وَمَا ظَنُّ ٱلَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ
“Was wird die Meinung derer, die gegen Allah Lügen ersinnen, am Tag der Auferstehung sein? Allah ist wahrlich voll Huld gegen die Menschen. Aber die meisten von ihnen sind nicht dankbar.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre, Allah'ın kendilerine verdiği nimetlere karşılık insanların O'na şirk koşmaları ve haram kılınmamış rızıkları haram sayarak Allah'a yalan iftira etmeleri anlatılmaktadır. Bu kimseler, kıyamet gününde bu yalanlarının hesabını sormayacağını mı zannetmektedirler; oysa onları bekleyen şey ateşe atılıp orada ebedî kalmalarıdır. Ayrıca insanların çoğu, Allah'ın kendilerine verdiği bu ve diğer nimetlere şükretmemektedir.
وما ظن هؤلاء الذين يتخرصون على الله الكذب فيضيفون إليه تحريم ما لم يحرمه عليهم من الأرزاق، والأقوات التي جعلها الله لهم غذاء، أن الله فاعل بهم يوم القيامة بكذبهم وفريتهم عليه، أيحسبون أنه يصفح عنهم ويغفر؟ كلا بل يصليهم سعيرا خالدين فيها أبدا
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu ayetteki soru sorma formatı gerçek bir bilgi talebi değildir; asıl amaç Allah'a iftira edenlerin tehdidini büyütmek ve vurgulamaktır. Râzî ayrıca İsa b. Ömer'in kıraatine göre 'ظن' kelimesinin fiil olarak okunabileceğini, bunun kıyamet günü zanlarının olacağı anlamına geldiğini belirtir. Kıyamet olayları gelecekte olmakla birlikte hikmet açısından gerçekleşmesi kesin (vacip) olduğundan Allah bunları geçmiş zaman sigasıyla ifade etmiştir.
وهذا وإن كان في صورة الاستعلام فالمراد منه تعظيم وعيد من يفتري على الله . وقرأ عيسى بن عمر { وما ظن } على لفظ الفعل ومعناه أي ظن ظنوه يوم القيامة
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî bu ayette geçen 'yevm' kelimesinin zarf olarak veya 'zann' fiiline bağlı mansup bir kelime olarak nasp edildiğini açıklar. Ayetin anlamı, Allah'ın kendilerine bahşettiği nimetler ve lütuflar sebebiyle onları hesaba çekmeyeceğini zannedip zannetmedikleri sorusudur.
يوم منصوب على الظرف أو بالظن نحو ما ظنك زيدا والمعنى : أيحسبون أن الله لا يؤاخذهم به فضله ونعمه
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre bu ayet, insanların Allah'ın kendilerine verdiği nimetleri haram kılıp kendi üzerlerine daralttıklarını, bazı şeyleri helal bazılarını haram sayarak dini kısımlara ayırdıklarını anlatır. Bu durumun müşriklerin kendileri için koydukları şeriatlarda ve Ehl-i Kitab'ın dinlerinde ortaya çıkardıkları bid'atlerde gerçekleştiğini belirtir.
بل يحرمون ما أنعم الله به عليهم ويضيقون على أنفسهم فيجعلون بعضا حلالا وبعضا حراما وهذا قد وقع فيه المشركون فيما شرعوه لأنفسهم وأهل الكتاب فيما ابتدعوه في دينهم
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre bu ayet, Allah'ın verdiği rızıklardan bir kısmını haram bir kısmını helal saymalarını kınamaktadır; onlara bu tahsisi Allah'ın mı emrettiği yoksa bunu Allah'a iftira ederek kendilerinin mi uydurduğu sorulmaktadır. Devamındaki ayette ise Allah'a yalan iftira edenlerin kıyamet günü karşılaşacakları cezayı hiç düşünmedikleri, oysa Allah'ın akıl vermek, peygamber göndermek ve kitap indirmekle insanlara büyük lütufta bulunduğu, fakat çoklarının bu nimete şükretmediği belirtilmektedir.
وفي إبهام الوعيد تهديد عظيم
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler ayetin, Allah'ın verdiği nimetlere karşılık bazı rızıkları haram sayarak Allah'a iftira edenleri ve bunun kıyamet günü hesabını gerektirdiğini konu edindiğinde birleşir. Ayrıca çoğu insanın bu nimetlere şükretmediği vurgusu da paylaşılan bir noktadır.
Unterschiede
Taberî ve İbn Kesîr ayeti daha çok bağlamsal/rivayet temelli okuyup şirk, haram-helal tahsisi ve tarihsel bid'atlere (müşrikler, Ehl-i Kitab) işaret ederken; Râzî ve Kurtubî dil ve nahiv tahlillerine (soru formatının retorik amacı, 'zann' fiilinin kıraati, 'yevm' kelimesinin i'rabı) odaklanır. Beydâvî ise kınama unsurunu ve Allah'ın akıl-peygamber-kitap lütfunu vurgulayarak orta bir yol izler.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessir Taberî'den daha sonraki Râzî, Kurtubî ve Beydâvî'ye geçişte tefsir yönteminin rivayet ağırlıklı okumadan dil/belağat ve nahiv analizine doğru genişlediği görülür; İbn Kesîr ise klasik rivayet metodunu sürdürerek Taberî'ye yakın bir çizgide kalır. Temel mesaj (nimete şükürsüzlük ve haksız haram/helal tahsisi kınaması) tüm dönemlerde sabit kalmıştır.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, sahip olunan nimetleri fark edip onlara şükretme bilincini ve kişisel yorumları dini hüküm gibi sunmaktan kaçınmayı hatırlatabilir. Günümüzde de bilgiye ve helal-haram konularına temkinli, araştırmacı bir tutumla yaklaşmak, ilim ile iman arasında uyumlu bir denge kurmaya katkı sağlayabilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben