وَلَا عَلَى ٱلَّذِينَ إِذَا مَآ أَتَوْكَ لِتَحْمِلَهُمْ قُلْتَ لَآ أَجِدُ مَآ أَحْمِلُكُمْ عَلَيْهِ تَوَلَّوا۟ وَّأَعْيُنُهُمْ تَفِيضُ مِنَ ٱلدَّمْعِ حَزَنًا أَلَّا يَجِدُوا۟ مَا يُنفِقُونَ
“und (auch) nicht gegen diejenigen, die, als sie zu dir kamen, damit du ihnen gäbest, (worauf) sie mitreiten (könnten), und du sagtest: "Ich finde nichts, worauf ich euch mitreiten lassen kann", sich abkehrten, während ihre Augen von Tränen überflossen aus Traurigkeit darüber, daß sie nichts fanden, was sie ausgeben (konnten).” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre bu ayet, Peygamber'e gelip cihad için binek talep eden ancak kendilerine bindirecek bir şey bulunamadığı için geri çevrilen bir grup kişiyle ilgilidir. Bu kişiler, Allah yolunda infak edip cihada katılacak bir şey bulamadıkları için üzüntüyle ağlayarak geri dönmüşlerdir. Taberî bu grubun kimliği hakkında farklı rivayetleri nakleder: Mizeneliler, İbn Mukarrin, Irbâd b. Sâriye veya farklı kabilelerden yedi kişi olduğuna dair görüşler zikredilir.
يقول تعالى ذكره ولا سبيل أيضا على النفر الذين إذا ما جاءوك لتحملهم يسألونك الحملان ليبلغوا إلى مغزاهم لجهاد أعداء الله معك يا محمد، قلت لهم: لا أجد حمولة أحملكم عليها. {تولوا} يقول: أدبروا عنك وهم يبكون من حزن على أنهم لا يجدون ما ينفقون ويتحملون به للجهاد في سبيل الله.
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu bölümde metin, dilsel bir örnekle ('tefîzu dem'an' ifadesinin 'yefîzu dem'uhâ'dan daha beliğ olduğu) gözün tamamının taşan gözyaşı gibi kılınması üzerinden bir belagat inceliği açıklamakta ve bir kelimenin nasb, cer veya ref' konumuna göre farklı harekelenmesine (ha harfinin ötrelenmesi) dair dilbilimsel bir kurala işaret etmektedir.
كقولك : تفيض دمعا ، وهو أبلغ من يفيض دمعها ، لأن العين جعلت كأن كلها دمع فائض
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî bu ayetin Bekkâûn (ağlayanlar) diye anılan bir grup sahabi hakkında nazil olduğunu aktarır; bunlar Tebük Gazvesi'nde Hz. Peygamber'den binek istemişler, kendilerine binek bulunamayınca infak edecek bir şey bulamamanın hüznüyle ağlayarak geri dönmüşlerdir. Kimlerin bu grup olduğu konusunda çok sayıda isim ve rivayet zikredilir (Benî Mukarrin, Abdullah b. Muğaffel, Ebû Mûsâ ve arkadaşları gibi). Ayrıca ayetteki 'gözlerinin yaşla dolup taşması' ifadesinden hareketle, hâl karinelerinin (bilgi ifade eden kesin karineler ile şüpheli/yanıltıcı karineler) tartışıldığı fıkhî-usûlî bir istidlal de yapılır.
روي أن الآية نزلت في عرباض بن سارية وقيل : نزلت في عائذ بن عمرو وقيل : نزلت في بني مقرن وعلى هذا جمهور المفسرين وكانوا سبعة إخوة كلهم صحبوا النبي صلى الله عليه وسلم
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr bu ayetin, Tebük Gazvesi'ne katılmak istedikleri halde binek bulamadıkları için ağlayarak geri dönen ve 'Bekkâûn' (ağlayanlar) diye anılan yedi kişi hakkında nazil olduğunu aktarır. Muhammed b. Kâ'b ve İbn İshak'tan farklı isim listeleri nakleder. Ardından, Hz. Peygamber'in Medine'de kalıp da özür veya hastalık sebebiyle savaşa katılamayanların da sevapta ortak olacağına dair hadislerini bu ayetle ilişkilendirir.
نزلت في بني مقرن من مزينة وقال محمد بن كعب كانوا سبعة نفر من بني عمرو بن عوف سالم بن عوف
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre bu ifade, 'atûke' fiilindeki zamirden hâl olup önceden gizli bir öge takdir edilmektedir; bu durum 'huznen' kelimesinin âmili olan mef'ûlün leh üzerine mansub bir istisnaftır. Söz akışı, sanki 'sana geldiklerinde onları taşıman için geldiklerinde döndüler' denilmiş, ardından 'niçin ağlayarak döndüler' sorusu sorulmuş, cevap olarak da 'sizi bindirecek bir şey bulamadım dedim' denilmiş gibi kurulmuştur. Bu ifade şart ile ceza arasına bir ara söz (i'tirâz) gibi girmiştir.
ومحله نصب على أنه مفعول له ، وناصبه المفعول له الذي هو حزنا
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre bu ayet, savaşa katılamayan zayıflar, hastalar ve infak edecek bir şeyi bulamayan fakirlere, Allah ve Resûlü'ne karşı samimi ve itaatkâr oldukları sürece bir vebal olmadığını bildirir. İkinci ayet ise, Hz. Peygamber'e gelip kendilerini savaşa götürmesini isteyen ancak binek bulunamadığı için geri çevrilen ve bu duruma çok üzülen yedi kişilik bir grup (Bekkâûn) hakkındadır; onların ağlayarak dönmeleri, infak edecek bir şey bulamamalarından kaynaklanan üzüntülerindendir.
فتولوا وهم يبكون
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî ayetin, Tebük Gazvesi'ne katılmak isteyip binek bulamadıkları için ağlayarak geri dönen 'Bekkâûn' grubuyla ilgili nazil olduğu konusunda birleşir. Râzî ve Zemahşerî ise rivayet detayına girmeyip ifadenin dilsel-belâgat yapısına (gözyaşının taşması ifadesi, i'rab ve i'tirâz sanatı) odaklanır.
Unterschiede
Rivayet ağırlıklı müfessirler (Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr) bu grubun kimliği hakkında birbirinden farklı isim listeleri (Mizeneliler, Benî Mukarrin, Irbâd b. Sâriye, Abdullah b. Muğaffel vb.) nakleder ve bu çeşitlilik kesin bir sonuca bağlanmaz. Dil/belağat eksenli müfessirler (Râzî, Zemahşerî) ise sebeb-i nüzûle değinmeden ifadenin nahiv, i'rab ve mecaz inceliklerine yoğunlaşır; Kurtubî ayrıca fıkhî-usûlî bir istidlal ekleyerek infaka güç yetirememenin cihad yükümlülüğüne etkisini tartışır. Bu farklılık, müfessirlerin rivayet, dil veya fıkıh ağırlıklı yöntem tercihlerinden kaynaklanır.
Historischer Kontext
En eski müfessir Taberî'den itibaren rivayet malzemesi büyük ölçüde korunmuş, sonraki müfessirler (Kurtubî, İbn Kesîr, Beydâvî) bu rivayetleri özetleyip pekiştirmiştir. Zemahşerî ve Râzî ile temsil edilen dil/belağat analizi ise zaman içinde daha sistemli bir nahiv-belağat çözümlemesine dönüşerek rivayet anlatısının yanında ayrı bir katman olarak gelişmiştir; temel anlatı sabit kalırken yöntemsel çeşitlilik artmıştır.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, imkânı olmadığı için bir hayra katılamayan kişinin niyet ve samimiyetinin de değerli sayılabileceğine dair bir düşünceye kapı açar. Günümüzde bu, kişinin gücü yettiği ölçüde topluma yararlı olma isteğini, elinden geleni yapamasa bile içten bir çabayla desteklemesini hatırlatabilir. Böylece maddi imkânsızlığın, iyilik yapma arzusunu ve samimiyeti değersizleştirmeyeceği düşüncesiyle sabır ve ihlas temaları arasında ihtiyatlı bir bağ kurulabilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben