وَهُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُن فَيَكُونُ قَوْلُهُ ٱلْحَقُّ وَلَهُ ٱلْمُلْكُ يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ عَٰلِمُ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ وَهُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْخَبِيرُ

“Und Er ist es, Der die Himmel und die Erde in Wahrheit erschaffen hat. Und an dem Tag, da Er sagt: "Sei!" da wird es sein. Sein Wort ist die Wahrheit. Und Er hat die Herrschaft an dem Tag, da ins Horn geblasen wird. (Er ist) der Kenner des Verborgenen und des Offenbaren, und Er ist der Allweise und Allkundige.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî, 'âlimu'l-gaybi ve'ş-şehâde' ifadesini Allah'ın insanların gözlerinden gizli kalan şeyleri de, gördükleri/müşahede ettikleri şeyleri de bildiği şeklinde açıklar. Bu ifadenin, Allah'a çocuk isnat eden ve O'ndan başka ilahlara tapan müşriklerin bilgisizce konuştuklarını, oysa geçmiş-gelecek, gizli-açık her şeyi bilenin yalnızca Allah olduğunu bildirmek amacıyla geldiğini belirtir. Ayrıca Allah'ın 'azîz' (intikamında şiddetli) ve 'hakîm' (yarattıklarını tedbir ve tasarrufunda hikmetli) sıfatlarını da bu bağlamda açıklar.

إنما هذا من الله خبر عن هؤلاء الذين قالوا من المشركين: اتخذ الله ولدا، وعبدوا من دونه آلهة، أنهم فيما يقولون ويفعلون مبطلون مخطئون، فإنهم يقولون ما يقولون من قول في ذلك عن غير علم، بل عن جهل منهم به؛ وإن العالم بقديم الأمور، وبحديثها، وشاهدها وغائبها عنهم، الله الذي لا يخفى عليه شيء، فخبره هو الحق دون خبرهم.
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre 'gaybı da şehadeti de bilen' ifadesi Allah'ın gayb ve şehadet ilmine münhasır oluşunu (hasr) ifade eder; ayrıca Sûr'a üfürülme konusunda iki görüş nakledilir: birincisi insanları mahşere çağıran bir boru (karn), ikincisi ise ölülerin suretlerine ruh üflenmesi anlamıdır. Râzî, Kur'an'ın kıyamet ahvalini anlatırken her defasında Allah'ın hem kudretinin hem de ilminin kemalini takrir ettiğini, bu ayette de aynı iki aslın (kudret ve ilim) birlikte zikredildiğini belirtir.

والمعنى أنه سبحانه هو المختص بعلم الغيب والشهادة ، فغيره وإن علم الشهادة فلن يعلم معها الغيب ، والشهادة التي يعلمها لا يتكامل بها النفع إلا مع العلم بالغيب وذلك كالوعيد لهم
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî'ye göre bu bölüm, sûrun (borunun) üflenmesi ve insanların bölükler halinde toplanma sahnesini açıklamaktadır. Muaz b. Cebel hadisine göre Peygamber, ümmetinin on farklı sınıf halinde haşredileceğini bildirmiş; bazıları maymun, bazıları domuz suretinde, bazıları başaşağı sürünerek, bazıları kör, bazıları sağır-dilsiz, bazıları da dillerini çenesine sarkmış halde haşrolunacaktır. Ayrıca 'sûr'un cisimlerin resmedilmesi anlamına gelen sûretlerin cemi olmadığı, bilakis nurdan bir boru olduğu ve ona ilk üfleyişin fena, ikincisinin ise yeniden diriliş için olduğu belirtilir.

يحشر عشرة أصناف من أمتي أشتاتا قد ميزهم الله تعالى من جماعات المسلمين وبدل صورهم فمنهم على صورة القردة وبعضهم على صورة الخنازير وبعضهم منكسون : أرجلهم أعلاهم ووجوههم يسحبون عليها وبعضهم عمي يتردون وبعضهم صم بكم لا يعقلون وبعضهم يمضغون ألسنتهم فهي مدلاة على صدورهم
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, 'sûr'a üflenmesi ifadesini ele alırken, sûrun 'suver' (suretler) kelimesinin çoğulu olduğu görüşünü zikretmekle birlikte, doğru görüşün İsrafil'in üfleyeceği bir boru/borazan (kabuk şeklinde bir alet) olduğunu belirtir. Bu görüşünü Hz. Peygamber'den nakledilen hadislerle, özellikle Müslim'in Sahih'inde geçen İsrafil'in sûru ağzına alıp emir beklediğine dair rivayetle ve Ahmed b. Hanbel ile Taberânî'nin naklettiği uzun sûr hadisiyle desteklemektedir.

والصحيح أن المراد بالصور القرن الذي ينفخ فيه إسرافيل عليه السلام قال ابن جرير والصواب عندنا ما تظاهرت به الأخبار عن رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم أنه قال إن إسرافيل قد التقم الصور وحنى جبهته ينتظر متى يؤمر فينفخ رواه مسلم في صحيحه
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre 'قوله الحق' ifadesi isim cümlesi olup haberin öne alınmasıyla kurulmuştur; anlamı Allah'ın gökleri ve yerleri yaratan olduğu ve O'nun sözünün varlıklarda etkin/geçerli olduğudur. 'يوم' kelimesinin farklı i'rab ihtimalleri (السموات'a atıf, واتقوه'deki zamire atıf veya mahzuf bir fiile bağlılık) sıralanır ve 'كن فيكون' ifadesinin ya eşyanın yaratılış anını ya da kıyametin kopup ölülerin diriltilmesi anını kastedebileceği belirtilir. Ayetin sonu ise 'لله الواحد القهار' ayetine benzer şekilde mülkün o gün Allah'a ait olduğunu ve O'nun gaybı da görüneni de bilen Hakîm ve Habîr olduğunu özetler (فذلكة).

قوله الحق جملة اسمية قدم فيها الخبر أي قوله الحق يوم يقول، كقولك: القتال يوم الجمعة، والمعنى أنه الخالق للسموات والأرضين، وقوله الحق نافذ في الكائنات.
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre 'Âzer' İbrahim'in babasının adıdır ve bu kelime babası için atf-ı beyân olarak gelmiştir; Süryanice adının 'Târah' olduğu da kaydedilir. Ayrıca bazı kıraatlerde 'Âzer'in bir put ismi olabileceği, İbrahim'in babasının bu puta düşkünlüğünden dolayı bu adla anıldığı ihtimali de nakledilir. Bu durumda ifadenin anlamı 'Âzer'e mi tapıyorsun?' şeklinde bir inkâr/kınama olur.

اسم أبي إبراهيم عليه السلام . وفي كتب التواريخ أن اسمه بالسريانية تارح

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Taberî, Râzî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî -verilen alıntılar farklı ayet parçalarına odaklansa da- Allah'ın gayb ve şehadeti (görünen-görünmeyen her şeyi) kapsamlı bilgisiyle bildiğini vurgular; ayrıca dil/belağat tahlili (i'rab, kıraat farkları) ile rivayet/hadis verilerini birlikte kullanma yöntemi neredeyse tüm müfessirlerde ortaktır.

Unterschiede

Taberî ve Beydâvî daha çok dilbilimsel/i'rab odaklı bağlamsal okumayı öne çıkarırken, Kurtubî ve İbn Kesîr sûr'a üfleme ve haşir sahnelerini hadis rivayetleriyle detaylandırır; İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir tercih yaparken Kurtubî daha canlı/tasvirî nakiller sunar. Zemahşerî ise tamamen ayrı bir konuda (Âzer ismi) dil ve tarihi rivayete dayanan bir yorum getirir. Bu farklar, müfessirlerin ele aldığı ayet kesitlerinin çeşitliliğinden ve her birinin kendi döneminin hâkim yöntemine (Taberî'de erken dönem tefsir-rivayet dengesi, Râzî'de kelamî-mantıkî derinlik, Kurtubî ve İbn Kesîr'de hadis merkezli yaklaşım, Beydâvî'de özet/dirayet tefsiri) bağlıdır.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessir Taberî'den geç dönem Beydâvî'ye uzanan çizgide, Allah'ın ilminin gayb-şehadet bütünlüğü teması sabit kalırken, zamanla dilbilimsel inceliklerin (i'rab, kıraat) daha sistematik işlendiği, hadis rivayetlerinin haşir sahnelerine dair ayrıntılarla zenginleştiği ve kelamî tartışmaların (Râzî'de kudret-ilim ilişkisi gibi) derinleştiği görülür; temel inanç esası değişmemiş, izah yöntemleri ve detay zenginliği artmıştır.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırmalı okuma, insanın bilgisinin sınırlı, Allah'ın ilminin ise gizli-açık her şeyi kapsadığı fikrinin, ilim ile iman arasında bir çatışma değil bir uyum zemini sunabileceğini hatırlatır. Gaybı bilmenin yalnızca Allah'a ait olduğu bilinci, insanı bilgi karşısında mütevazı ve araştırmaya açık bir tutuma yöneltebilir. Ayrıca farklı müfessirlerin aynı ayete kattığı zengin yorum çeşitliliği, günümüzde de farklı bakış açılarına hoşgörüyle yaklaşmanın bir örneği olarak düşünülebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben