Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî, 'la tera fîhâ 'ivecen ve lâ emten' ifadesindeki 'ivec'in Arap dilinde bilinen kullanımıyla 'meyil, sapma' anlamına geldiğini, 'emet'in ise 'kıvrılma, gevşeklik' anlamına geldiğini tercih eder. Bu yeryüzünün kıyamet günü düzleşeceğini, ne yolu şaşırtacak vadi/engel bırakan bir sapma ne de yükseklik-alçaklık kalacağını, tamamen düz ve dümdüz olacağını ifade eder. Diğer görüşler (vadi-tepe, yarık-höyük, iz vb.) de nakledilmiş ancak dil kullanımına dayanarak 'meyil' ve 'yükseklik-alçaklık' anlamı tercih edilmiştir.
قال أبو جعفر: وأولى الأقوال في ذلك بالصواب قول من قال: عنى بالعوج: الميل، وذلك أن ذلك هو المعروف في كلام العرب
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre yerin 'bâriz' olması, içindeki ölüleri dışarı çıkarıp kabirlerdekini ortaya dökmesi anlamındadır; 'batn/cevf' kelimesi hazfedilmiş olup asıl kastedilen budur. Ayrıca 'ıvec' (kesreli) ile 'avec' (üstünlü) arasındaki fark üzerinden yerin o gün tam düzlük ve pürüzsüzlük hâlinde bulunacağı, hiçbir eğrilik-çıkıklık kalmayacağı belirtilir; bu da yerin gerçek bir küre şeklinde olacağına delalet eder.
أن المراد من كونها بارزة أنها أبرزت ما في بطنها وقذفت الموتى المقبورين فيها فهي بارزة الجوف والبطن فحذف ذكر الجوف
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Bu metinde Kurtubî, ayetteki 'ıvecen' ve 'emten' kelimelerinin anlamını dilbilimci ve sahâbe görüşlerine dayanarak açıklar. İbnü'l-A'râbî'ye göre 'ıvec' yollardaki eğrilik, 'emt' ise küçük tepeciklerdir (nibâk); Ebû Amr da benzer şekilde 'emt'i küçük tepeler olarak tanımlar. İbn Abbas'a göre ise 'ıvecen' meyil/eğrilik, 'emt' bir kayış izi gibi ince bir iz anlamına gelir; ondan nakledilen diğer bir görüşte 'ıvecen' vadi (çukurluk) demektir. Sonuçta bu ayetin tasvir ettiği arazi, ne alçalan ne yükselen, tamamen düz bir yer olarak açıklanır.
قال بن الأعرابي : العوج التعوج في الفجاج والأمت النبك وقال أبو عمرو : الأمت النباك وهي التلال الصغار واحدها نبك أي هي أرض مستوية لا انخفاض فيها ولا ارتفاع
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ayet, kıyamet gününde dağların yerinden gideceğini ve yeryüzünün düz, pürüzsüz bir düzlük haline geleceğini bildirmektedir. Yeryüzünde ne bir vadi ne de bir tümsek, ne alçak ne yüksek bir yer kalmayacaktır. Bu görüş İbn Abbas, İkrime, Mücahid, Hasan el-Basrî, Dahhâk, Katâde ve başka selef alimlerinin de aktardığı bir yorumdur.
يذكر تعالى أنه تذهب الجبال وتتساوى المهاد وتبقى الأرض قاعا صفصفا أي سطحا مستويا لا عوج فيه ولا أمتا أي لا وادي ولا جبل
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre bu ayetler, dağların kıyamet günü nasıl yok olacağı sorusuna cevap verir: dağlar önce kum gibi ufalanacak, sonra rüzgarlar onları savuracak ve yerleri boş, dümdüz bir arazi haline gelecektir. 'Onları terk eder' ifadesi dağların yerlerini veya zikredilmeden anlaşılan yeryüzünü kastedebilir, çünkü dağların zikri yeryüzüne delalet eder. Ayrıca 'ıvec' ve 'emt' kelimeleri arasındaki fark açıklanır; ilki mana bakımından eğrilik, ikincisi ise gözle görülmeyecek küçük bir çıkıntıdır ve bu ancak hendesi (geometrik) ölçümle anlaşılır.
فيذرها فيذر مقارها، أو الأرض وإضمارها من غير ذكر لدلالة الجبال عليها كقوله: ما ترك على ظهرها من دابة. قاعا خاليا صفصفا مستويا كأن أجزاءها على صف واحد.
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler 'ıvec' ve 'emt' kelimelerini dil tahliliyle ele alarak kıyamet gününde yeryüzünün dağlardan arınıp tamamen düz, pürüzsüz bir hale geleceği yorumunda birleşir; ne vadi/çukur ne de tepe/yükseklik kalmayacağı ortak vurgudur. Ayrıca çoğu, İbn Abbas başta olmak üzere sahâbe ve selef rivayetlerine atıfla bu anlamı desteklemiştir.
Differences
Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir yöntemle çeşitli selef görüşlerini nakledip dil kullanımına dayanarak tercihte bulunurken, Kurtubî dilcilerin (İbnü'l-A'râbî, Ebû Amr) teknik tanımlarını sahâbe görüşleriyle harmanlar. Râzî ise 'bâriz' kelimesindeki hazif meselesini işleyerek yerin ölüleri dışarı çıkarması yorumunu ekler ve yerin küre şeklinde olduğuna dair felsefi/kozmolojik bir çıkarım yapar; bu, dönemin kelam ve hikmet birikimini yansıtır. Beydâvî ise dağların ufalanma sürecini adım adım tasvir ederek hendesî (geometrik) bir ince ayrım yapar, bu da onun daha sistematik ve mantıksal analiz eğilimini gösterir.
Historical context
Erken dönem müfessirleri (Taberî, İbn Kesîr) büyük ölçüde rivayet ve sahâbe sözlerine dayanırken, sonraki dönem müfessirleri (Râzî, Beydâvî) dil tahlilini derinleştirip kelam ve mantık unsurlarını devreye sokmuştur; Kurtubî bu iki yaklaşım arasında bir köprü niteliğindedir. Temel anlam -yeryüzünün düzleşmesi- bütün dönemlerde sabit kalmış, sadece açıklama yöntemi ve ayrıntı düzeyi zamanla zenginleşmiştir.
Modern connection
Bu ayetteki 'düzlük' vurgusu, insanın bu dünyadaki geçici düzensizliklerin ve eşitsizliklerin bir gün adalet ve denge ile son bulacağına dair bir hatırlatma olarak düşünülebilir. Bilim ve dil araçlarının farklı dönemlerde nasıl bir arada kullanıldığını görmek, ilim ile iman arasındaki uyumun sürekliliğine örnek teşkil edebilir. Ayrıca müfessirlerin farklı yöntemlerle aynı hakikate ulaşma çabası, günümüzde de hoşgörülü ve çok yönlü bir öğrenme tutumuna ilham verebilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar