إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَن تُغْنِىَ عَنْهُمْ أَمْوَٰلُهُمْ وَلَآ أَوْلَٰدُهُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمْ وَقُودُ ٱلنَّارِ
“Gewiß, denjenigen, die ungläubig sind, werden weder ihr Besitz noch ihre Kinder vor Allah etwas nützen. Sie sind es, die Brennstoff des (Höllen)feuers sein werden.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre bu ayet, kişinin dünyada topladığı malların ve yetiştirdiği evlatların, ne dünyada acil olarak ne de kıyamet gününe tehir edilmiş olarak, Allah'ın azabından hiçbir şekilde kişiyi kurtaramayacağını bildirir. Evlat ve malın özellikle zikredilmesi, bunların kişiye en yakın ve en çok tasarruf edebildiği şeyler olmasındandır; bunlar fayda vermiyorsa daha uzak akraba ve mallar hiç fayda vermez.
وإنما خص أولاده وأمواله؛ لأن أولاد الرجل أقرب أنسبائه إليه، وهو على ماله أقرب منه على مال غيره، وأمره فيه أجوز من أمره في مال غيره، فإذا لم يغن عنه ولده لصلبه وماله الذي هو نافذ الأمر فيه، فغير ذلك من أقربائه وسائر أنسبائه وأموالهم أبعد من أن تغني عنه من الله شيئا.
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayetin kimlere işaret ettiği konusunda iki görüş vardır: birincisi, Necran heyetinin durumuna işaret ettiği ve özellikle Ebu Harise b. Alkame'nin dünya makam ve malını kaybetmemek için hakikati gizlemesi kıssasına dayandığı; ikincisi ise lafzın umumi olduğu, sebebin özel olmasının lafzın genelliğine engel olmadığıdır. Ayrıca azabın kemalinin, kişiden faydalandığı her şeyin giderilip ardından bütün elem verici sebeplerin üzerine toplanmasıyla gerçekleştiği belirtilir; dünyada insan sıkıntı anında mal ve evlada sığınırken kıyamet gününde bu imkanın da ortadan kalkacağı vurgulanır.
والقول الثاني : أن اللفظ عام ، وخصوص السبب لا يمنع عموم اللفظ . المسألة الثانية : إعلم أن كمال العذاب هو أن يزول عنه كل ما كان منتفعا به ، ثم يجتمع عليه / جميع الأسباب المؤلمة
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî, ayetin öncesindeki mümin Ehl-i Kitap zikrinden sonra kâfirlerinin zikredildiğini aktarır (Mukâtil'in görüşü); Kelbî'ye göre ise bu ayet müstakil bir başlangıçtır ve mal-evlat çokluğunun Allah'ın azabından hiçbir şeyi savamayacağını bildirir. Evlatların özellikle zikredilmesi, onların en yakın akraba olmalarındandır. Mukâtil ayrıca münafıkların, Hz. Peygamber'in kıyamet günü yardım göreceğini iddia ettiğini duyunca, kendilerinin de mal ve evlatlarıyla o gün kendilerine yardım edeceklerine yemin ettiklerini, bunun üzerine ayetin indiğini nakleder.
وقال الكلبي : جعل هذا ابتداء فقال : إن الذين كفروا لن تغنى عنهم كثرة أموالهم ولا كثرة أولادهم من عذاب الله شيئا وخص الأولاد لأنهم أقرب أنسابهم إليهم
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre bu metin, ateşin yakıt/tutuşturucu maddesi olan şeyin (hatab) ne olduğunu açıklamaktadır; ayrıca bu ifadenin, Allah'ın azabı ve bası dilendiğinde bunların kullardan geri çevrilemeyeceği anlamına gelen başka bir ayetle benzerlik taşıdığını belirtir. Servet ve mal, Allah'ın azabı geldiğinde sahibinden hiçbir şeyi savuşturamaz.
أي حطبها الذي تسجر به وتوقد به كقوله أي لا ترد عنهم بأس الله ولا عذابه إذا أراد بهم أي لن يدفع ذلك عنهم بأسا إذا جاءهم
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre 'küfredenler' ifadesi genel olarak kâfirleri kapsar; Necran heyeti, Yahudiler veya Arap müşrikleri gibi özel gruplara işaret olduğu da söylenmiştir. Mal ve evlatların Allah'tan hiçbir şeyi savamaması, O'nun rahmetinden, itaatinden ya da azabından bir şeyi defedememesi anlamına gelir. 'Ateşin yakıtı olmaları' ifadesi ise onların ateşin odunu olduğunu; bir okuyuşa göre de ateşin ehli/sahipleri anlamına geldiğini belirtir.
إن الذين كفروا عام في الكفرة. وقيل: المراد به وفد نجران، أو اليهود، أو مشركوا العرب. لن تغني عنهم أموالهم ولا أولادهم من الله شيئا أي من رحمته، أو طاعته على معنى البدلية، أو من عذابه وأولئك هم وقود النار حطبها. وقرئ بالضم بمعنى أهل وقودها.
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler ayetin temel mesajında birleşir: mal ve evlat çokluğu, Allah'ın azabı karşısında kişiye hiçbir fayda sağlamaz. Evlatların özellikle zikredilmesinin kişiye en yakın ve en değerli varlıklar olmasından kaynaklandığı vurgusu da (Taberî ve Kurtubî'de) ortaktır.
Unterschiede
Taberî ve İbn Kesîr daha çok dil analizi ve mukayeseli okumaya odaklanırken, Kurtubî ve Razi ayetin hangi gruba (Necran heyeti, münafıklar, Yahudiler, müşrikler) işaret ettiğine dair rivayetleri aktarır. Beydâvî ise kıraat farklılıklarına ve 'ateşin yakıtı' ifadesinin farklı anlamlarına dikkat çeker; bu farklar, müfessirlerin rivayet-ağırlıklı mı yoksa dil/belağat-ağırlıklı bir yöntem izlediğiyle ilişkilidir.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessiri Taberî akli/dilsel çıkarımı öne çıkarırken, sonraki dönemlerde Kurtubî ve Razi gibi müfessirler esbab-ı nüzul rivayetlerini daha sistematik biçimde derleyip karşılaştırmışlardır. Beydâvî gibi daha sonraki bir müfessir ise kıraat farklılıklarını da tefsire dahil ederek yöntemi çeşitlendirmiştir; temel mesaj ise tüm dönemlerde sabit kalmıştır.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, insanın maddi birikim ve soyundan çok, kalbindeki ihlas ve yaptığı işlerin niteliğiyle değer bulacağını hatırlatabilir. Günümüzde de servet ve statünün insana huzur ve manevi doyum sağlamadığı; asıl önemli olanın samimi bir çaba, sabır ve toplumsal fayda odaklı bir yaşayış olduğu şeklinde düşünülebilir. Bu okuma, ilim ile imanın uyumlu bir hayatta buluşmasına dair ihtiyatlı bir çağrışım da taşıyabilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben