وَدَّت طَّآئِفَةٌ مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
“A party of the People of the Scripture long to make you go astray; and they make none to go astray except themselves, but they perceive not.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre bu ayette Ehl-i Kitap'tan bir zümrenin müminleri dinden döndürme çabası aslında kendilerini ve kendi taraftarlarını helake sürüklemektedir; çünkü bu çabalarıyla Allah'ın gazabını ve lanetini hak etmişlerdir. Bunun sebebi, Allah'a küfretmeleri ve Muhammed'e (sav) tabi olma, onu tasdik etme ve nübüvvetini kabul etme konusunda kendilerinden alınan ahdi bozmalarıdır. Onlar müminleri hidayetten sapkınlığa ve helake sürüklemeye çalışırken, bunun kendilerine ne büyük azap ve ceza getireceğinden habersizdirler.
وإنما أهلكوا أنفسهم وأتباعهم بما حاولوا من ذلك لاستيجابهم من الله بفعلهم ذلك سخطه، واستحقاقهم به غضبه ولعنته، لكفرهم بالله، ونقضهم الميثاق الذي أخذ الله عليهم في كتابهم في اتباع محمد صلى الله عليه وسلم وتصديقه، والإقرار بنبوته
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre âyet, Ehl-i Kitab'ın sadece hakkı reddetmekle kalmayıp Rasûl'e iman edenleri de saptırmaya çalıştıklarını, bunu Hz. Muhammed'in nübüvvet iddiası, Tevrat'ta Musa şeriatının kalıcı olduğu iddiası ve nesih meselesinin bedâ'ya götüreceği şeklindeki şüpheleri yayarak yaptıklarını beyan etmektedir. Âyetin maksadı, müminleri Yahudilerin sözlerine kanmama konusunda uyarmaktır. Ayrıca 'lev' (لو) lafzının temenni ifade ettiği belirtilerek, onların gerçekte mü'minleri saptırmayı arzuladıkları vurgulanmakta, bu saptırma çabası yüzünden kendilerini helake sürükledikleri açıklanmaktadır.
بل يجتهدون في إضلال من آمن بالرسول عليه السلام بإلقاء الشبهات كقولهم : إن محمدا عليه السلام مقر بموسى وعيسى ويدعي لنفسه النبوة
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre ayet, önce bir olumsuzlama sonra bir olumlamayı içermektedir; burada kastedilenler sapkınların işini işleyen kimselerdir ve bu davranışın vebali kendilerine dönecektir.
نفي وإيجاب لأنهم يعملون عمل الضالين فوباله لهم راجع عليهم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre bu ayet Yahudiler hakkında inmiştir; Huzeyfe, Ammâr ve Muâz'ı Yahudiliğe davet etmeleri üzerine nazil olmuştur. Onların saptırma çabası ancak kendi aleyhlerine döner ve bunun vebalinin başkasına geçmeyip yalnız kendilerine ait olduğu, bu yüzden azaplarının katlanacağı belirtilir. Alternatif bir okumaya göre ise 'kendilerinden başkasını saptıramazlar' ifadesi, ancak kendileri gibi olanları saptırabildikleri anlamına da gelebilir.
نزلت في اليهود لما دعوا حذيفة وعمارا ومعاذا إلى اليهودية ولو بمعنى أن. وما يضلون إلا أنفسهم وما يتخطاهم الإضلال ولا يعود وباله إلا عليهم إذ يضاعف به عذابهم
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler ayetin Ehl-i Kitap'tan (özellikle Yahudiler) bir zümrenin müminleri saptırma çabasına işaret ettiğinde ve bu çabanın sonuçta kendi aleyhlerine döneceği, kendilerini helake sürükleyeceği noktasında birleşiyorlar. Ayrıca dil/belağat tahlili (zamirler, edatlar, ifadelerin muhtemel anlamları) ortak yöntem olarak kullanılmış.
Differences
Taberî saptırma çabasının ahdi bozma ve küfür bağlamındaki genel sebeplerine odaklanırken, Râzî bunu daha spesifik teolojik tartışmalara (nübüvvet iddiası, nesih-bedâ meselesi) bağlıyor. Kurtubî kısa ve öz bir dil analizi sunarken, Beydâvî rivayet/sebeb-i nüzul bilgisiyle (Huzeyfe, Ammâr, Muâz kıssası) ayeti tarihsel bir olaya bağlıyor ve ayrıca ifadenin iki farklı okunuşunu (sadece kendilerini saptırabilirler ya da kendileri gibi olanları saptırabilirler) tartışıyor. Bu farklar müfessirlerin yöntem tercihlerinden (dirayet-rivayet ağırlığı) kaynaklanıyor.
Historical context
Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte ayetin temel anlamı (saptırma çabasının kendi aleyhine dönmesi) sabit kalmış, ancak zamanla tefsir yöntemleri çeşitlenmiş: erken dönemde dil ve bağlam analizi ağırlıktayken, sonraki müfessirlerde teolojik tartışmalar (Râzî) ve rivayet malzemesiyle desteklenen tarihsel bağlam (Beydâvî) daha belirgin hale gelmiştir.
Modern connection
Bu ayet, günümüzde farklı inanç veya düşünce çevreleri arasındaki etkileşimde ilkeli bir tutum ve sağlam bir bilgi temelinin önemine işaret edebilir. Kişinin kendi değerlerine sahip çıkarken başkalarına karşı hoşgörülü ve diyaloğa açık olması, ama aynı zamanda temelsiz iddialara karşı da bilinçli durması gerektiği hatırlatılabilir. Bu bağlamda ilim ile imanın uyumu ve sabırlı, yapıcı bir duruş öne çıkan temalar olarak değerlendirilebilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar