مَثَلُ مَا يُنفِقُونَ فِى هَٰذِهِ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا كَمَثَلِ رِيحٍ فِيهَا صِرٌّ أَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فَأَهْلَكَتْهُ وَمَا ظَلَمَهُمُ ٱللَّهُ وَلَٰكِنْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
“The likeness of that which they spend in this life of the world is as the likeness of a biting, icy wind which smiteth the harvest of a people who have wronged themselves, and devastateth it. Allah wronged them not, but they do wrong themselves.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre bu ayette Allah'ın kâfirlere zulmetmediği, aksine onların yaptığı harcama/sadakanın kendilerine hiçbir fayda sağlamayacağı anlatılır. Nitekim tarlaya isabet eden şiddetli soğuk rüzgârın ekini yok etmesi gibi, kâfirin dünyada yaptığı hayır işi de Allah katında ihlas ve tevhid olmadığı için boşa gitmektedir. Bu durum Allah'ın zulmü değil, kâfirin kendi küfrü ve şirki sebebiyle amelinin geçersiz kılınmasıdır.
يعني بذلك جل ثناؤه: وما فعل الله بهؤلاء الكفار ما فعل بهم، من إحباطه ثواب أعمالهم، وإبطاله أجورها ظلما منه لهم، يعني: وضعا منه لما فعل بهم من ذلك في غير موضعه وعند غير أهله، بل وضع فعله ذلك في موضعه، وفعل بهم ما هم أهله؛ لأن عملهم الذي عملوه لم يكن لله
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî bu bölümde 'illâ' edatının mazi fiile dahil olduğunda genellikle tekrarlı kullanıldığına, tek başına gelmesinin fasih kelamda nadir görüldüğüne dikkat çekiyor. Buna göre âyette görünürde tekrar olmasa da, mana itibariyle tekrar mevcuttur; yani lafızda olmasa bile anlamda bir tekrarlılık söz konusudur.
فإن قلت : قلما تقع ( إلا ) الداخلة على الماضي إلا مكرره ، ونحو قوله : % فأي أمر سيىء لا فعله ; لا يكاد يقع ، فما لها لم تكرر في الكلام الأفصح ؟ قلت : هي متكررة في المعنى ؛ لأن معنى
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre bu ayette kâfirlerin infakının durumu, kendisine soğuk bir rüzgar veya ateş isabet edip mahsulünü yakıp yok eden bir ekinin haline benzetilmektedir; nasıl ki o ekin sahipleri umdukları faydayı göremediyse, kâfirlerin harcamaları da küfür ve masiyetleri sebebiyle boşa gitmekte ve kendilerine hiçbir yarar sağlamamaktadır. Ayrıca 'zulüm' ifadesiyle ilgili olarak, bazı müfessirlerin bunu ekimi zamanında veya yerinde yapmamaları şeklinde yorumladığı, dolayısıyla Allah'ın onları eşyayı yanlış yere koymaları sebebiyle terbiye ettiği görüşü de nakledilmektedir.
ومعنى الآية : مثل نفقة الكافرين في بطلانها وذهابها وعدم منفعتها كمثل زرع أصابه ريح باردة أو نار فأحرقته وأهلكته فلم ينتفع أصحابه بشيء بعد ما كانوا يرجون فائدته ونفعه
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr, ayette geçen 'sırr'ı İbn Abbas, İkrime, Said b. Cübeyr, Hasan, Katâde, Dahhâk ve Rebî' b. Enes'ten naklen şiddetli soğuk/don olarak açıklar; Atâ'dan don ve buz, İbn Abbas ve Mücahid'den de ateş anlamı nakleder ancak bunu ilk görüşe irca eder çünkü şiddetli soğuk, özellikle don, ekinleri ve meyveleri ateşin yaktığı gibi yakar. Bu don, hasat vaktine gelmiş bir ekine iner ve onu mahveder, sahibini en ihtiyaç duyduğu anda o üründen mahrum eder; aynı şekilde Allah kâfirlerin dünyadaki amellerinin sevabını ve meyvesini, bu ekinin sahibinin günahları yüzünden telef olması gibi giderir. Bu kimseler binalarını temelsiz ve esassız kurmuşlardır, çünkü Allah onlara rasuller göndererek ve kitaplar indirerek özür bırakmamış ve hüccetlerini ikame etmiştir.
أي برد شديد قاله ابن عباس وعكرمة وسعيد بن جبير والحسن وقتادة والضحاك والربيع بن أنس وغيرهم وقال عطاء برد وجليد
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre kâfirlerin infak ettikleri mallar, şiddetli bir soğuk rüzgârın (sarsar) zalim bir topluluğun ekinini kökünden yok etmesine benzetilmiştir; bu infak ister ibadet niyetiyle, ister gösteriş/övünme için, isterse münafıkların riya veya korku ile yaptığı bir harcama olsun, dünya ve ahirette hiçbir fayda sağlamadan boşa gider. Allah onlara zulmetmemiştir, aksine onlar infaklarını gerektiği şekilde yapmayarak veya cezayı gerektiren işler yaparak kendi kendilerine zulmetmişlerdir.
والمراد تشبيه ما انفقوا في ضياعه بحرث كفار ضربته صر فاستأصلته ولم يبق لهم فيه منفعة ما في الدنيا والآخرة، وهو من التشبيه المركب
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre ayetteki teşbih, kâfirlerin infaklarının hayır işleri gibi görünse de küfür yüzünden âhirette hiçbir fayda vermeyeceğini anlatır; özellikle Rasûlullah'a eziyet etmek, savaş için ordu toplamak gibi amaçlarla yapılan harcamalar, daha önce yapılmış hayır işlerini de bütünüyle iptal eder. Râzî ayrıca bu infakın kâfirlerin dünya veya âhiret menfaati beklediği tüm amelleri kapsayabileceğini, ekinin soğuk rüzgarla helak olması gibi bu amellerin de küfür sebebiyle boşa gideceğini belirtir.
فإن انفاقهم في إيذاء الرسول صلى الله عليه وسلم من أعظم أنواع الكفر
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler ayetteki temsili aynı şekilde okur: kâfirin yaptığı hayır/infak, şiddetli soğuğun (veya bazılarına göre ateşin) yok ettiği bir ekin gibi boşa gitmektedir; bunun sebebi küfür/şirktir ve bu durum Allah'ın zulmü değil, kişinin kendi ameli yüzünden hak ettiği bir sonuçtur.
Differences
Taberî ve İbn Kesîr ağırlıklı olarak sahâbe-tâbiîn rivayetlerine dayanarak 'sırr' kelimesini şiddetli soğuk/don olarak açıklarken İbn Kesîr ayrıca ateş görüşünü de nakledip bunu soğuğa irca eder. Zemahşerî ve Beydâvî daha çok dil/belağat ve edat tahlili üzerinden mananın inceliklerine (illâ edatının kullanımı, mecaz-ı mürsel, kıraat farkları) eğilir. Kurtubî hem dilbilimsel hem rivayet temelli yaklaşımları birleştirip 'zulüm' ifadesine alternatif bir yorum (ekimi yanlış zaman/yerde yapmak) da ekler. Râzî ise teşbihin unsurlarını kelamî bir çerçevede tahlil ederek infakın kapsamını (dünya-ahiret menfaati güden tüm ameller) genişletir ve Rasûlullah'a eziyet gibi özel bir örnek üzerinden konuyu fıkhî-kelamî bir boyuta taşır.
Historical context
Erken dönem müfessiri Taberî'den itibaren rivayet temelli yorum sabit bir zemin oluşturur; sonraki müfessirlerde (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) dil ve belağat analizinin ağırlığı artar, ancak temel mana (kâfirin amelinin küfür sebebiyle boşa gitmesi) hiçbir dönemde değişmez. Kurtubî ve İbn Kesîr gibi sonraki müfessirler ise rivayet ve dil analizini birleştirerek daha kapsayıcı bir sentez sunar.
Modern connection
Bu ayet, yapılan iyiliklerin gösteriş veya çıkar amacı gütmeden, içtenlikle (ihlasla) yapılmasının önemine dikkat çekmek için düşünülebilir. Toplumsal fayda üreten davranışların manevi ve kalıcı bir değer kazanması, niyetin samimiyetiyle ilişkilendirilebilir; bu da günlük hayatta ihlas ve yapıcı tutum üzerine düşünmeye bir zemin sunar.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar