فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَهُمُ ٱللَّهُ مَرَضًا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۢ بِمَا كَانُوا۟ يَكْذِبُونَ
“In ihren Herzen ist Krankheit, und da hat Allah ihnen die Krankheit noch gemehrt. Für sie wird es schmerzhafte Strafe dafür geben, daß sie zu lügen pflegten.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî bu ayeti, kalplerinde hastalık bulunanların münafıklar olduğu ve buradaki 'marad' kelimesinin bedensel hastalık değil, dindeki şüphe ve nifak anlamında kullanıldığı şeklinde açıklar. Kalp hastalığından bahsedilmesi, aslında onların itikadındaki şüphe ve tereddüdün kinaye yoluyla ifade edilmesidir; ne imanla tasdik ederler ne de küfürle inkâr ederler, ikisi arasında bocalarlar.
وإنما عنى تبارك وتعالى بخبره عن مرض قلوبهم الخبر عن مرض ما في قلوبهم من الاعتقاد، ولكن لما كان معلوما بالخبر عن مرض القلب أنه معني به مرض ما هم معتقدوه من الاعتقاد استغنى بالخبر عن القلب بذلك، والكناية عن تصريح الخبر عن ضمائرهم واعتقاداتهم
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî bu pasajda, münafıkların kalplerinde nifakın yerleşmesini ve ölene kadar bundan kurtulamamalarını, Allah'a verdikleri sadaka ve salah sözünü tutmamalarına ve yalancı çıkmalarına bağlar. Ayrıca zamirin Allah'a râci olduğunu belirterek, Allah'ın onları bu sebeple hüsrana/nifaka terk ettiğini (hazele) açıklar. Vaadinden dönmenin nifakın bir alameti sayıldığına dair bir söze de atıfta bulunur.
والمعنى : فخذلهم حتى نافقوا وتمكن في قلوبهم نفاقهم فلا ينفك عنها إلى أن يموتوا بسبب إخلافهم ما وعدوا الله من التصدق والصلاح وكونهم كاذبين . ومنه : جعل خلف الوعد ثلث النفاق
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Râzî, kalp hastalığının (maraz) tanımını yaparak başlar: hastalık, o sıfatın bulunduğu yerden çıkan fiillerde zarara yol açan bir sıfattır; kalbe özgü eser Allah'ı bilmek, O'na itaat ve kulluk etmek olduğundan, kalpte bu eserlere engel olan sıfatlar oluştuğunda bunlar kalp hastalığı sayılır. Mu'tezile'nin, Allah'ın küfür ve cehli fiil olarak yaratmasının caiz olmadığına dair beş gerekçesini aktarır ve bu nedenle 'fe zâdehümullâhu maradan' ifadesinin te'vil edilmesi gerektiğini savunur. Te'vil olarak, hastalığın 'gam/keder' anlamına geldiğini ve münafıkların Hz. Peygamber'in işinin günden güne yükselmesini görünce kederlerinin arttığını, Allah'ın da bu kederlerine keder kattığını; ikinci olarak da mükellefiyetlerin artmasıyla küfür ve hastalıklarının arttığını belirtir.
فإن قيل : الزيادة من جنس المزيد عليه ، فلو كان المراد من المرض ههنا الكفر والجهل لكان قوله : محمولا على الكفر والجهل ، فيلزم أن يكون الله تعالى فاعلا للكفر والجهل . قالت المعتزلة : لا يجوز أن يكون مراد الله تعالى منه فعل الكفر والجهل لوجوه
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre 'kalplerinde hastalık vardır' ifadesindeki hastalık, münafıkların akidelerindeki bozukluğu ifade eden istiare olup bu ya şek ve nifak ya da inkâr ve tekziptir. 'Allah onların hastalığını artırdı' ifadesi için iki görüş nakledilir: biri bunun münafıklar aleyhine bir beddua olduğu, diğeri ise Allah'ın onların hastalığının arttığını haber verdiğidir. Ehl-i mana (arbâb-ı meânî) ise bunu dünyaya meyil, ona muhabbet ve ahiretten gaflet olarak yorumlamış, Cüneyd ise kalp hastalıklarının nefse tabi olmaktan, beden hastalıklarının ise organlardan kaynaklandığını söylemiştir.
والمرض عبارة مستعارة للفساد الذي في عقائدهم وذلك إما أن يكون شكا ونفاقا وإما جحدا وتكذيبا والمعنى : قلوبهم مرضى لخلوها عن العصمة والتوفيق والرعاية والتأييد
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre 'kalplerinde hastalık' ifadesi öncelikle şüphe (şek) anlamına gelir; İbn Abbas, Mücahid, İkrime, Hasan el-Basrî, Ebu'l-Âliye, Rebî' b. Enes ve Katade bu görüştedir. Dahhâk'in İbn Abbas'tan naklettiği başka bir rivayette ise bu hastalık nifak olarak açıklanmış, Allah'ın onları arttırdığı hastalık da nifaklarının artması şeklinde yorumlanmıştır. Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem ise bunun bedensel değil dini bir hastalık olduğunu, münafıkların İslam'a girerken içlerine düşen şüphe olduğunu belirtmiştir.
في قلوبهم مرض قال شك وكذلك قال مجاهد وعكرمة والحسن البصري وأبو العالية والربيع أبن أنس وقتادة وعن عكرمة وطاوس يعني الرياء وقال الضحاك عن ابن عباس في قلوبهم مرض قال نفاق فزادهم الله مرضا قال نفاقا
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre 'maraz' hem bedensel gerçek hastalık hem de mecaz olarak nefsani kusurlar (cehalet, kötü itikad, hased, kin, günah sevgisi) için kullanılır; ayet her iki anlamı da taşıyabilir. Münafıkların kalpleri Rasûlullah'ın işinin yükselişini görmekten duydukları hasret ve hasetle acı çekiyordu, Allah da bu elemi artırdı; ayrıca kalplerindeki küfür ve kötü inanç da tabiatları gereği arttı. Bir başka ihtimale göre ise 'maraz' Müslümanların gücünü ve meleklerle desteklenmelerini gördüklerinde kalplerine çöken korkaklık ve zaaftır.
والآية الكريمة تحتملهما فإن قلوبهم كانت متألمة تحرقا على ما فات عنهم من الرياسة، وحسدا على ما يرون من ثبات أمر الرسول صلى الله عليه وسلم واستعلاء شأنه يوما فيوما، وزاد الله غمهم بما زاد في إعلاء أمره وإشادة ذكره
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler 'kalplerinde hastalık' ifadesinin bedensel değil manevi/dini bir hastalık olduğu konusunda birleşir; bu hastalığın münafıklara ait olduğu ve şek (şüphe), nifak, itikadi bozukluk gibi anlamlara geldiği ortak kabuldür. Taberî, Kurtubî ve İbn Kesîr bu yorumu doğrudan mecaz/istiare olarak nitelendirirken, hepsi İbn Abbas, Mücahid, Katade gibi selef müfessirlerinden gelen rivayet zincirine dayanır. Ayrıca çoğu müfessir (Taberî, Kurtubî, Beydâvî) dil ve belağat tahlili (mecaz-hakikat, istiare) yöntemini kullanır.
Unterschiede
Taberî ve İbn Kesîr ağırlıklı olarak rivayet temelli bir yöntem izleyip selef görüşlerini aktarmakla yetinirken, Zemahşerî nifakın kalıcılığı ve Allah'a isnad edilen 'hazele' (terk etme) kavramı üzerinden belâgat merkezli bir okuma sunar. Râzî ise meseleyi doğrudan kelamî bir tartışmaya taşır; Mu'tezilî görüşle çatışan 'Allah onların hastalığını artırdı' ifadesini te'vil ederek 'maraz'ı gam/keder anlamına çeker, bu da onun kelamcı kimliğinin metne yansımasıdır. Kurtubî, dilsel istiare açıklamasının yanında ehl-i mana ve Cüneyd'e atıfla tasavvufi/işârî bir boyut da ekler; bu diğerlerinde görülmeyen bir farktır. Beydâvî ise hem hakiki hem mecazi anlamı birlikte mümkün görerek daha sentezci bir tutum sergiler ve korkaklık/zaaf yorumunu da ihtimal olarak sunar.
Historischer Kontext
En erken dönem müfessiri Taberî, temelde rivayet ve sahabe/tabiin görüşlerine dayanarak sade bir kinaye yorumu sunar; bu çizgi İbn Kesîr'e kadar büyük ölçüde korunur. Zemahşerî ve Beydâvî gibi daha sonraki dilbilimci-belagatçi müfessirlerde konu, istiare ve dilsel inceliklerle zenginleşirken, Râzî'de kelam ilminin gelişimiyle birlikte itikadi tartışmalar (özellikle Mu'tezile-Ehl-i Sünnet ihtilafı) tefsire dahil olur. Kurtubî'de ise tasavvufun etkisiyle işârî yorum tabakası eklenir. Böylece ayetin temel anlamı (nifak/şüphe) sabit kalırken, zaman ilerledikçe yorum yöntemleri rivayetten dil tahliline, oradan kelamî ve tasavvufi katmanlara doğru genişlemiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, kalpteki "hastalığın" bedensel değil manevi bir hâl olduğunu hatırlatarak günümüz insanına da şüphe, ikiyüzlülük ve itikadi tutarsızlığın kişisel ve toplumsal huzuru zedeleyebileceğini düşündürebilir. Müfessirlerin dil, kelam ve işârî yaklaşımları birlikte ele alınırsa, ilim ile mana arasında denge kurmanın ve kalbi arındırma çabasının (ihlas) her dönemde geçerli bir ahlaki hedef olduğu söylenebilir. Bu bağlamda, sabır ve samimiyetle nefis muhasebesi yapmak, hem bireysel hem toplumsal dayanışma açısından ihtiyatlı bir öneri olarak düşünülebilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben