سَنُلْقِى فِى قُلُوبِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱلرُّعْبَ بِمَآ أَشْرَكُوا۟ بِٱللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِۦ سُلْطَٰنًا وَمَأْوَىٰهُمُ ٱلنَّارُ وَبِئْسَ مَثْوَى ٱلظَّٰلِمِينَ
“We shall cast terror into the hearts of those who disbelieve because they ascribe unto Allah partners, for which no warrant hath been revealed. Their habitation is the Fire, and hapless the abode of the wrong-doers.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre Allah, Uhud'da müminlerle savaşan kâfirlerin kalbine, Allah'a şirk koşmalarından ve buna dair hiçbir delilleri (sultan) bulunmamasından dolayı korku ve dehşet salacaktır. Bu, Allah'ın Peygamber'in ashabına düşmanlarına karşı zafer vaadidir; ancak bu vaad ancak müminlerin Allah'ın ahdi üzerinde durmaları ve itaatine sarılmaları şartına bağlıdır. Metin ayrıca kâfirlerin dönüşünün ateş olacağını ve bunun zalimler için kötü bir karargah olduğunu belirtir.
سيلقي الله أيها المؤمنون في قلوب الذين كفروا بربهم، وجحدوا نبوة محمد صلى الله عليه وسلم ممن حاربكم بأحد الرعب، وهو الجزع والهلع بما أشركوا بالله
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre âyet, Allah'ın kâfirlerin kalplerine korku (rüub) atacağı vaadinin Cihad'a teşvik bağlamındaki tamamlayıcı unsurlarından biri olduğunu, bunun Müslümanların onlara galip gelmesini gerektirdiğini ifade eder. Bu vaadin sadece Uhud gününe mi has olduğu yoksa tüm zamanlar için genel mi olduğu müfessirler arasında ihtilaflıdır; çoğu müfessire göre önceki âyetler Uhud olayına dair olduğundan bu vaad de o güne hastır. Ayrıca âyet, şirkin delilsiz olduğunu göstererek taklidin (delilsiz din tutmanın) batıl olduğuna da delalet eder.
اعلم أن هذه الآية من تمام ما تقدم ذكره ، فانه تعالى ذكر وجوها كثيرة في الترغيب في الجهاد وعدم المبالاة بالكفار ، ومن جملتها ما ذكر في هذه الآية أنه تعالى يلقي الخوف في قلوب الكفار ، ولا شك أن ذلك مما يوجب استيلاء المسلمين عليهم
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî bu pasajda, Allah'ın kâfirlerin kalplerine korku salmasının sebebinin onların şirk koşmaları olduğunu açıklar; 'işrâk' kelimesinin 'başkasını Allah'a ortak kılmak üzere ona denk tutmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayrıca 'el-mesvâ' kelimesinin içinde ikamet edilen mekân, 'el-me'vâ' kelimesinin ise bir şeyin gece veya gündüz döndüğü/sığındığı her mekân olduğunu dil açısından izah eder.
ويقال : أشرك به أي عدل به غيره ليجعله شريكا قوله تعالى : ثم ذمه فقال والمثوى : المكان الذي يقام فيه يقال : ثوى يثوى ثواء والمأوى : كل مكان يرجع إليه شيء ليلا أو نهارا
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
Bu bölümde İbn Kesîr, Hz. Peygamber'in kendisine diğer peygamberlere verilmeyen beş özelliğin verildiğine dair hadisleri nakletmektedir: bir aylık mesafeden düşmanın kalbine korku salınarak yardım olunması, yeryüzünün mescid ve temizlik vasıtası kılınması, ganimetlerin helal kılınması, şefaat verilmesi ve tüm insanlığa gönderilmesi. Ayrıca Ebu Süfyan'ın kalbine Bedir sonrası korku salınıp Mekke'ye geri dönmesi olayı bu bağlamda örnek olarak zikredilmiştir.
أعطيت خمسا لم يعطهن أحد من الأنبياء قبلي نصرت بالرعب مسيرة شهر وجعلت لي الأرض مسجدا وطهورا وأحلت لي الغنائم وأعطيت الشفاعة وكان النبي يبعث إلى قومه خاصة وبعثت إلى الناس عامة
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre 'er-ru'b' ifadesi, kâfirlerin kalplerine Uhud günü atılan korkuyu ifade eder; bu korku onları savaşı bırakıp sebepsiz yere geri dönmeye sevk etmiştir. Ayrıca bir rivayet olarak, müşriklerin dönüş yolunda pişman olup Müslümanları imha etmek üzere geri dönmeye karar verdikleri, bunun üzerine Allah'ın kalplerine korku saldığı da nakledilir. Bu korkunun sebebi olarak müşriklerin Allah'a şirk koşmaları ve buna dair hiçbir delilleri (sultan) bulunmaması gösterilir.
وقيل لما رجعوا وكانوا ببعض الطريق ندموا وعزموا أن يعودوا عليهم ليستأصلوهم، فألقى الله الرعب في قلوبهم
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî'ye göre bu ifadede tehekküm (alay/istihza) anlamı vardır, çünkü Allah'a şirk koşmaya bir delil indirmesi caiz değildir. Ayrıca bu nitelik lazımî bir sıfat olarak zikredilmiştir; yani kâfirlerin Allah'tan kaçamayacakları ve varacakları yerin ateş olduğu kastedilmiştir. Bununla kastedilenler, yeminlerinin gayretiyle yemin edenlerdir.
فيه تهكم
Comparison
Common ground
Müfessirlerin tümü, kâfirlerin kalplerine salınan korkunun (ru'b) sebebinin şirk koşmaları ve buna dair hiçbir delil (sultan) bulunmayışı olduğunda birleşir. Ayrıca çoğu, bu ifadeyi Uhud sonrası Ebu Süfyan ve müşriklerin geri dönme kıssasıyla ilişkilendirir ve âyetin müminler için bir zafer/yardım vaadi taşıdığını kabul eder.
Differences
Taberî ve Beydâvî rivayet ile dil tahlilini birlikte kullanırken, Kurtubî ve Zemahşerî ağırlıklı olarak dil/belağat analizine yönelir; Zemahşerî'ye özgü olarak âyette tehekküm (istihza) boyutu vurgulanır. Fahreddin er-Râzî, vaadin sadece Uhud'a mı yoksa tüm zamanlara mı has olduğu tartışmasını gündeme getirip bunu taklidin bâtıllığına dair kelamî bir çıkarımla destekler. İbn Kesîr ise âyeti doğrudan tefsir etmekten çok, Hz. Peygamber'e has beş özellik hadisiyle ilişkilendirerek daha geniş bir nübüvvet bağlamına taşır.
Historical context
Erken dönem müfessirlerden (Taberî, İbn Kesîr) itibaren rivayet malzemesi ağırlıklı iken, sonraki dönemde (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî, Kurtubî) dil ve belağat tahlili ile kelamî tartışmaların (taklidin fesadı, istihza) öne çıktığı görülür; temel anlam çerçevesi -şirkin delilsizliği ve korkunun ilahi bir müdahale olması- dönemler boyunca sabit kalmıştır.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, inancın sağlam bir temele (delil, akıl, iç huzur) dayanmasının önemine işaret eder ve körü körüne taklitten ziyade bilinçli bir iman arayışını hatırlatabilir. Ayrıca zorlu zamanlarda sabır ve Allah'a güvenin, toplumsal dayanışma ve maneviyat açısından bir denge unsuru olabileceği düşünülebilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar