وَقَالُوا۟ لَن تَمَسَّنَا ٱلنَّارُ إِلَّآ أَيَّامًا مَّعْدُودَةً قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِندَ ٱللَّهِ عَهْدًا فَلَن يُخْلِفَ ٱللَّهُ عَهْدَهُۥٓ أَمْ تَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
“And they say: The Fire (of punishment) will not touch us save for a certain number of days. Say: Have ye received a covenant from Allah - truly Allah will not break His covenant - or tell ye concerning Allah that which ye know not?” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre bu ayette Yahudilerin 'sayılı günler dışında ateşe girmeyeceğiz' iddiası aktarılmaktadır; bu sayılı günlerin ne olduğu Kur'an'da açıklanmamıştır çünkü muhataplar zaten bu sayıyı biliyorlardı. Müfessirler bu sayının kırk gün (buzağıya taptıkları günler sayısı) olduğu, ya da Cehennemin bir ucundan öbür ucuna kırk yıllık yürüyüş mesafesi olduğu ya da yedi bin yıllık dünya ömrüne karşılık yedi gün olduğu gibi farklı rivayetler nakletmiştir. Hz. Peygamber'in bu iddiaya karşı onları yalanladığı ve Müslümanların onların yerine geçmeyeceğini, aksine onların ebediyen orada kalacağını söylediği rivayet edilmektedir.
وإنما قيل معدودة وإن لم يكن مبينا عددها في التنزيل؛ لأن الله جل ثناؤه أخبر عنهم بذلك وهم عارفون عدد الأيام التي يوقتونها لمكثهم في النار، فلذلك ترك ذكر تسمية عدد تلك الأيام وسماها معدودة لما وصفنا
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre burada kastedilen, Allah'ın elçisine ve vahyine karşı küçümseyici bir tavır takınmaktan sakındırma söz konusudur; alternatif olarak Allah'ın nebisine karşı büyüklenmekten kaçınma anlamı da verilmektedir.
بالاستهانة برسوله ووحيه . أو لا تستكبروا على نبي الله
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre Yahudiler, azabın kendilerine dokunsa bile sürekli olmayıp yalnızca birkaç gün süreceğini kesin olarak iddia etmişlerdir. Bu iddia ne akli bir zorunluluğa dayanır ne de nakli bir delile; sadece kendi kuruntularından (temenni) ibarettir. Râzî'ye göre Allah bu iddiayı, hem Ehl-i Sünnet hem Mu'tezile mezhebi açısından ele alarak, bu meselenin ancak semi' (nakli) delille bilinebileceğini, akılla bilinemeyeceğini göstermiştir.
اعلم أن هذا هو النوع الثالث من قبائح أقوالهم وأفعالهم وهو جزمهم بأن الله تعالى لا يعذبهم إلا أياما قليلة ، وهذا الجزم لا سبيل إليه بالعقل ألبتة
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî bu ayetin nüzul sebebi hakkında birkaç rivayet nakleder: Yahudilerin Hz. Peygamber'e cehennemden çıkacaklarını iddia etmeleri, dünyanın yedi bin yıl olup ateşte azabın da yalnızca yedi gün süreceğine dair inançları, ya da buzağıya taptıkları için kırk gün azap göreceklerine dair Tevrat'a dayandırdıkları iddiaları bu ayetin inişine sebep olmuştur. Bu rivayetlerin ortak noktası, Yahudilerin cehennem azabını sınırlı ve kısa bir süreyle sınırladıklarını ileri sürmeleri ve Allah'ın bu iddialarını yalanlamasıdır.
قدم رسول الله صلى الله عليه وسلم المدينة واليهود تقول : إنما هذه الدنيا سبعة آلاف وإنما يعذب الناس في النار لكل ألف سنة من أيام الدنيا يوم واحد في النار من أيام الآخرة وإنما هي سبعة أيام فأنزل الله الآية
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre ayetteki 'em' edatı 'bel' (bilakis) anlamındadır; yani Yahudilerin Allah'a bir ahdi olup da Allah'ın ahdini bozması söz konusu değildir, aksine onlar Allah hakkında bilmedikleri şeyi söylemekte, yalan uydurmaktadırlar. Bu iddia, Yahudilerin cehennemde sadece kısıtlı bir süre (buzağıya taptıkları günler sayısınca ya da kırk gece) kalacaklarına dair asılsız inançlarına dayanır. İbn Kesîr bu konuda İbn Abbas, Katade, İkrime ve Dahhak'tan aktarılan çeşitli rivayetleri, ayrıca Hz. Peygamber'in Hayber'de zehirlenme olayı bağlamında Yahudilerle geçen bir diyaloğu nakletmektedir.
ولهذا أتى بأم التي بمعنى بل أي بل تقولون على الله ما لا تعلمون من الكذب والإفتراء عليه
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî bu metinde 'mess' kelimesinin, bir şeyin deriye dokunup hissin ondan etkilenmesi anlamına geldiğini, âyetteki 'sayılı günler' ifadesinin ise az ve sınırlı günler anlamına geldiğini belirtir. Bu konuda rivayet edildiğine göre bazıları buzağıya ibadet edilen kırk günle, bazıları da dünyanın yedi bin yıl olup her bin yıla karşılık bir gün azap çekileceği görüşüyle bu süreyi açıklamışlardır. Ayrıca âyetteki 'Allah'ın ahdini bozmaması' ifadesinin, O'nun haberinde hulfün (yalanın) imkânsız olduğuna delil olduğunu ifade eder.
روي أن بعضهم قالوا نعذب بعدد أيام عبادة العجل أربعين يوما، وبعضهم قالوا مدة الدنيا سبعة آلاف سنة وإنما نعذب مكان كل ألف سنة يوما
Comparison
Common ground
Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî; Yahudilerin cehennem azabını kırk gün (buzağıya tapma günleri) veya yedi gün (dünya ömrünün her bin yılına bir gün) gibi sınırlı bir süreyle sınırladıkları rivayetini ortak biçimde nakleder ve bu iddianın Allah tarafından yalanlandığı noktasında birleşirler. Râzî ve İbn Kesîr ise bu iddianın akli/nakli bir delile dayanmayıp sadece temenni ve asılsız bir kuruntu olduğunu vurgular.
Differences
Taberî ve Kurtubî rivayet ağırlıklı bir yöntemle farklı nüzul sebebi rivayetlerini yan yana sunarken, Zemahşerî konuyu tamamen farklı bir eksene taşıyarak ayeti Hz. Peygamber'e karşı büyüklenmekten sakındırma bağlamında dil/belağat analiziyle okumuştur. Râzî meseleyi kelami bir çerçeveye taşıyıp Ehl-i Sünnet ve Mu'tezile açısından akıl-nakil ayrımı üzerinden temellendirmiş, İbn Kesîr ve Beydâvî ise rivayet nakline dilbilimsel/gramatik tahlili (özellikle 'em' edatının anlamı) ekleyerek karma bir yöntem izlemiştir.
Historical context
En eski müfessir Taberî'den başlayarak rivayet nakli tefsir geleneğinin temel yöntemi olarak sürmüş, Zemahşerî ile birlikte dil/belağat eksenli okuma imkanı da gündeme gelmiş, Râzî ile kelami/itikadi tartışma boyutu eklenmiş, sonraki müfessirler (Kurtubî, İbn Kesîr, Beydâvî) ise bu birikimi harmanlayarak hem rivayeti hem dilbilimsel/kelami unsurları birlikte kullanan sentezci bir yaklaşım geliştirmiştir. Temel rivayet malzemesi (kırk gün, yedi gün gibi) dönemler boyunca büyük ölçüde sabit kalmıştır.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, insanın kendi kuruntularına veya seçici yorumlara dayanarak sorumluluktan kolayca sıyrılabileceği düşüncesine karşı ihtiyatlı bir hatırlatma sunar. Farklı müfessirlerin aynı konuya rivayet, dil analizi ve akli/nakli çıkarım gibi çeşitli yöntemlerle yaklaşması, ilim ile iman arasındaki uyumun ve bir meseleyi çok yönlü ele almanın kıymetine işaret edebilir. Bu da günümüzde eğitim ve araştırmada temkinli, çok boyutlu bir tutumun önemine dair genel bir ders çıkarmaya vesile olabilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar