وَمِنَ ٱلْأَنْعَٰمِ حَمُولَةً وَفَرْشًا كُلُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ وَلَا تَتَّبِعُوا۟ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَٰنِ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

“Und an Vieh (läßt Allah entstehen) Lasttiere und Kleintiere. Eßt von dem, womit Allah euch versorgt hat, und folgt nicht den Fußstapfen des Satans! Er ist euch ein deutlicher Feind.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî bu ayette Allah'ın müminlere hem ekinlerinden hem hayvanlarından rızıklanmayı helal kıldığını, buna karşılık müşriklerin bunların bir kısmını kendilerine haram kıldıklarını ve Allah'a pay ayırırken şeytana (putlarına) da pay ayırdıklarını belirtir. Ayrıca 'hamûle' ve 'ferş' kelimeleri hakkında birçok farklı görüş nakleder; kimileri hamûleyi büyük develer, ferşi küçük develer olarak, kimileri hamûleyi deve-sığır, ferşi koyun-keçi olarak yorumlamıştır. Taberî kendi tercihini de belirterek hamûlenin yük taşınabilen her hayvana, ferşin ise yere yakın küçük cüsseli hayvanlara işaret eden bir sıfat olduğunu söyler.

والصواب من القول في ذلك عندي أن يقال: إن الحمولة هي ما حمل من الأنعام، لأن ذلك من صفتها إذا حملت، لا أنه اسم لها كالإبل والخيل والبغال
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu bölümde Râzî, ayetteki 'vav' harfinin öncesindeki ifadeye atıf oluşturduğunu ve takdirî anlamın 'Allah'ın size rızık olarak verdiği sekiz çift hayvandan yiyin' şeklinde olabileceğini belirtir. Ayrıca 'zevc' (çift) kavramını dilbilimsel olarak inceleyerek, bir şeyin tek başına olduğunda 'ferd', kendi cinsinden bir başkasıyla birlikte olduğunda ise her ikisinin 'zevc' olarak adlandırıldığını açıklar.

الواحد إذا كان وحده فهو فرد ، فإذا كان معه غيره من جنسه سمي زوجا ، وهما زوجان
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî'ye göre ayetteki 'hamûle' ve 'ferş' kelimeleri hakkında âlimler arasında farklı görüşler bulunmaktadır. Hamûle, yük taşımaya güç yetiren büyükbaş hayvanlar (özellikle deve, bazı görüşlere göre sığır, at, katır, eşek de dahil) olarak; ferş ise koyun-keçi gibi küçükbaş hayvanlar veya vücutlarının küçüklüğü sebebiyle yere döşenmiş gibi görülen hayvanlar olarak yorumlanmıştır. En-Nehhâs'ın naklettiği en güzel görüşe göre hamûle, yük taşımak için boyun eğdirilmiş hayvanlar; ferş ise Allah'ın deri ve yünden yarattığı, üzerine oturulup döşenen şeylerdir.

قال النحاس : ومن أحسن ما قيل فيهما أن الحمولة المسخرة المذللة للحمل والفرش ما خلقه الله عز وجل من الجلود والصوف مما يجلس عليه ويتمهد
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, 'hamûle' ve 'firâş' kelimelerinin farklı sahâbe ve tabiîn müfessirlerince nasıl anlaşıldığını sıralar; kimi bunları büyük-küçük develer, kimi deve-at-katır-eşek karşısında koyun, kimi de deve-sığır karşısında koyun olarak açıklar. En sonunda Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem'in görüşünü -hamûlenin binilenler, firâşın ise yenilen ve sağılanlar olduğunu- güzel bulup tercih eder.

وهذا الذي قاله عبد الرحمن في تفسير هذه الآية الكريمة حسن يشهد له قوله تعالى
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre 142. ayette hayvanlardan yük taşımaya elverişli olanlar (hamûle) ile yere yakın küçük olup döşek gibi kullanılanlar veya kesime uygun olanlar (ferş) yaratılmıştır; Allah'ın helal kıldığından yemek emredilmiş, şeytanın adımlarına uyarak kendiliğinden helal-haram belirlemek yasaklanmıştır. 143. ayette ise sekiz eş (koyun ve keçiden erkek-dişi çiftler) sayılarak müşriklere, bunlardan hangisinin haram kılındığını -erkek mi, dişi mi, yoksa dişilerin rahminde taşınan mı- bilgiyle ortaya koymaları meydan okumasıyla sorulmaktadır.

كلوا مما رزقكم الله كلوا مما أحل لكم منه. ولا تتبعوا خطوات الشيطان في التحليل والتحريم من عند أنفسكم. إنه لكم عدو مبين ظاهرة العداوة.

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler 'hamûle' ve 'ferş' kelimelerinin farklı hayvan türlerine işaret ettiğini, birinin yük taşımaya elverişli büyük hayvanları, diğerinin küçük/yere yakın hayvanları kastettiğini kabul eder. Ayrıca ayetin, Allah'ın helal kıldığı rızıklara karşı müşriklerin kendiliğinden haram-helal belirlemesini eleştirdiği ortak vurgudur.

Unterschiede

Taberî, Kurtubî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir yöntemle sahâbe ve tabiîn görüşlerini sıralayıp aralarında tercih yaparken, Râzî ve Beydâvî daha çok dilbilim ve belağat tahliline (zevc kavramı, atıf-bedel ilişkileri, i'rab) odaklanır. İbn Kesîr, Abdurrahman b. Zeyd'in 'binilenler-yenilenler' ayrımını tercih ederken Taberî kendi lugavî tercihini sunar; Beydâvî ise ayeti müşriklere yönelik bir meydan okuma bağlamında okur.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessiri Taberî çok sesli rivayetleri aktarmayı öncelerken, sonraki dönemlerde (Kurtubî, İbn Kesîr) rivayetler daha sistemli biçimde sınıflandırılmış ve tercihler belirginleşmiştir. Râzî ve Beydâvî gibi daha sonraki dönem müfessirlerinde dil ve mantık analizinin ağırlık kazandığı görülür; temel içerik (hayvanların sınıflandırılması, müşrik eleştirisi) sabit kalmıştır.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayet, doğadaki nimetlerin bilinçli ve şükür duygusuyla kullanılmasını, keyfi yasak veya sınırlamalar koymaktan kaçınmayı hatırlatabilir. Farklı âlimlerin dil ve rivayet yöntemleriyle aynı konuya emek vermesi, ilim ile iman arasındaki uyumlu çalışmanın güzel bir örneği olarak düşünülebilir. Ayrıca doğal kaynaklara karşı sorumlu ve dengeli bir tutum, günümüzde de toplumsal ve ahlaki bir hassasiyet olarak yorumlanabilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben