قَالُوا۟ لَن نُّؤْثِرَكَ عَلَىٰ مَا جَآءَنَا مِنَ ٱلْبَيِّنَٰتِ وَٱلَّذِى فَطَرَنَا فَٱقْضِ مَآ أَنتَ قَاضٍ إِنَّمَا تَقْضِى هَٰذِهِ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَآ

“They said: We choose thee not above the clear proofs that have come unto us, and above Him Who created us. So decree what thou wilt decree. Thou wilt end for us only this life of the world.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Bu bölümde Taberî, Firavun'un sihirbazlarının sayısının otuz küsur bin kişi olduğuna dair bir görüşü nakletmekte ve sihirbazların Musa'ya inandıktan sonra Firavun'a verdikleri cevabı açıklamaktadır. Onlar kendilerine gelen açık delilleri ve kendilerini yaratan Allah'ı, Firavun'a tercih etmeyeceklerini yemin ederek ifade etmişlerdir. Firavun'un yapabileceği azabın ise ancak bu geçici dünya hayatında geçerli olduğunu, ahirette ona bir güç ve yetkisinin kalmayacağını belirtmişlerdir.

قالوا: لن نؤثرك على الذي جاءنا من البينات، وعلى الذي فطرنا. ويعني بقوله: {فطرنا} خلقنا
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî bu ayette geçen 'el-hayâh' (hayat) kelimesinin meşhur kıraatte zarf olarak mansub olduğunu, ancak zarfın burada mef'ûlün bih gibi kullanılarak genişletildiğini belirtir; buna 'sîme yevmü'l-cum'a' örneğini benzetme olarak verir. Ayrıca sihirbazların sayısı, Firavun'un onları sihir öğrenmeye zorlaması ve Musa'yı uyurken bulup asasının onu koruduğunu görmeleriyle ilgili rivayetleri nakleder. 'Tezekkâ' kelimesini günah pisliklerinden temizlenmek olarak açıklar ve İbn Abbas'tan bunun 'lâ ilâhe illallah' demek olduğu rivayetini aktarır.

أن الحياة في القراءة المشهورة منتصبة على الظرف ، فاتسع في الظرف بإجرائه مجرى المفعول به ، كقولك في ( صمت يوم الجمعة ) : ( صيم يوم الجمعة )
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Râzî'ye göre Firavun, sihirbazlardan iman etmekten dönmelerini istemiş, aksi halde vaad ettiği cezayı uygulayacağını bildirmiştir. Sihirbazlar ise buna cevaben, kendilerine gelen delillerin (beyyinat) apaçık olduğunu, Firavun'un sözünün ise sadece dünyaya ait olduğunu, dünya menfaat ve zararlarının ahiret menfaat ve zararlarıyla kıyaslanamayacağını belirtmişlerdir. Onlar tehdide rağmen imanlarından dönmeyeceklerini ortaya koymuş, bu dünya hayatının fani, ahiretin ise baki olduğunu, aklın fani zararı göze alıp baki mutluluğa ulaşmayı gerektirdiğini açıklamışlardır.

والمعنى أن قضاءك وحكمك إنما يكون في هذه الحياة الدنيا وهي كيف كانت فانية وإنما مطلبنا سعادة الآخرة وهي باقية ، والعقل يقتضي تحمل الضرر الفاني المتوصل به إلى السعادة الباقية
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre büyücülerin secde ederken kendilerine cennetteki makamlarının gösterildiği ve bunun üzerine Firavun'a karşı direndikleri rivayet edilmektedir. Ayrıca 'len nü'sirake' ifadesindeki 'mâ' edatının Firavun'un hükmedebileceği her şeye (idam, çarmıha germe gibi) işaret ettiği, bunun sadece bu dünya hayatına ait geçici bir güç olduğu belirtilmektedir. Metinde ayrıca Firavun'un karısının imanı ve büyücülerin lideriyle ilgili bir kıssa da nakledilmektedir.

لما سجدوا أراهم الله في سجودهم منازلهم في الجنة فلهذا قالوا وكانت امرأة فرعون تسأل من غلب فقيل لها : غلب موسى وهارون فقالت : آمنت برب موسى وهارون
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre büyücüler Firavun'a, kendilerine gelen apaçık delillere ve hidayete karşılık onu asla tercih etmeyeceklerini bildirmişlerdir; çünkü kendilerini yoktan yaratan ve topraktan var eden gerçek Rablerine iman etmişlerdir, ibadete layık olan O'dur, Firavun değildir. Firavun'un elinden gelen her şeyi yapmasına izin verirler, zira onun gücü ancak fani olan dünya hayatında geçerlidir; kendileri ise kalıcı olan ahiret yurdunu tercih etmişlerdir.

لا نختارك على فاطرنا وخالفنا الذي أنشأنا من العدم المبتدي خلقنا من الطين فهو المستحق للعبادة والخضوع لا أنت
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre sihirbazlar 'len nü'sirake' ifadesiyle Musa'yı ve getirdiği apaçık mucizeleri Firavun'a tercih etmeyeceklerini bildirmişlerdir. 'Fakdı mâ ente kâdın' ifadesi Firavun'un ancak dünya hayatında hüküm sürebileceğini, dolayısıyla tehdidinin sınırlı olduğunu ifade eder; buna karşılık Allah'ın mükafatı ve cezası daha hayırlı ve daha bakidir. Ayrıca sihirbazların imanının, Firavun'un onları sihirle mucizeye karşı çıkmaya zorlamasından kaynaklanan günahların bağışlanması amacına dayandığı belirtilmiştir.

فاقض ما أنت قاض ما أنت قاضيه أي صانعه أو حاكم به. إنما تقضي هذه الحياة الدنيا إنما تصنع ما تهواه، أو تحكم بما تراه في هذه الدنيا والآخرة خير وأبقى فهو كالتعليل لما قبله والتمهيد لما بعده.

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler, sihirbazların Firavun'a karşı imanlarında direndiğini, 'len nü'sirake' ifadesiyle Musa'ya gelen delilleri Firavun'a tercih etmeyeceklerini bildirdiklerini ve Firavun'un gücünün yalnızca fani dünya hayatıyla sınırlı, ahirette ise hükümsüz kalacağını vurguladıkları noktasında birleşir. Ayrıca çoğu, konuyu hem dil/i'rab tahlili hem de nakledilen rivayetlerle (İbn Abbas, İkrime, Süddî, Vehb b. Münebbih gibi) birlikte ele alır.

Differences

Taberî ve Kurtubî rivayet malzemesine (sihirbazların sayısı, kıssalar, cennet müjdesi gibi) daha çok yer verirken; Zemahşerî ve Beydâvî dil/belağat tahliline (zarf-mef'ûl ilişkisi, kıraat farkları, îrab ihtimalleri) ağırlık verir. Râzî ise meseleyi daha çok akli/kelami bir çerçevede, dünya-ahiret menfaat-zarar dengesi üzerinden temellendirir. İbn Kesîr ise diğerlerine göre daha sade, doğrudan iman-tevhid vurgusuyla konuyu özetler. Bu farklar, müfessirlerin ait olduğu ekol (dilci, kelamcı, rivayet ağırlıklı) ve yöntem tercihlerinden kaynaklanır.

Historical context

Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte temel anlam (sihirbazların imanı ve Firavun'un gücünün geçiciliği) sabit kalmış, ancak zamanla dil ve belağat tahlilinin daha sistemli hale geldiği, Râzî ile birlikte kelami/akli istidlallerin öne çıktığı, sonraki müfessirlerde ise önceki birikimin özetlenip sadeleştirildiği görülür. Bu, tefsir geleneğinin rivayet ağırlıklı başlangıçtan dilbilimsel ve akli çözümlemeye doğru evrildiğini, ancak temel mesajın korunduğunu gösterir.

Modern connection

Bu ayet, karşılaşılan baskı ve tehditler karşısında sahip olunan değerlerden ödün vermemenin, kalıcı olanı geçici olana tercih etmenin bir örneğini sunar. Günümüzde bu, kişinin ilim, vicdan ve inanç bütünlüğünü koruma çabası ile sabır ve ihlas temaları üzerinden düşünülebilir; bilgiye ulaşan kişinin bu bilgiyle tutarlı bir duruş sergilemesi, ilim ile iman arasındaki uyuma dair bir örnek olarak yorumlanabilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar