يَٰصَٰحِبَىِ ٱلسِّجْنِ ءَأَرْبَابٌ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ ٱللَّهُ ٱلْوَٰحِدُ ٱلْقَهَّارُ
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre bu ifade, kıyamet günü Allah'ın 'Bugün mülk/hükümranlık kimindir?' diye sorup kendi kendine cevap verdiği bir hitaptır; O'nun eşi ve benzeri olmayan, her şeye kudretiyle galip ve kahredici olan tek ilah olduğunu belirtir. Ayrıca Yusuf'un zindan arkadaşlarına, müşrik olan birine hitaben, dağınık ilahlara kulluk ile tek ve kahhar olan Allah'a kulluğu kıyaslayarak onu tevhide ve İslam'a davet ettiği aktarılır.
يقول الرب: لمن السلطان اليوم؟ وذلك يوم القيامة، فيجيب نفسه فيقول : الذي لا مثل له ولا شبيه {القهار} لكل شيء سواه بقدرته، الغالب بعزته
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre âyet, çok tanrılılığın evrende kargaşa ve fesat doğuracağını gösteren bir delil içermektedir; putlar yapılmış (mef'ûl) olup etken değil, kahredilmiş olup kahredici değildir; insan onları kırıp yok edebildiğine göre onlardan fayda veya zarar beklenemez. Buna karşılık âlemin İlahı kâhir ve kadîr olup hayır getirme ve şer defetme gücüne sahiptir; dolayısıyla âyetteki çoğul-tekil karşıtlığı, dağınık ve güçsüz ilahlarla tek ve kahredici Allah arasındaki farkı vurgulamaktadır. Ayrıca birden fazla ilah bulunması halinde nimet ve zararın hangi ilahtan geldiği bilinemeyeceğinden şüphe doğacağı, bu yüzden tevhidin zorunlu olduğu belirtilmiştir.
والحجة الثانية : أن هذه الأصنام معمولة لا عاملة ومقهورة لا قاهرة ، فإن الإنسان إذا أراد كسرها وإبطالها قدر عليها فهي مقهورة لا تأثير لها ، ولا يتوقع حصول منفعة ولا مضرة من جهتها وإله العالم فعال قهار قادر يقدر على إيصال الخيرات ودفع الشرور والآفات
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Bu metin, âyette geçen 'dağınık ilahlar mı yoksa tek ve kahhar olan Allah mı daha hayırlı' ifadesinin, birden fazla ilah kabul edilmesi durumunda bunların irade bakımından ayrışacağını ve birbirlerine üstünlük taslayacaklarını, bu dağınıklığın da onların ilah olamayacağını gösterdiğini aktarır. Ayrıca 'Bugün mülk kimindir' sorusunun kıyamet günü, mahşer öncesinde veya iki sur üfleyişi arasında, yaratılmışlar yok olduğunda Allah'ın kendi kendine bu soruyu sorup cevaplayacağına dair rivayetleri nakleder. Kurtubî bu rivayetler arasında İbn Mesud'dan gelen, insanların diriltilip bu soruyla karşılaşacağı görüşünü tercih ettiğini belirtir.
وأصح ما قيل فيه ما رواه أبو وائل عن بن مسعود قال : يحشر الناس على أرض بيضاء مثل الفضة لم يعص الله جل وعز عليها فيؤمر مناد ينادي لمن الملك اليوم فيقول العباد مؤمنهم وكافرهم لله الواحد القهار
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ayette Allah'ın 'el-Kahhâr' vasfı, O'ndan başka her şeyin zelil olduğu, ilahlık iddia edilenlerin ise insanların kendi icadı ve ecdaddan tevarüs edilen isimlendirmeler olduğu, bunların Allah katından hiçbir dayanağının bulunmadığı anlatılmaktadır. Ayrıca kıyametin gerçekleşme sürecine, İsrafil'in sûra üçüncü kez üfürüşüyle (nefha-i ba's) diriltmenin gerçekleşeceğine dair açıklamalar da nakledilmektedir.
ثم بين لهما أن التي يعبدونها ويسمونها آلهة إنما هو جعل منهم وتسمية من تلقاء أنفسهم تلقاها خلفهم عن سلفهم وليس لذلك مستند من عند الله
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre Yusuf, hapishane arkadaşlarına önce hitap tarzıyla (belağî yolla) tevhidin çok tanrılı inançtan üstünlüğünü anlatır; ardından taptıkları putların sadece isimlerden ibaret olup ilahlığa layık hiçbir vasıf taşımadığını, çünkü ilahlık hakkının ya zâtî ya da başkasından gelme olabileceğini, her iki durumun da putlar için geçerli olmadığını ispatlar. Sonuçta hüküm ve ibadet hakkının sadece zâtı itibariyle vâcib olan, her şeyi yaratan ve yöneten Allah'a ait olduğu ortaya çıkar ve bu, akıl ve bilginin de onayladığı dosdoğru dindir.
بين لهم أولا رجحان التوحيد على اتخاذ الآلهة على طريق الخطابة، ثم برهن على أن ما يسمونها آلهة ويعبدونها لا تستحق الالهية فإن استحقاق العبادة إما بالذات وإما بالغير وكلا القسمين منتف عنها
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî'ye göre Yusuf peygamber, zindan arkadaşlarına birbirinden ayrı ve sayıca çok olan rablere kulluk etmenin mi, yoksa galip gelinemez, ortak koşulamaz tek ve kahhâr olan bir Rabbe kulluk etmenin mi daha hayırlı olduğunu sormaktadır. Bu ifade, Allah'a tek başına ibadet etmekle putlara ibadet etmek arasında kurulmuş bir temsildir (mesel).
وهذا مثل ضربه لعبادة الله وحده ولعبادة الأصنام
Comparison
Common ground
Müfessirlerin çoğu, ayeti Yusuf'un zindan arkadaşlarına yönelik tevhid davetine dair belağî bir mesel olarak okur; dağınık/çok sayıda ilahla, eşi ve ortağı olmayan tek ve kahhâr Allah arasındaki karşıtlığı temel alırlar. Ayrıca 'Bugün mülk kimindir?' sorusunun kıyamet gününe ait bir hitap olduğu konusunda da ortak rivayet zemini bulunur.
Differences
Taberî ve Kurtubî ağırlıklı olarak rivayet malzemesine (Katade, Mücahid, İbn Mesud, İbn Ömer, Ebu Hureyre) dayanarak kıyamet sahnesini detaylandırırken, Zemahşerî ve Beydâvî meseleyi daha çok dil/belağat ve akli istidlal düzeyinde ele alıp Yusuf'un ikna yöntemine odaklanır. Râzî ise konuyu kelamî bir delile dönüştürerek çok tanrılılığın mantıksal imkânsızlığını ispatlamaya çalışır; İbn Kesîr ise 'Kahhâr' isminin lafzi anlamına ve kıyametin aşamalarına (sûra üfürme) dikkat çeker. Bu farklar, tefsir ekollerinin (rivayet tefsiri, dirayet/belağat tefsiri, kelamî tefsir) yöntem farklılığından kaynaklanır.
Historical context
Erken dönem müfessiri Taberî rivayet aktarımına öncelik verirken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Râzî ile birlikte dil ve akıl temelli istidlal yöntemleri daha belirgin hale gelmiş, Kurtubî ve İbn Kesîr'de ise rivayet temelli yaklaşım devam etmekle birlikte dilsel açıklamalarla desteklenmiştir. Temel tevhid vurgusu tüm dönemlerde sabit kalmış, sadece ispat ve açıklama yöntemleri zenginleşmiştir.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, günümüzde ilim ile iman arasındaki uyumu hatırlatan bir çağrışım taşıyabilir; çünkü müfessirler aklî delil ile nakli birlikte kullanarak tevhidi temellendirmişlerdir. Yusuf'un zindan arkadaşlarına yumuşak ve tedricî bir üslupla hitap etmesi, farklı düşüncelere sahip insanlarla sabırlı ve hoşgörülü bir diyalog kurma tutumuna örnek olarak düşünülebilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar