قُلِ ٱنظُرُوا۟ مَاذَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا تُغْنِى ٱلْـَٔايَٰتُ وَٱلنُّذُرُ عَن قَوْمٍ لَّا يُؤْمِنُونَ

“Sag: Schaut, was in den Himmeln und auf der Erde ist! Aber die Zeichen und die Warnungen werden den Leuten, die nicht glauben, nicht nützen.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre bu ayette, delillerin, ibretlerin ve uyarıcı peygamberlerin, kendileri hakkında Allah'ın ezelde şu şekilde takdirde bulunduğu -yani ateş ehlinden olacaklarına ve iman etmeyeceklerine dair alınlarına yazılmış- kimselere hiçbir fayda sağlamayacağı ifade edilmektedir. Bu kimseler, kendilerine ne kadar delil ve uyarı gelse de bunlara inanmayacak ve bunları tasdik etmeyeceklerdir.

وما تغني الحجج، والعبر، والرسل المنذرة عباد الله عقابه عن قوم قد سبق لهم من الله الشقاء وقضى لهم في أم الكتاب أنهم من أهل النار لا يؤمنون بشيء من ذلك ولا يصدقون به
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre bu ifade, ya kendilerine gönderilen resûllerin/uyarıcıların uyarılarının fayda vermeyeceği kimseleri, ya da imanları hiç beklenmeyen ve akletmeyen kişileri kastetmektedir. Ayrıca 'وما يغني' ibaresinin ya-harfiyle okunuşuna da işaret edilmiş, buradaki 'ما' harfinin nefy (olumsuzluk) veya istifham (soru) anlamı taşıyabileceği belirtilmiştir.

وقرىء : وما يغني بالياء ، و ( ما ) نافية ، أو استفهامية
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre âyetteki 'mâ' edatı iki anlama gelebilir: birincisi olumsuzluk anlamıdır, yani Allah'ın imana ulaşmayacağını hükmettiği kimseler için âyetler ve uyarıların fayda vermeyeceğini bildirir; ikincisi ise inkâr anlamı taşıyan bir istifham (soru) olabilir. Râzî ayrıca öncesindeki âyetlerde imanın Allah'ın yaratması ve meşîetiyle gerçekleştiğinin belirtilmesinden sonra, bu âyetin delillerde düşünmeye ve akıl yürütmeye emrettiğini, böylece hakkın salt cebir olduğu zannının ortadan kalkacağını ifade eder. Metinde 'âyât' delillerdir, 'nüzür' ise uyarıcı peygamberler veya uyarılar olarak açıklanır.

المسألة الأولى : قال النحويون : { ما } في هذا الموضع تحتمل وجهين : الأول : أن تكون نفيا بمعنى أن هذه الآيات والنذر لا تفيد الفائدة في حق من حكم الله عليه بأنه لا يؤمن ، كقولك : ما يغني عنك المال إذا لم تنفق . والثاني : أن تكون استفهاما كقولك : أي شيء يغني عنهم ، وهو استفهام بمعنى الإنكار .
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî'ye göre bu ayet, kâfirlerin sanatkârın (yaratıcının) varlığını ve kudretini gösteren yaratılmış eserler üzerinde düşünüp ibret almaları için bir emirdir. Ayrıca 'مَا' kelimesinin nefiy (olumsuzluk) anlamında olup 'asla fayda vermez' manasına geldiği, ya da istifham (soru) anlamında olup 'hangi şey fayda verir' takdirinde olduğu belirtilir. 'الآيات' delillere, 'النذر' ise uyarıcı peygamberlere işaret eder ve bu uyarının, Allah'ın ilminde iman etmeyeceği bilinen kimselere fayda vermeyeceği açıklanır.

أمر للكفار بالاعتبار والنظر في المصنوعات الدالة على الصانع والقادر على الكمال وقد تقدم القول في هذا المعنى في غير موضع مستوفي ما نفي أي ولن تغني وقيل : استفهامية التقدير أي شيء تغني
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre bu ifade, gerek göklerdeki ve yerdeki âyetlerin, gerekse peygamberlerin getirdiği delil ve mucizelerin, iman etmeyecek bir kavme hiçbir fayda sağlamayacağını anlatmaktadır. Âyetler ve deliller ne kadar açık ve doğruluğu gösterici olsa da, inanmamaya kararlı olanlar için bir yarar sağlamaz.

وأي شيء تغني الآيات السماوية والأرضية والرسل بآياتها وحججها وبراهينها الدالة على صدقها عن قوم لا يؤمنون
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre bir kimsenin iman etmesi Allah'ın izni, iradesi, lütfu ve tevfîkı olmadan gerçekleşmez; bu sebeple insan kendi hidâyeti için nefsini zorlamamalıdır çünkü hidâyet Allah'a aittir. 'Rics' kelimesi azap veya rezillik (hüsran) olarak yorumlanmış, akletmeyenler ise ya akıllarını delil ve ayetler üzerinde kullanmayanlar ya da kalplerindeki mühür sebebiyle Allah'ın delil ve hükümlerini idrak edemeyenler olarak açıklanmıştır. 'ماذا' kelimesinin istifham olması durumunda 'انظروا' fiilinin anlamdan kesilip iş yapmaya (amelden) yönelmiş olacağı belirtilmiştir.

إلا بإذن الله إلا بإرادته وألطافه وتوفيقه فلا تجهد نفسك في هداها فإنه إلى الله. ويجعل الرجس العذاب أو الخذلان فإنه سببه.

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler âyetteki delillerin (âyât) ve uyarıcı peygamberlerin (nüzür) Allah'ın ilminde iman etmeyeceği bilinen kimselere fayda vermeyeceğini vurgular; ayrıca 'mâ' edatının nefiy veya istifham anlamı taşıyabileceği ortak bir dil analizi konusudur.

Unterschiede

Taberî ve İbn Kesîr daha çok bağlamsal/ezelî takdir çerçevesinde açıklama yaparken, Zemahşerî, Râzî, Kurtubî ve Beydâvî 'mâ' edatının nahiv açısından nefiy-istifham ihtimallerini detaylandırarak dil/belağat eksenli bir okuma sunar. Râzî ayrıca âyetin akıl yürütmeye çağrı olduğunu, cebrin tek başına geçerli olmadığını öne çıkarırken, Beydâvî hidayetin Allah'a nispetini kelamî bir çerçevede ele alır.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessiri Taberî'den itibaren âyetin ezelî takdir ve delillerin fayda vermemesi teması sabit kalmış; ancak sonraki dönemlerde (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî) dilbilimsel ve kelamî tahlillerin daha sistematik hale geldiği, edatların anlam ihtimallerinin daha ayrıntılı işlendiği görülür. Bu, tefsir geleneğinin zamanla dil ve kelam disiplinleriyle daha çok etkileşime girdiğini gösterir.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırmalı okuma, delillerin ve öğütlerin gerçek etkisinin kalpteki açıklığa bağlı olduğunu hatırlatır; ilim ve iman arasında akletmeye dayalı bir uyum arayışı öne çıkar. Günümüzde bu, insanın çevresindeki işaretleri anlamlandırma çabasında sabırlı ve ihlaslı bir tutum geliştirmesine, kör bir kabullenmeden çok düşünerek yaklaşmaya dair yapıcı bir hatırlatma olarak görülebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben