بَلَىٰ مَن كَسَبَ سَيِّئَةً وَأَحَٰطَتْ بِهِۦ خَطِيٓـَٔتُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

“Nay, but whosoever hath done evil and his sin surroundeth him; such are rightful owners of the Fire; they will abide therein.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre ayetteki 'seyyie' (kötülük) kelimesi şirk anlamına gelir; bu görüşü İbn Abbas, Mücahid, Katade ve diğer selef alimlerinden nakleder. Ayette kişinin işlediği günahın kendisini kuşatıp cehennemde ebedi kalmasına sebep olması, ancak şirk ve küfür ehli için geçerlidir, büyük günah işleyen müminler için değildir. Zira Hz. Peygamber'den gelen mütevatir haberler mümin ehlinin cehennemde ebedi kalmayacağını göstermektedir, dolayısıyla ayetin zahiri umum ifade etse de burada özel bir anlam kastedilmiştir.

وإنما قلنا: إن السيئة التي ذكر الله جل ثناؤه أن من كسبها وأحاطت به خطيئته فهو من أهل النار المخلدين فيها في هذا الموضع، إنما عنى الله بها بعض السيئات دون بعض، وإن كان ظاهرها في التلاوة عاما، لأن الله قضى على أهلها بالخلود في النار، والخلود في النار لأهل الكفر بالله دون أهل الإيمان به
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Metin, ayetin başında Yahudilerden mürciî görüşte olanların (kendilerinin cehennemde sadece belirli günler kalacağına inananların) sözünün nakledildiğini belirtir; ardından vaad tarafının vaîd (tehdit) tarafına birçok yönden ağır bastığı ifade edilir.

فحكي في أول الآية قول المرجئة من اليهود فقال : ( البقرة : 81 ) أن جانب الوعد راجح على جانب الوعيد من وجوه كثيرة
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayet, iki şarta bağlanan bir hükmün bunların sadece birincisiyle tamamlanmayacağına delalet eder; yani iman edip de ardından salih amel işlemeyen kişi için hüküm tam gerçekleşmemiş olur. Ayrıca 'hatîâtihi' kelimesinin okunuşlarına dair kıraat farkını da (Nafi'in cemi, diğerlerinin tekil okuyuşu) belirtir ve bunun çokluk anlamı taşıdığını açıklar.

دل على أن المعلق على شرطين لا يتم بأقلهما ومثله قوله تعالى : إن الذين قالوا ربنا الله ثم استقاموا
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr, 'seyyie' kelimesinin kişinin işlediği kötülüğün onu tamamen kuşatması, kalbini kaplaması anlamında olduğunu, bunun şirk, büyük günahlar veya tövbe etmeden ölmek üzere olan kişinin durumu şeklinde farklı görüşlerle açıklandığını nakleder. Sahabe ve tabiin görüşlerinin lafız farklılığına rağmen anlam olarak birbirine yakın olduğunu belirtir. Küçük günahların birikerek insanı helake sürüklediğine dair bir hadisi de bu bağlamda zikreder.

وقال ابن جريج عن مجاهد قال بقلبه وقال أبو هريرة وأبو وائل وعطاء والحسن قالوا أحاط به شركه وقال الأعمش عن أبي رزين عن الربيع بن خيثم قال الذي يموت على خطاياه من قبل أن يتوب وعن السدي وأبي رزين نحوه وقال أبو العالية ومجاهد والحسن في رواية عنهما وقتادة والربيع بن أنس الموجبة الكبيرة وكل هذه الأقوال متقاربة في المعنى والله أعلم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre 'بلى' kelimesi, Yahudilerin ateşin kendilerine belirli sayılı günler dışında dokunmayacağı iddiasını genel bir ifadeyle reddetmektedir. 'Kesb' ile 'hatîe' arasında fark vardır; hatîe kişiyi tamamen kuşatıp onu kâfir kılan bir haldir, bu yüzden selef bunu küfür olarak tefsir etmiştir. Ayrıca müellife göre bu ayet ve bir öncekisi, büyük günah işleyenin ebedî cehennemde kalacağına dair bir delil teşkil etmez.

والآية كما ترى لا حجة فيها على خلود صاحب الكبيرة وكذا التي قبلها

Comparison

Common ground

Taberî, İbn Kesîr ve Beydâvî; 'seyyie/hatîe' kelimesinin kişiyi tamamen kuşatan, kalbini kaplayan bir kötülük (çoğunlukla şirk/küfür) olduğunu ve bu ayetin büyük günah işleyen müminin ebedî cehennemde kalacağına delil teşkil etmediğini paylaşır. Selef alimlerinden (İbn Abbas, Mücahid, Katade) yapılan nakiller bu müfessirlerde ortak referans noktasıdır.

Differences

Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir yöntemle seleften gelen görüşleri sıralar; İbn Kesîr farklı lafızların anlamda birleştiğini vurgular. Beydâvî buna dilbilimsel bir katman ekler (kesb-hatîe ayrımı) ve fıkhi bir sonuç çıkarır. Kurtubî ise konuyu farklı bir açıdan ele alıp şart cümlesinin yapısına ve kıraat farklılıklarına (Nafi'in çoğul okuyuşu) odaklanır. Râzî ise ayetin bağlamını Yahudilerin mürciî iddiasına yönelik bir cevap olarak sunar ve vaad-vaîd dengesine dikkat çeker; bu, diğerlerinden daha çok bağlamsal/teolojik bir okumadır.

Historical context

En eski müfessir Taberî'den itibaren selef rivayetlerine dayanan temel yorum (seyyienin şirk/küfür anlamı) sabit kalmış, sonraki dönemlerde (Râzî, Kurtubî, Beydâvî) buna dil/belağat ve kıraat analizleri eklenerek yorum zenginleştirilmiştir. İbn Kesîr gibi daha sonraki müfessirler ise rivayetleri toplayıp senteze yönelmiştir. Temel çerçeve değişmemiş, yöntemsel araçlar (dilbilim, kıraat, fıkhi çıkarım) zamanla çeşitlenmiştir.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, küçük günahların birikerek kişinin kalbini kuşatabileceği uyarısını hatırlatır; bu da günlük hayatta ihlaslı bir öz-denetim ve sürekli tövbe/arınma bilincini teşvik edebilir. Ayrıca farklı müfessirlerin aynı ayete dilbilim, rivayet ve bağlam gibi farklı yöntemlerle yaklaşması, ilim ve anlama çabasında çok yönlü düşünmenin ve hoşgörülü bir okuma tarzının değerini gösterir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar