قُلْ أَغَيْرَ ٱللَّهِ أَبْغِى رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَىْءٍ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلَّا عَلَيْهَا وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
“Sag: Soll ich einen anderen Herrn als Allah begehren, wo Er doch der Herr von allem ist? Jede Seele erwirbt nur gegen sich selbst. Und keine lasttragende (Seele) nimmt die Last einer anderen auf sich. Hierauf wird eure Rückkehr zu eurem Herrn sein, und Er wird kundtun, worüber ihr uneinig zu sein pflegtet.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre bu ayet, hiçbir günahkâr nefsin kendisininki dışında başka bir nefsin günahını yüklenmeyeceğini, her nefsin ancak kendi işlediği günahtan hesaba çekileceğini bildirmektedir. Bu, Allah'ın kullarına, herkesin işlediğinin kendi üzerine olduğunu ve başkasının günahından sorumlu tutulmayacağını öğretmesidir. Metinde bu hitabın özellikle Allah'a putları eşit tutan müşriklere yönelik olduğu, Peygamber'e onlara 'biz sizin günahlarınızdan sorumlu tutulmayız, sizin cezanız size, bizim amelimizin karşılığı bizedir' demesinin emredildiği belirtilir.
يقول: لا تأثم آثمة إثم آثمة أخرى غيرها، ولا تؤاخذ إلا بإثم نفسها، يعلم عز وجل عباده أن على كل نفس ما جنت، وأنها لا تؤاخذ بذنب غيرها
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre bu pasajda birden fazla ayet grubu bir arada ele alınmış; ana eksen 'her nefsin kendi kazandığından sorumlu olması ve başkasının hesabından mesul tutulmaması' ilkesidir. Bu bağlamda peygamberin ne müşriklerin hesabından ne de müşriklerin peygamberin hesabından sorumlu tutulmayacağı, dolayısıyla iman etsinler diye müminleri kovmaya yönelmesine gerek olmadığı belirtilir. Ayrıca 'kim Allah'tan başkasını rab edinsin' ifadesindeki hemzenin inkâr için olduğu ve kıyamet gününde azabı üstlenecek kimsenin sadece Allah olduğu (veya azap gören kişinin zebanilerden biri gibi azap göremeyeceği) yönünde iki farklı ihtimal aktarılır.
والمعنى : لا يؤاخذون بحسابك ولا أنت بحسابهم ، حتى يهمك إيمانهم ويحرك الحرص عليه إلى أن تطرد المؤمنين
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayetteki 'mesûle' kelimesi, yükün taşınmamasının, yükün ağırlığa hamil olmaya elverişli olmamasından değil, nefsin ağır bir yük altında olup ondan hiçbir şeyin taşınmamasından kaynaklandığını gösterir. Ayrıca ayet, bir günahkarın başkasının günahından sorumlu tutulamayacağı ve başkasının da onun günahından sorumlu tutulamayacağı, her kişinin kendi günahıyla sınırlı olduğu ilkesini ortaya koyar.
يعني ليس عدم الوزر لعدم كونه محلا للرحمة بالثقل بل لكون النفس مثقلة ولا يحمل منها شيء
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre bu ayet, kâfirlerin Hz. Peygamber'e dünya ve ahirette karşılaşacağı her türlü sorumluluğu üstleneceklerini söyleyerek dinlerine dönmesini teklif etmeleri üzerine inmiştir. Ayet, her nefsin sadece kendi kazandığından sorumlu tutulacağını, başkasının günahının kendisine yüklenmeyeceğini bildirmektedir. Kurtubî ayrıca bu ayetin fuzûlî satışının caiz olmadığına delil gösterilmesine karşı, ayetin dünya hükümlerinden çok sevap-ceza yüklenmesiyle ilgili olduğunu belirterek karşı görüşü savunur.
قال علماؤنا : المراد من الآية تحمل الثواب والعقاب دون أحكام الدنيا بدليل قوله تعالى : ولا تزر وازرة وزر أخرى على ما يأتي وبيع الفضولي عندنا موقوف على إجازة المالك فإن أجازه جاز
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre bu ayet, kimsenin başkasının yükünü taşımayacağını, her nefsin ancak kendi işlediğinden sorumlu olacağını belirtir. Bu ilke, Allah'ın adaletinin bir tezahürüdür; nefisler yalnızca kendi amelleriyle karşılık görecek, hayırsa hayırla şerse şerle mukabele edilecektir. Bu müfessire göre metin aynı zamanda tevekkülün Allah'a has kılınması gerektiğini de vurgular, çünkü Allah her şeyin Rabbi ve Mâlikidir.
وإنما على كل نفس ما عملت لا يحمل عنها لغيرها ولهذا قال تعالى أي أطلب ربا سواه يربيني ويحفظني ويكلؤني ويدبر أمري لا أتوكل إلا عليه ولا أنيب إلا إليه لأنه رب كل شيء ومليكه وله الخلق والأمر
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre bu ayet grubu, müşriklerin peygamberi kendi ilâhlarına ibadete çağırmalarına verilen bir cevaptır. Allah her şeyin Rabbi olduğuna göre O'ndan başka her varlık kendisi gibi bir mahluktur ve rablık vasfına layık değildir; ayrıca her nefis kendi kazandığından sorumlu olduğu için başkalarının günahını yüklenmesi söz konusu olamaz. Bu, müşriklerin 'bizim yolumuza uyun, hatalarınızı biz yükleniriz' sözlerine karşı bir reddiyedir; nihai dönüş kıyamette Allah'a olacak ve ihtilaf edilen hususlar orada açığa kavuşacaktır.
ولا تزر وازرة وزر أخرى جواب عن قولهم: اتبعوا سبيلنا ولنحمل خطاياكم. ثم إلى ربكم مرجعكم يوم القيامة.
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler ayetin temel ilkesinde birleşir: hiçbir nefis başkasının günahını yüklenmez, herkes yalnız kendi kazandığından sorumludur. Çoğu bunu müşriklerin peygambere veya müminlere yönelik 'sorumluluğu biz üstleniriz' türü tekliflerine verilen bir cevap olarak bağlamsallaştırır (Taberî, Zemahşerî, Kurtubî, Beydâvî).
Unterschiede
Taberî ve Beydâvî ayeti daha çok dil/i'rab tahlili ve siyak-sibak bağlamında ele alırken, Zemahşerî belâgat ve kıraat farklılıklarına, Râzî ise 'mesûle' kelimesinin anlamı üzerinden fıkhi/mantıksal çıkarıma odaklanır. Kurtubî nüzul sebebini (Urve el-Bârikî kıssası) merkeze alıp ayetin fuzûlî satış gibi fıkhi meselelere delil olup olamayacağını tartışır; İbn Kesîr ise Kur'an'ı Kur'an'la açıklama yöntemiyle ayeti adalet ve tevekkül temaları etrafında genişletir. Bu farklar her müfessirin ait olduğu ekol (dil odaklı, rivayet odaklı, fıkıh odaklı) ve yöntemsel tercihlerinden kaynaklanır.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessir Taberî rivayet ve dil tahliline dayanırken, sonraki Zemahşerî ve Râzî'de belâgat ve mantıksal derinlik ön plana çıkar; Kurtubî ve İbn Kesîr'de rivayet-fıkıh dengesi ve Kur'an bütünlüğü vurgusu gelişir; Beydâvî ise özet ve sistematik bir sentez sunar. Ana ilke (bireysel sorumluluk) tüm dönemlerde sabit kalmış, yaklaşım ve gerekçelendirme yöntemleri zaman içinde çeşitlenmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu ortak ilke, günümüzde kişinin kendi eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmesi ve başkasını suçlamadan kendi nefsini hesaba çekmesi gerektiği şeklinde ahlaki bir hatırlatma olarak düşünülebilir. Toplumsal ilişkilerde de herkesin kendi payına düşen görevi ihlasla yerine getirmesi, dayanışmanın sorumluluk devri değil paylaşılan çaba anlamına gelmesi bakımından anlamlı bir çağrışım taşır. Bu okuma, eğitim ve aile içi ilişkilerde bireysel sorumluluk bilincinin teşvik edilmesine de ilham verebilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben