'ahitlerini bozmaları' ifadesine bedeldir; yani Yahudilere temiz şeylerin haram kılınmasının sebebi zulümleri ve insanları Hz. Muhammed'e (s.a.v.) tabi olmaktan kendilerini ve başkalarını men etmeleridir. Zulüm ifadesi tahrimden önce zikredilmiştir çünkü asıl kastedilen ve haber verilmek istenen şey, zulmün tahrimin sebebi olduğudur.

هذا بدل من فبما نقضهم والطيبات ما نصه في قوله تعالى : وعلى الذين هادوا حرمنا كل ذي ظفر وقدم الظلم على التحريم إذ هو الغرض الذي قصد إلى الإخبار عنه بأنه سبب التحريم
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ayet, Yahudilerin hem insanları hem de kendilerini haktan alıkoymalarını anlatır; bu, onların kadim bir vasfı olup peygamberlere düşmanlık etmelerine, birçok nebiyi öldürmelerine, İsa ve Muhammed'i (s.a.v.) yalanlamalarına yol açmıştır. Ardından Allah'ın, tövbe eden mü'min günahkârların tövbesini kabul edeceğini bir lütuf ve kerem olarak bildirdiği belirtilir.

أي صدوا الناس وصدوا أنفسهم عن إتباع الحق وهذه سجية لهم متصفون بها من قديم الدهر وحديثه ولهذا كانوا أعداء الرسل وقتلوا خلقا من الأنبياء وكذبوا عيسى ومحمدا صلوات الله وسلامه عليهما
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre âyette geçen 'zulüm' Yahudilerin işlediği kötülüklerin çeşitliliğine (haram şeyler yemek, insanları Allah yolundan çevirmek, faiz almak, halkın mallarını haksız yolla yemek) işaret eder ve bu zulümleri sebebiyle onlara daha önce helal olan bazı temiz şeyler haram kılınmıştır. Ayrıca âyetteki 'kâfirler' ifadesinin, tövbe edip iman edenleri kapsam dışında tutarak sadece küfürde direnenlere yönelik olduğunu belirtir.

كان الربا محرما عليهم كما هو محرم علينا، وفيه دليل على دلالة النهي على التحريم. وأكلهم أموال الناس بالباطل بالرشوة وسائر الوجوه المحرمة. وأعتدنا للكافرين منهم عذابا أليما دون من تاب وآمن.

Comparison

Common ground

Zemahşerî hariç müfessirlerin çoğu, bazı temiz yiyeceklerin Yahudilere haram kılınmasını salt İsrail'in (Yakub'un) kendi tercihiyle değil, onların zulüm, haktan sapma ve peygamberlere karşı çıkma gibi davranışlarına bağlı bir ceza olarak okur. Ayrıca haramlığın Allah'a yalan yere nispet edilmiş olabileceği veya zulmün bu yasağın asıl sebebi olduğu ortak vurgulardır.

Differences

Taberî rivayet temelli iki farklı görüşü yan yana sunarken, Râzî ve İbn Kesîr olayı tarihsel/bağlamsal bir kıssa çerçevesinde ele alır. Kurtubî ve Beydâvî ise meseleyi dil ve belağat açısından (bedel ilişkisi, takdim-tehir, kelime tahlili) inceleyerek zulmün tahrime sebep olduğunu nahiv temelli gösterir. Zemahşerî'nin metninde ise içerik eksik olduğu için karşılaştırma yapılamamaktadır.

Historical context

Erken dönem müfessiri Taberî rivayetleri aktarmakla sınırlı kalırken, sonraki müfessirler (Râzî, Kurtubî, Beydâvî) zamanla dil tahlili ve sistematik bağlamsal okumayı öne çıkarmıştır; temel yorum çizgisi (zulüm-haramlık ilişkisi) büyük ölçüde sabit kalmış, sadece açıklama yöntemi zenginleşmiştir.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, toplumsal davranışların ve haksızlıkların bireysel ve toplumsal sonuçlar doğurabileceğine dair bir hatırlatma olarak düşünülebilir. Adalet, dürüstlük ve başkalarının hakkına saygı gibi ahlaki ilkelerin korunması, toplumsal huzur ve dayanışma açısından önemli görülebilir. Bu bağlamda ilim ile ahlaki sorumluluk arasındaki uyumun günümüzde de yapıcı bir tutum için ilham verici olabileceği söylenebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar