أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَىٰ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ مِن شَىْءٍ يَتَفَيَّؤُا۟ ظِلَٰلُهُۥ عَنِ ٱلْيَمِينِ وَٱلشَّمَآئِلِ سُجَّدًا لِّلَّهِ وَهُمْ دَٰخِرُونَ
“Haben sie nicht auf (all) die Dinge gesehen, die Allah erschaffen hat, wie sich ihre Schatten nach rechts und links wenden, indem sie sich demütigend vor Allah niederwerfen?” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre bu ayette Allah, eşyanın gölgelerinin secde ettiğini haber vermektedir; gölgelerin secdesi ise bir taraftan diğerine meyletmesi ve dönmesidir. Bu görüşü İbn Abbas'tan naklederek tercih eder ve 'secede' fiilinin Arapçada meyletmek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayrıca 'sağirûn' kelimesinin zelil ve boyun eğmiş olmak anlamına geldiğini, 'yemin' kelimesinin tekil gelmesinin ise 'mâ' lafzının tekil lafız fakat cemi manasında olmasından kaynaklandığını açıklar.
وأولى الأقوال في ذلك بالصواب أن يقال: إن الله أخبر في هذه الآية أن ظلال الأشياء هي التي تسجد، وسجودها: ميلانها ودورانها من جانب إلى جانب، وناحية إلى ناحية، كما قال ابن عباس، يقال من ذلك: سجدت النخلة إذا مالت
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre 'dâhirîn' (secde ederek) ifadesi 'zilâl' (gölgeler) kelimesinin zamirinden hal olup, gölgelerin sağdan sola, soldan sağa dönmesi Allah'a itaatle boyun eğişlerini ve O'nun tasarrufuna karşı direnememelerini anlatır. Gölgelerin sahibi olan cisimler de kendi başlarına Allah'ın fiillerine boyun eğmiş, hiçbir direniş göstermeyen varlıklardır. 'Yemîn' ve 'şimâl' kelimeleri insanın sağ ve sol tarafından ödünç alınmış bir istiare olup bir şeyin iki tarafını ifade eder.
والمعنى : أو لم يروا إلى ما خلق الله من الأجرام التي لها ظلال متفيئة عن إيمانها وشمائلها ، أي عن جانبي كل واحد منها . وشقيه استعارة من يمين الإنسان وشماله لجانبي الشيء
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî bu ayette gölgelerin sağdan sola meyletmesini, gündüzün başında bir halde olup sonra çekilip günün sonunda başka bir halde geri gelmesi şeklinde açıklar; bu dönüş ve meyil onların 'secdesi' olarak yorumlanır. Ayrıca 'yemin' kelimesinin tekil, 'şemail' kelimesinin çoğul gelmesini Arap dilinde iki alametin bir şeyde birleşmesi halinde birinin cemi birinin tekil kılınması kuralına bağlar; bir başka görüşe göre ise bu, güneşin doğuşunda gölgenin sağdan yayılıp sonra sola meyletmesi ve çeşitli hallere girmesiyle ilgilidir.
أي يميل من جانب إلى جانب ويكون أول النهار على حال ويتقلص ثم يعود في آخر النهار على حالة أخرى فدورانها وميلانها من موضع إلى موضع سجودها
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr, secde eden şeylerin secdesinin farklı şekillerde tefsir edildiğini nakleder; Mücahid'e göre her şeyin secdesi kendi gölgesidir ve dağların secdesi de bu şekildedir, Ebû Ğâlib eş-Şeybânî'ye göre ise denizin dalgaları onun namazıdır. Bu görüşlere göre cansız varlıklar akıllı varlıklar gibi değerlendirilerek onlara secde nisbet edilmiştir.
سجود كل شيء فيؤه وذكر الجبال قال سجودها فيها وقال أبو غالب الشيباني أمواج البحر صلاته ونزلهم منزلة من يعقل إذ أسند السجود إليهم
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre bu ayet, Allah'ın yarattığı her şeyin (gölgeleri olan varlıkların) gölgelerinin sağdan sola, akşama sabaha göre yön değiştirerek Allah'a secde eder gibi boyun eğdiğini anlatır. Secde burada mecazi anlamda kullanılmıştır; tabiat veya ihtiyar yoluyla mutlak teslimiyeti ifade eder, gölgelerin yer üzerine yapışıp secde eden kimse gibi durması veya cisimlerin kendilerinin de Allah'ın fiillerine boyun eğmesi kastedilir. Ayrıca yemin ve şemail kelimelerinin tekil/çoğul kullanımı ile insan sağı-solu arasında istiare ilişkisi kurulur, bazılarına göre bu ifadeler gök kürenin doğu-batı yönlerini de işaret edebilir.
والمراد من السجود الاستسلام سواء كان بالطبع أو الاختيار، يقال سجدت النخلة إذا مالت لكثرة الحمل وسجد البعير إذا طأطأ رأسه ليركب
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Râzî, ayetteki gölgelerin sağdan sola ve soldan sağa dönmesini gökyüzünün hareketiyle açıklar; güneşin doğudan batıya hareketi sebebiyle gölgelerin gün boyunca değişmesinin ve bunun yıl boyunca da tekrarlanmasının, bu düzenin Allah'ın takdiri ve tedbirine boyun eğdiğini gösterdiğini belirtir. Ayrıca secde kelimesinin burada itaat ve boyun eğme anlamında kullanıldığını, gölgelerin akıllı varlık olmadığı halde cemi müzekker olarak zikredilmesinin de bu itaat vasfından kaynaklandığını ifade eder.
لأنه تعالى لما وصفهم بالطاعة والدخور أشبهوا العقلاء
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler 'secde'nin burada gerçek/ihtiyari secde olmayıp mecazi bir anlam taşıdığında birleşir: gölgelerin sağdan sola, soldan sağa dönmesi/meyletmesi Allah'ın tasarrufuna boyun eğiş ve itaat olarak yorumlanır. Ayrıca 'yemin' (tekil) ve 'şimâl/şemail' (çoğul) kelimelerinin farklı sayıda gelişi hepsinde dil/belağat kuralına bağlanarak açıklanır.
Unterschiede
Taberî secdeyi doğrudan gölgelerin fiili meyli olarak açıklarken sahabe-tabiin rivayetlerine ve şiirle istişhada dayanır. Zemahşerî ve Beydâvî meseleyi daha çok istiare, hazf ve belâgat kuralları çerçevesinde ele alır; Beydâvî ayrıca gök kürenin doğu-batı yönlerine işaret ihtimalini de ekler. Kurtubî dilsel açıklamaya ek olarak kıraat farklılıklarını ve güneşin hareketiyle ilgili alternatif bir yorumu nakleder. İbn Kesîr ise rivayet ağırlıklı bir yaklaşımla secdeyi gölge, dağ, deniz dalgası gibi farklı varlıklara has çeşitli şekillerde aktarır. Râzî ise konuyu astronomik-kozmolojik bir çerçeveye taşıyarak güneşin hareketi ve gök düzeniyle ilişkilendirir.
Historischer Kontext
En eski müfessir Taberî'den itibaren temel çizgi (secdenin mecazi meyil/itaat olması) sabit kalmış, ancak zamanla yorum araçları çeşitlenmiştir: erken dönemde rivayet ve şiirle istişhad ağır basarken, sonraki dönemlerde belâgat/istiare analizi (Zemahşerî, Beydâvî) ve kozmolojik-astronomik açıklamalar (Râzî) devreye girmiştir. İbn Kesîr rivayet metodunu sürdürerek farklı nakilleri bir arada sunmuştur. Böylece temel anlam çizgisi korunmuş, izah yöntemleri müfessirin ilgi alanına göre çeşitlenmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, tabiattaki düzenli hareketlerin (gölgenin dönüşü, güneşin seyri) bir tesadüf değil, bir uyum ve teslimiyet ifadesi olarak okunmasına imkan verir; bu da ilim ile iman arasındaki uyumu düşündürebilir. Cansız varlıkların bile kendi tabiatlarına göre bir düzene boyun eğmesi, insan için de sabır ve ihlasla kendi sorumluluğuna uyum göstermenin bir örneği olarak hatırlanabilir. Tabiat gözlemi bu bağlamda ibadet ruhunu besleyen bir düşünme vesilesi olarak görülebilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben