وَمِن ثَمَرَٰتِ ٱلنَّخِيلِ وَٱلْأَعْنَٰبِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
“Und (Wir geben euch) von den Früchten der Palmen und der Rebstöcke (zu trinken), woraus ihr euch Rauschgetränk und eine schöne Versorgung nehmt. Darin ist wahrlich ein Zeichen für Leute, die begreifen.” — Bubenheim & Elyas
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî, 'sekera ve rızkan hasenen' ifadesindeki 'minhu' zamirinin neye râci olduğunu tartışır. Ona göre ya öncesindeki 'nesqîküm' fiiline bağlı olarak hurma ve üzümün suyuna (asîr) râci olan mahzuf bir muzâfa dönmektedir, ya da 'tettehızûne' fiili mahzuf bir mevsûfun sıfatı sayılarak zamir doğrudan hurma ve üzümün meyvesine (semer) râci olur; çünkü insanlar bu meyvenin bir kısmını yer, bir kısmından da içki (sekera) yaparlar.
تقديره : ومن ثمرات النخيل والأعناب ثمر تتخذون منه سكرا ورزقا حسنا ؛ لأنهم يأكلون بعضها ويتخذون من بعضها السكر
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre âyetteki 'sekar' kelimesinin hurma şırasından yapılan nebiz (hamr) olduğu ve bu âyetin İslam'ın başlangıcında hamrın helal olduğu döneme ait olduğu ileri sürülmüş, sahabeden bazılarının bunu içtiği ve bunun bir nimet olarak zikredildiği aktarılmıştır. Ancak Râzî bu görüşe itiraz ederek, âyetin lafzının bu iddiayı zorunlu kılmadığını, tefsircilerin bu âyetin hamrın haram kılındığı üç âyetten önce indiğinde ittifak ettiklerini ve dolayısıyla o âyetlerin bunu nesheden veya tahsis eden nitelikte olduğunu belirtir. Ayrıca konuyla ilgili nakledilen sahabe eserlerinin birbiriyle çelişkili (müteâriz) olduğunu, bu yüzden terk edilip Kitap ve Sünnet'in zahirine dönülmesi gerektiğini söyler.
قال الواحدي : نكرة في الإثبات ، فلم قلتم : إن ذلك السكر والرزق الحسن هو هذا النبيذ ؟ ثم أجمع المفسرون على أن تلك الآية كانت نازلة قبل هذه الآيات الثلاث الدالة على تحريم الخمر ، فكانت هذه الثلاثة إما ناسخة ، أو مخصصة لها
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî, 'sekera' kelimesinin tefsirinde çeşitli görüşleri nakleder: İbn Abbas ve cumhura göre bu kelime hurma ve üzümden yapılan haram içkiyi (hamr) ifade eder ve ayet hamrın haram kılınmasından önce inmiştir; bazılarına göre ise 'sekera' Habeşçe'de sirke anlamına gelir ya da tatlı şıra kastedilmiştir ki bu durumda nesih söz konusu olmaz. Hanefîler ise burada sarhoş etmeyen nebiz türlerinin kastedildiğini, Allah'ın kullarına ancak helal bir şeyle nimet vermiş olabileceğini delil göstererek savunurlar.
قال بن العربي : أسد هذه الأقوال قول بن عباس ويخرج ذلك على أحد معنيين إما أن يكون ذلك قبل تحريم الخمر وإما أن يكون المعنى : أنعم الله عليكم بثمرات النخيل والأعناب تتخذون منه ما حرم الله عليكم اعتداء منكم وما أحل لكم اتفاقا أو قصدا إلى منفعة أنفسكم والصحيح أن ذلك كان قبل تحريم الخمر فتكون منسوخة
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre bu ayet, hurma ve üzümden sarhoşluk verici içki yapımının haramdan önce meşru olduğuna delalet eder ve hurmadan ile üzümden yapılan sarhoşluk vericiler arasında hüküm bakımından bir eşitlik bulunduğunu gösterir; bu görüş Mâlik, Şâfiî, Ahmed ve âlimlerin çoğunluğunun mezhebidir. Aynı hüküm buğday, arpa, darı ve baldan yapılan diğer içecekler için de geçerlidir. İbn Abbas'tan nakledilen görüşe göre 'sekr' (sarhoşluk verici) haram kılınan kısım, 'rızk-ı hasen' ise helal kılınan kısımdır; ayette aklın zikredilmesi ise, Allah'ın bu ümmete sarhoşluk verici içkileri akıllarını korumak amacıyla haram kılmasıyla uyumludur.
دل على إباحته شرعا قبل تحريمه ودل على التسوية بين المسكر المتخذ من النخل والمتخذ من العنب كما هو مذهب مالك والشافعي وأحمد وجمهور العلماء
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre ayette hurma ve üzüm meyvelerinden kastedilen onların sıkılan suyu (şıra/özsu)dur; 'tettehizûne minhu sekeran' ifadesi bu rızıklandırmanın nasıl gerçekleştiğini açıklayan bir cümle olup, eğer ayet hamrın haram kılınmasından önce inmişse şıradan sarhoşluk verici içki yapımına işaretle bir kerahet bildirir, sonra inmişse hem bir kınama hem de nimeti hatırlatma anlamı taşır. Sekr kelimesi için nebiz, tat/lezzet veya açlığı bastıran kuru yiyecek gibi farklı görüşler de nakledilmiştir.
والآية إن كانت سابقة على تحريم الخمر فدالة على كراهتها وإلا فجامعة بين العتاب والمنة.
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler 'sekera' kelimesinin hurma ve üzümden elde edilen bir ürüne işaret ettiğini ve âyetin bu ürünün ikili kullanımına (yenilen/içilen kısım ile sarhoşluk veren kısım) dikkat çektiğini kabul eder. Ayrıca çoğu, âyetin hamrın haram kılınmasından önce indiği ve bu nedenle sonraki âyetlerle nesih/tahsis ilişkisi bulunduğu konusunda hemfikirdir.
Unterschiede
Zemahşerî ve Beydâvî meseleye ağırlıklı olarak dil ve îrab açısından yaklaşıp zamirin merciini tartışırken, Râzî rivayetler arası çelişkiyi öne çıkararak nakli temkinle karşılar ve dil kuralına (nekre-belirsizlik) dayanarak kesin bir hamr tespitine karşı çıkar. Kurtubî ve İbn Kesîr ise fıkhi mezhep görüşlerini (Hanefî yorum farkı, cumhurun görüşü) detaylandırarak konuyu hüküm boyutuyla ele alır; bu ayrışma büyük ölçüde müfessirlerin dilci/belâgatçı mı yoksa fıkıhçı/rivayet odaklı mı olduğuyla ilgilidir.
Historischer Kontext
Daha erken dönem müfessirlerden Zemahşerî dil tahliline yoğunlaşırken, Râzî rivayet tenkidiyle daha eleştirel bir tavır sergiler; Kurtubî ve İbn Kesîr gibi sonraki müfessirler ise fıkhi mezhep birikimini sistematik biçimde ayete yansıtır. Bu, tefsir faaliyetinin zamanla salt dil çözümlemesinden çok yönlü (dil+rivayet+fıkıh) bir sentez etmeye evrildiğini gösterir; temel mesele boyunca sabit kalırken yöntem çeşitlenmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu farklı yaklaşımlar, bir metnin anlaşılmasında dil bilgisi, rivayet ve hüküm çıkarma yöntemlerinin birlikte ve dikkatle kullanılmasının önemini hatırlatır. Aynı ayet üzerinde âlimlerin farklı ama meşru gerekçelerle farklı sonuçlara ulaşması, ilim geleneğinde çoğulcu ve saygılı bir okuma kültürünün mümkün olduğunu gösterir. Bu da günümüzde bilgiye yaklaşırken sabır, dikkat ve farklı görüşlere açık olma tutumunun kıymetini düşündürebilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben