يَوْمَئِذٍ يُوَفِّيهِمُ ٱللَّهُ دِينَهُمُ ٱلْحَقَّ وَيَعْلَمُونَ أَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْحَقُّ ٱلْمُبِينُ

“An jenem Tag wird Allah ihr wahres Gericht(surteil) in vollem Maß zukommen lassen. Und sie werden erfahren, daß Allah die offenkundige Wahrheit ist.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî, ayetteki 'el-Hakk' kelimesinin kıraatindeki ihtilafı ele alır. Cumhurun kıraatine göre bu kelime 'dîn' kelimesinin sıfatı olarak mansubdur, yani Allah onların dinlerini (cezalarını) hak olarak tam verecektir. Mücahid'in ref' ile okuyuşunu ('el-Hakk'ı Allah'ın sıfatı sayarak) nakleder ancak hüccetin icmaı sebebiyle nasb okuyuşunu doğru kabul eder.

والصواب من القراءة في ذلك عندنا ما عليه قراء الأمصار، وهو نصب الحق على إتباعه إعراب الدين لإجماع الحجة عليه
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre Nur suresindeki ifk hadisesiyle ilgili ayetler, müşriklerin putlara tapması hakkında dahi kullanılmayan derecede şiddetli bir uyarı, tekrar ve tekit içermektedir; bu durum İbn Abbas'tan nakledilen bir rivayetle desteklenerek Hz. Aişe hakkındaki iftiraya dalmanın affedilmeyecek kadar büyük bir günah olarak mübalağalı şekilde nitelendirildiği belirtilmektedir. Ayrıca 'el-Hakk' kelimesinin i'rab yönleri (merfû, mecrûr, mansûb okuyuşları) ve bunların yemin/tekit anlamına delaleti ayrıca incelenmektedir.

من أذنب ذنبا ثم تاب منه قبلت توبته إلا من خاض في أمر عائشة ، وهذه منه مبالغة وتعظيم لأمر الإفك
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ayetteki 'el-Hak' isminin iki farklı yorumu vardır: bir görüşe göre Allah'ın ibadeti veya emrettiği şey hak olduğu için bu isimle anılmıştır ve 'el-Mübin' de bunu tekid eder; diğer görüşe göre 'el-Hak' Allah'ın varlığını ifade eder (zıddı batıl, yani yok olandır) ve 'el-Mübin' de kudretiyle mümkün varlıkların vücuda gelmesini ifade eder. Ayrıca ayetteki 'dinlerini' ifadesinin gerçek anlamda dinin kendisi değil, amellerinin cezası/karşılığı anlamında kullanıldığı belirtilmiştir; bu bağlamda 'dîn' kelimesi hesap anlamına da gelebilir. 'El-Hak' kelimesinin cezaya sıfat olarak nasb ile, Allah'a sıfat olarak da ref ile okunabileceği kıraat farkı zikredilmiştir.

ومنهم من قال الحق من أسماء الله تعالى ومعناه الموجود ، لأن نقيضه الباطل وهو المعدوم ، ومعنى المبين المظهر ومعناه أن بقدرته ظهر وجود الممكنات
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî bu ifadenin Allah'ın isimlerinden ikisi olduğunu belirtiyor ve bu isimleri başka yerlerde, özellikle 'el-Kitâbü'l-Esnâ' adlı eserinde zikrettiğini söylüyor. Metinde ayrıca Nur suresi 26. ayete atıf yapılarak 'el-habîsâtü li'l-habîsîn ve'l-habîsûn' ifadesine değinilmektedir.

اسمان من أسمائه سبحانه وقد ذكرناهما في غير موضع وخاصة في الكتاب الأسنى
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, İbn Abbas'tan naklen 'dînehüm' kelimesinin 'hesaplarını' anlamına geldiğini, Kur'an'da geçen bu tür kullanımların hep bu manada olduğunu belirtir. Ayrıca 'el-Hakk' kelimesinin okunuşunda farklı kıraatlerin bulunduğunu, çoğunluğun bunu 'dînehüm'ün sıfatı olarak mansub okuduğunu, Mücahid'in ise merfû okuyarak Allah'ın zatına nitelik yaptığını aktarır. Bu hesabın Allah'ın vaadi, tehdidi ve adaleti olup hiçbir zulüm içermediği ifade edilir.

قال ابن عباس ( دينهم ) أي حسابهم وكل ما في القرآن دينهم أي حسابهم وكذا قال غير واحد ثم إن قراءة الجمهور بنصب ( الحق ) على أنه صفة لدينهم وقرأ مجاهد بالرفع على أنه نعت للجلالة
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre 'muhsanât'tan kasıt iffetli kadınlar, 'gâfilât' ise kendilerine atılan iftiradan habersiz olanlardır; 'mü'minât' vasfı ise Allah ve Rasûlü'ne iman edenleri belirtir. Bu iftira, hem kadının ırzını helal saymak hem de Rasûlullah ve müminlere bir tür saldırı niteliği taşıdığı için failleri dünya ve ahirette lanetlenmiştir. Bu metne göre bazı âlimler bu hükmü tövbe etmeyen her kazif için genel sayarken, İbn Abbas'a göre bu ayet özellikle Hz. Âişe'ye iftira edenlere mahsustur ve onlar için tövbe kabul edilmez.

المحصنات العفائف. الغافلات عما قذفن به. المؤمنات بالله وبرسوله استباحة لعرضهن وطعنا في الرسول عليه الصلاة والسلام والمؤمنين كابن أبي. لعنوا في الدنيا والآخرة لما طعنوا فيهن.

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Taberî, Zemahşerî, Râzî ve İbn Kesîr, 'el-Hakk' kelimesinin kıraatindeki ihtilafı (cumhurun nasb, Mücahid'in ref okuyuşu) ve bunun 'dînehüm' kelimesiyle ilişkisini ortak biçimde ele alır; ayrıca İbn Abbas'tan nakledilen rivayetler (dînin 'hesap' anlamına gelmesi, ayetin Hz. Aişe'ye özgü ağırlığı) birden fazla müfessirde tekrarlanır.

Unterschiede

Taberî kıraat tercihini icma gerekçesiyle nasba bağlarken, Râzî ve İbn Kesîr her iki okuyuşu da aktarıp anlam farklarını (Allah'a veya cezaya sıfat olması) tartışır. Zemahşerî ve Beydâvî konuyu daha çok belağat/tekit ve ayetin şiddet derecesi üzerinden okurken, Kurtubî meseleyi Allah'ın isimleri bağlamına taşıyarak farklı bir eksene çeker; Beydâvî ayrıca hükmün genel mi yoksa Hz. Aişe'ye özgü mü olduğu fıkhi tartışmasını öne çıkarır. Bu farklar, dilci/kıraatçi yöntem ile belağat ve fıkıh eksenli yöntemlerin ayrışmasından kaynaklanır.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessiri Taberî meseleyi rivayet ve icma temelinde sınırlı tutarken, sonraki müfessirler (Zemahşerî, Râzî) dil ve belağat inceliklerini derinleştirmiş, Kurtubî esma-i hüsna bağlamına genişletmiş, İbn Kesîr ise rivayet ağırlıklı özet bir sentez sunmuştur; temel kıraat verisi sabit kalmış, yorumlama zenginliği zamanla artmıştır.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırmalı okuma, bir toplumsal olayın (iftira) hem dil hem de ahlaki boyutlarının nasıl özenle ve çok yönlü değerlendirildiğini gösterir; bu da günümüzde bir haber veya söylenti karşısında ihtiyatlı, araştırmacı bir tutum takınmanın önemine işaret edebilir. Ayrıca ilim geleneğinde farklı okuma ve yorumların saygıyla bir arada aktarılması, hoşgörülü ve çok sesli bir öğrenme kültürüne örnek teşkil edebilir。

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben