قَدْ مَكَرَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَأَتَى ٱللَّهُ بُنْيَٰنَهُم مِّنَ ٱلْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ ٱلسَّقْفُ مِن فَوْقِهِمْ وَأَتَىٰهُمُ ٱلْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ

“Those before them plotted, so Allah struck at the foundations of their building, and then the roof fell down upon them from above them, and the doom came on them whence they knew not;” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî bu ayette geçen ifadeleri açıklarken önce Allah'ın azabının insanların hiç ummadıkları, hesap etmedikleri bir yerden gelebileceğini belirtir. Ardından 'يخزيهم' kelimesinin 'onları rezil ederek horlar' anlamına geldiğini, 'تخوف' kelimesinin ise 'yavaş yavaş eksiltme, azar azar tüketme' anlamında olduğunu, bunun kişilerin can ve mallarının kademeli olarak helake sürüklenmesini ifade ettiğini açıklar.

أي يأخذهم على أن يتنقصهم شيئا بعد شيء في أنفسهم وأموالهم حتى يهلكوا . وعن عمر رضي الله عنه . أنه قال على المنبر : ما تقولون فيها ؟ فسكتوا فقام شيخ من هذيل فقال : هذه لغتنا : التخوف التنقص
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Râzî'ye göre bu ayet iki şekilde anlaşılabilir: birincisi mecaz olarak, kâfirlerin dayandıkları düzenlerin (tuzakların) kendi başlarına yıkılması gibi; ikincisi ise zâhirî anlamda, üzerlerine gerçek bir çatının ansızın çökmesi şeklinde. Râzî ayrıca Allah'ın azabının dünyadaki bu yıkımla sınırlı olmayıp kıyamet günü rezillik (hizy) ile de tamamlanacağını, bunun da azaba eziklik ve horlanmanın eklenmesiyle en tam azap olacağını belirtir. Ayrıca 'gelme' fiilinin Allah'a nispetinde hakiki hareketin muhal olduğunu, bunun mecazi bir ifade olduğunu vurgular.

إن حملنا هذا الكلام على محض التمثيل فالأمر ظاهر . والمعنى : أنهم اعتمدوا على منصوباتهم . ثم تولد البلاء منها بأعيانها ، وإن حملناه على الظاهر فالمعنى أنه نزل ذلك السقف عليهم بغتة
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî bu ayette geçen kıssayı Nemrûd b. Kenan ve kavminin göğe çıkıp semâ ehliyle savaşmak amacıyla bir sarh (kule) inşa etmelerine dayandırır. Bu bina, Allah'ın emriyle gelen sarsıntı veya rüzgar sonucu yıkılmış, üzerlerine çökmüştür. Binanın yıkılması sırasında insanların dilleri karışmış, korkudan yetmiş üç dile ayrılmışlar, bu yüzden şehre Babil denmiştir.

قال بن عباس وزيد بن أسلم وغيرهما : إنه النمرود بن كنعان وقومه أرادوا صعود السماء وقتال أهله فبنوا الصرح ليصعدوا منه بعد أن صنع بالنسور ما صنع فخر كما تقدم بيانه في آخر سورة إبراهيم ومعنى فأتى الله بنيانهم أي أتى أمره البنيان إما زلزلة أو ريحا فخربته
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr, bazı müfessirlerin ayette kastedilenin Buhtunnasr olduğunu söylediklerini nakleder ve Allah'ın burada zikrettiği hile/tuzağın İbrahim suresinde geçen anlamla benzeştiğini belirtir; buna göre Allah, o kavmin binasını temelinden söküp yıkmış ve amellerini iptal etmiştir. Ayrıca Allah'ın, onların gönüllerinde gizledikleri kötülükleri ve rezaletleri açığa çıkararak alenen ortaya koyduğu ifade edilir.

وقال آخرون بل هو بختنصر وذكروا من المكر الذي حكاه الله ها هنا كما قال في سورة إبراهيم أي اجتثه من أصله وأبطل عملهم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre bu ayet, kâfirlerin peygamberlere karşı hile kurmak için bina ettikleri yapıların Allah'ın emriyle temellerinden yıkıldığını, çatının üzerlerine çökerek helaklarına sebep olduğunu ve azabın hiç hesap etmedikleri, ummadıkları bir yönden geldiğini anlatır. Bu, bir temsil (mesel) yoluyla ifade edilmiştir. Bazı görüşlere göre ise bununla Bâbil'de gökyüzünü gözetlemek için beş bin arşın yükseklikte bir kule bina eden Nemrûd b. Kenan kastedilmiştir; Allah'ın gönderdiği rüzgâr bu yapıyı üzerine ve kavminin üzerine çökertmiş, hepsi helak olmuştur.

فأتى الله بنيانهم من القواعد فأتاها أمره من جهة العمد التي بنوا عليها بأن ضعضعت. فخر عليهم السقف من فوقهم وصار سبب هلاكهم. وأتاهم العذاب من حيث لا يشعرون لا يحتسبون ولا يتوقعون، وهو على سبيل التمثيل.

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin, geçmiş kavimlerin kurdukları tuzak/bina düzeninin Allah'ın emriyle beklenmedik, hesap edilmeyen bir yönden yıkılıp helake dönüştüğü fikrinde birleşir. Azabın ansızın gelişi ve rezillik/hizy unsuru ortak vurgulardır.

Differences

Zemahşerî dil ve belağat tahliline ağırlık verip kelimelerin anlam katmanlarını (tekhavvüf, ihzâ) şiirle destekler; Râzî meseleyi mecaz-hakikat ekseninde kelamî bir tartışmaya taşıyıp Allah'a hareket nispetinin imkânsızlığını işler; Kurtubî ve Beydâvî rivayet ağırlıklı olarak olayı Nemrûd kıssasına bağlar ve dilbilimsel kıraat farklarını tartışır; İbn Kesîr ise olayı Buhtunnasr'a bağlayan rivayetleri nakledip başka bir sureyle bağlamsal karşılaştırma yapar. Bu farklar, müfessirlerin dilci, kelamcı ve rivayet-ağırlıklı yöntem tercihlerinden kaynaklanır.

Historical context

Zemahşerî ve Râzî'de daha analitik, dil ve akıl merkezli bir yaklaşım öne çıkarken, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî'de rivayet ve kıssa unsurları daha belirleyicidir; temel çerçeve (ansızın gelen ilahi müdahale ve tuzağın çökmesi) dönemler boyunca sabit kalmış, yorum yöntemleri çeşitlenmiştir.

Modern connection

Bu ayet, insanın kurduğu yapıların ve planların ancak sağlam bir ahlaki temele dayandığında anlam kazanacağını hatırlatır; kibir ve başkalarına zarar verme niyetiyle kurulan düzenlerin kalıcı olmayabileceği düşünülebilir. Günümüzde bu, ilim ile mütevazı bir duruşu birleştirmenin, toplumsal ilişkilerde hile ve tuzak yerine yapıcı bir tutumu tercih etmenin önemine dair ihtiyatlı bir hatırlatma olarak okunabilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar