يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَأْكُلُوا۟ ٱلرِّبَوٰٓا۟ أَضْعَٰفًا مُّضَٰعَفَةً وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
“O ye who believe! Devour not usury, doubling and quadrupling (the sum lent). Observe your duty to Allah, that ye may be successful.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî bu ayette geçen ribâ ile Cahiliye dönemindeki ribâ uygulamasının kastedildiğini aktarır. Cahiliye'de bir kişinin diğerine vadeli borcu olduğunda, vade dolunca borçlu 'süre tanı, karşılığında fazladan öderim' derdi ve alacaklı da vadeyi ertelerdi; bu şekilde borç katlanarak artardı. İbn Zeyd rivayetinde ayrıca bunun bazen deve yaşının kademeli olarak yükseltilmesi (bint mehâd'dan ribâiyeye kadar) şeklinde de uygulandığı belirtilir. Ayet, Müslümanlara imandan sonra bu Cahiliye ribâsını yemekten sakınmalarını emretmektedir.
كانوا في الجاهلية يكون للرجل على الرجل الدين، فيقول: لك كذا وكذا وتؤخر عني فيؤخر عنه
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre ayet, cahiliye döneminde uygulanan riba anlayışını anlatmaktadır: alacaklının borçluya, vade dolduğunda borcunu ödeyemediği takdirde vadeyi uzatmak karşılığında borç miktarını katlayarak artırması âdetidir. Bu şekilde yüz dirhem olan bir borç, ard arda vade uzatmaları yoluyla kat kat büyüyerek 'أضعافا مضاعفة' ifadesinin karşılığı olan durumu meydana getirmiştir. Ayrıca 'أضعافا' kelimesinin hâl olarak nasb konumunda bulunduğu dilbilimsel bir husus olarak belirtilir.
كان الرجل في الجاهلية إذا كان له على إنسان مائة درهم إلى أجل ، فاذا جاء الأجل ولم يكن المديون واجدا لذلك المال قال زد في المال حتى أزيد في الأجل فربما جعله مائتين
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre 'yağfiru limen yeşâu' ifadesi, azabın vacip olmadığını açıkça gösterir; tevbe edip etmeme kaydıyla sınırlamak bu anlama aykırı düşer. Ayrıca 'ednâfen mudâafeten' ifadesi, dönemin uygulamasına uygun olarak, vadesi gelen borcu tekrar tekrar katlayarak artırma şeklindeki faiz uygulamasını, yani borçlunun malını küçük bir şeyle tüketmeye götüren katlanmış ribayı ifade eder.
يغفر لمن يشاء ويعذب من يشاء صريح في نفي وجوب التعذيب، والتقييد بالتوبة وعدمها كالمنافي له
Comparison
Common ground
Üç müfessir de ayetteki ribâyı Cahiliye dönemindeki vade uzatma karşılığında borcun katlanarak artırılması uygulaması olarak açıklar; bu tarihsel/toplumsal bağlam ortak zemindir.
Differences
Taberî ağırlıklı olarak rivayet malzemesine (Mücahid, Katade, İbn Zeyd vb.) dayanarak tarihsel uygulamayı detaylandırır, hatta deve yaşı örneğini de aktarır. Râzî ve Beydâvî ise buna ek olarak dilbilimsel/belâgat boyutunu işler; Râzî 'ednâfen' kelimesinin hâl olarak i'rabına, Beydâvî ise ayetin 'yağfiru limen yeşâu' kısmından hareketle azabın vacip olmadığına dair kelam/usul yönelimli bir yorum ekler. Bu farklar, Taberî'nin rivayet tefsiri yöntemi ile Râzî ve Beydâvî'nin daha sonraki dönemde gelişen dil-kelam ağırlıklı tefsir yöntemleri arasındaki ekol farkını yansıtır.
Historical context
En eski müfessir olan Taberî rivayet nakline dayanan sade bir tarihsel açıklama sunarken, sonraki dönemlerde Râzî ve Beydâvî aynı tarihsel çerçeveyi korumuş, fakat üzerine dil tahlili ve kelamî tartışmalar (ilahi affın kapsamı gibi) eklemişlerdir. Temel tarihsel okuma sabit kalmış, yöntemsel katman zamanla zenginleşmiştir.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, borç ilişkilerinde adaletin ve karşılıklı güvenin önemine dikkat çekebilir; zor durumdaki kişiyi ezmek yerine yardımlaşma ve sabır temelli bir tutum, toplumsal dayanışmayı güçlendirebilir. Ayrıca ilim ve dikkatli düşünme yoluyla ekonomik ilişkilerde hakkaniyeti korumak, hem ahlaki hem toplumsal bir hassasiyet olarak günümüzde de anlamlı bir hatırlatma sunar.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar