فَإِنْ عُثِرَ عَلَىٰٓ أَنَّهُمَا ٱسْتَحَقَّآ إِثْمًا فَـَٔاخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ ٱلَّذِينَ ٱسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلْأَوْلَيَٰنِ فَيُقْسِمَانِ بِٱللَّهِ لَشَهَٰدَتُنَآ أَحَقُّ مِن شَهَٰدَتِهِمَا وَمَا ٱعْتَدَيْنَآ إِنَّآ إِذًا لَّمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ

“Wenn man danach aber entdeckt, daß sie (beide) sich einer Sünde schuldig gemacht haben, dann (sollen) zwei andere an ihre Stelle treten von denen, zu deren Nachteil die beiden sich (einer Sünde) schuldig gemacht haben, und (sie) (beide sollen) bei Allah schwören: "Unser Zeugnis ist wahrlich berechtigter als deren Zeugnis. Und wir haben nicht übertreten; wir gehörten sonst wahrlich zu den Ungerechten."” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre bu ayet nesh edilmiş değildir; çünkü bir hükmün mensuh sayılabilmesi ancak kesin bir haber (Allah'tan, Rasûl'den ya da yaygın nakilden) ile mümkündür, bu ayet hakkında böyle bir haber bulunmamaktadır. Ayrıca 'الأوليان' ve 'استحق' kelimelerinin kıraatlerindeki farklılıkları aktarır ve 'فإن عثر' ifadesinin, vasilerin yeminlerinde yalan söyledikleri veya hıyanet ettikleri anlaşıldığında ortaya çıkan durumu ifade ettiğini açıklar. Şahitlerin yemine mecbur tutulması konusunda farklı görüşleri nakledip, kendi tercihini, mirasçıların şahitleri malda hıyanetle itham etmeleri ve şüphenin ortaya çıkması üzerine yemin gerektiği yönünde belirtir.

فلا وجه لدعوى مدع أن هذه الآية منسوخة، لأنه غير جائز أن يقضى على حكم من أحكام الله تعالى ذكره أنه منسوخ إلا بخبر يقطع العذر، إما من عند الله، أو من عند رسوله صلى الله عليه وسلم، أو بورود النقل المستفيض بذلك
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ayetteki 'fe in usira' ifadesi, vasilerin yalan yere yemin ettiklerinin ortaya çıkması durumunu anlatır; bu durumda mirasçılardan iki yakın kişi ('el-evleyân') öne çıkıp Allah'a yemin ederek gerçek durumu ortaya koyar. Râzî ayrıca bu ayetin nüzul sebebi olarak Temîm ed-Dârî ve arkadaşının gümüş kabı çaldığı ve yalan yere yemin ettiği, sonradan Temîm'in Müslüman olup itiraf ettiği kıssayı aktarır.

وعن ابن عباس أنه بقيت تلك الواقعة مخفية إلى أن أسلم تميم الداري فلما أسلم أخبر بذلك وقال : حلفت كاذبا وأنا وصاحبي بعنا الإناء بألف وقسمنا الثمن
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, vasi olan iki şahidin vasiyet edilen maldan bir kısmını hainlik yaparak aldıklarının ortaya çıkması durumunda mirasçıların yemin ederek onların ilk şahitliklerini geçersiz kılabileceğini belirtir. Bu durumu, katilin tarafında bir ipucu (levs) belirdiğinde maktulün velilerinin yemin ederek hakkı almasına (kasâme) benzetir. Temim ed-Dârî kıssasını naklederek Amr b. As ve arkadaşının yemin edip beş yüz (dirhemi/dinarı) Adî b. Bedâ'dan geri aldıklarını, Hz. Peygamber'in de kâfirlerin şahitliğinin geçersiz sayılıp velilerin şahitliğinin geçerli kılınmasını emrettiğini aktarır.

وهذا التحليف للورثة والرجوع إلى قولهما والحالة هذه كما يحلف أولياء المقتول إذا ظهر لوث في جانب القاتل فيقسم المستحقون على القاتل فيدفع برمته إليهم كما هو مقرر في باب القسامة من الأحكام
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre bu ayetler, ölüm anında vasiyet için iki adil şahit tutulmasını, bulunmadığında başkalarından iki şahit alınabileceğini ve şahitlerin yalanı ortaya çıkarsa mirasçılardan iki kişinin yemin ederek onların yeminini geçersiz kılabileceğini düzenler. Bu hüküm, şahitlik durumunda değil, ancak vasi olmaları halinde ve hainlik ortaya çıkması durumunda geçerlidir; genel şahitlik hükmüne aykırı olarak neshedilmiştir. Ayetin bu şekilde anlaşılması Temîm ed-Dârî ve Adî b. Bedîl olayına dayanır.

ومعنى الآيتين أن المحتضر إذا أراد الوصية ينبغي أن يشهد عدلين من ذوي نسبه أو دينه على وصيته، أو يوصي إليهما احتياطا فإن لم يجدهما بأن كان في سفر فآخرين من غيرهم
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî bu bölümde ayetteki çeşitli lafızların dilbilimsel ve i'rab yönlerini ele almaktadır: 'عثر' fiilinin anlamı, 'أنهما' zamirinin kime döndüğü, 'آخران' kelimesinin i'rab konumu ve 'استحق' fiilinin farklı okunuşlarına (kıraat) göre öznesi ve nesnesinin ne olduğu tartışılmaktadır. Ayrıca 'استحقا إثما' ifadesindeki 'إثم' kelimesinin, haksız yere alınan şeyin kendisine mecazen isim olarak verildiği belirtilmektedir.

وقال أبو علي : الإثم هنا اسم الشيء المأخوذ لأن أخذه بأخذه آثم فسمي إثما

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler ayeti vasiyet şahitliğiyle ilgili görür ve vasilerin hıyanet/yalan yemin ettiğinin ortaya çıkması (fe in usira/kasâme benzeri durum) halinde mirasçıların yemin ederek haklarını alabileceğini kabul eder. Ayrıca Temîm ed-Dârî kıssası ortak rivayet kaynağı olarak nakledilir ve kıraat farklılıkları (usira, el-evleyân, istehakka) dilbilimsel açıdan tartışılır.

Unterschiede

Taberî ayetin nesh edilmediğini usul kaidesiyle savunurken, Beydâvî bunu genel şahitlik hükmüne aykırı olarak neshedilmiş kabul eder; bu fark tefsir yöntemindeki (rivayet-usul ağırlıklı Taberî'ye karşı fıkhi-neshçi Beydâvî) yaklaşım farkına dayanır. İbn Kesîr olayı kasâmeye kıyaslayarak fıkhi bir çerçeve kurar, Râzî ise daha çok kıssa ve dil tahliline odaklanır, Kurtubî ise büyük ölçüde salt dilbilimsel/i'rab tartışmasında kalır.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ve usul kaidesine dayanırken, sonraki dönemlerde (Râzî, İbn Kesîr, Beydâvî, Kurtubî) hem rivayetler tekrarlanmış hem de dilbilimsel/fıkhi çıkarımlar daha sistematik biçimde derinleştirilmiştir; temel kıssa ve hüküm çerçevesi sabit kalmış, yöntemsel vurgular (usul, fıkıh, dil) döneme göre değişmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayet, emanete sadakat, doğruluk ve adaletin toplumsal güven için ne denli önemli olduğunu hatırlatır; yalan yere yemin veya hıyanetin ortaya çıkması durumunda hakkın araştırılması, günümüzde de dürüstlük ve şeffaflığın toplumsal dayanışma için gerekliliğine işaret edebilir. Ayrıca farklı kıraat ve yorumların bir arada değerlendirilmesi, ilim geleneğinde çoğulcu ve dikkatli bir yaklaşımın örneği olarak görülebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben