وَٱكْتُبْ لَنَا فِى هَٰذِهِ ٱلدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى ٱلْـَٔاخِرَةِ إِنَّا هُدْنَآ إِلَيْكَ قَالَ عَذَابِىٓ أُصِيبُ بِهِۦ مَنْ أَشَآءُ وَرَحْمَتِى وَسِعَتْ كُلَّ شَىْءٍ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلَّذِينَ هُم بِـَٔايَٰتِنَا يُؤْمِنُونَ
“"Ve bize hem bu dünyada bir iyilik yaz, hem de ahirette. Biz gerçekten de tevbe edip senin hidayetine döndük." Buyurdu ki, azabım var, onu dilediğime isabet ettiririm, rahmetim de vardır, o ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır. Onu da özellikle korunanlara, zekatını verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsus kılacağım.” — Elmalılı Hamdi Yazır
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Taberî, 'âyetlerimizden gafil olanlar' ifadesini, Allah'ın birliğine delil olan âyetlerinden yüz çevirip onları düşünmeyen, kendine nasihat eden biri gibi tefekkür etmeyen kimseler olarak açıklar. Ayrıca 'hûdnâ ileyk' (tevbe ettik) ifadesinin tefsirinde bunun 'tübnâ ileyk' (sana tevbe ettik) anlamına geldiğini, İbn Abbas, Said b. Cübeyr, Mücahid, Katade gibi birçok müfessirden gelen rivayetlerle aktarır. Yahudilerin bu isimlendirmesinin de bu 'tevbe ettik' sözlerinden kaynaklandığı belirtilir.
معرضون عنها لاهون، لا يتأملونها تأمل ناصح لنفسه، فيعلموا بها حقيقة ما دلتهم عليه
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı
Zemahşerî bu bölümde önce 'hüdnâ' kelimesinin dilbilimsel kökenini açıklar; 'hûd' kelimesinin 'tâib' (tövbe eden) anlamındaki 'hâid' kelimesinin çoğulu olduğunu belirtir. Ardından âyetteki 'azâbî' ve 'rahmetî' kavramlarını yorumlar: azabın hikmet gereği hak edenlere, günahtan dönülmediği için affın mesağı olmadığından uygulanacağını; rahmetin ise geniş olup Müslüman-kâfir, itaatkâr-isyankâr herkesi kapsadığını ifade eder. Son olarak bu rahmetin özellikle âhir zamanda gelecek, Hz. Muhammed ümmetinden olan ve tüm âyet ve kitaplara iman edenlere yazılacağını söyler.
وأما { رحمتى } فمن حالها وصفتها أنها واسعة تبلغ كل شيء ، ما من مسلم ولا كافر ولا مطيع ولا عاص إلا وهو متقلب في نعمتي
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre âyetteki rahmet ifadesi umumi bir hitap olup Allah'ın rahmetinin tüm varlıklara ulaştığı, çünkü her varlığın ya vacip ya mümkün olduğu ve mümkün olanın varlığının bizzat Allah'tan gelmesinin bir rahmet olduğu belirtilir. Ayrıca cansız varlıklar ile canlılar arasında bir derece farkı bulunduğu, canlıların cansızlara nazaran daha üstün olduğu ve Allah'ın hem varlık hem hayat sofrasını bazı mahluklara tahsis ettiği ifade edilir. Metinde ayrıca Fâtiha suresindeki beş rububiyet sıfatının kulun beş haline karşılık geldiği yönünde bir eşleştirme de yapılır.
قلنا كل وجود فقد ننال من رحمة الله تعالى نصيبا وذلك لأن الموجود إما واجب وإما ممكن ، أما الواجب فليس إلا الله سبحانه وتعالى ، وأما الممكن فوجوده من الله تعالى وبإيجاده ، وذلك رحمة
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî bu ayette geçen 'hidayet ve tövbe' ifadesini, Mücahid, Ebu'l-Âliye ve Katade'den naklen tövbe olarak açıklar. Ayrıca 'rahmetin her şeyi kuşatması' ifadesinin umumi bir ifade olduğunu, ancak bu umumun daha sonra 'Resûl'e tabi olanlar' şartıyla tahsis edildiğini belirtir; bu sebeple Yahudi ve Hıristiyanların kendilerini müttaki sayma iddialarının reddedildiğini aktarır. İbn Abbas'tan gelen rivayetle bu rahmetin Allah tarafından bu ümmete (Muhammed ümmetine) yazıldığı belirtilir.
وسعت كل شيء من الخلق حتى إن البهيمة لها رحمة وعطف على ولدها قال بعض المفسرين : طمع في هذه الآية كل شيء حتى إبليس فقال : أنا شيء فقال الله تعالى : فقالت اليهود والنصارى : نحن متقون فقال الله تعالى : الذين يتبعون الرسول النبي الأمي الآية فخرجت الآية عن العموم
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr, ayette geçen 'hasene' talebini tevbe olarak açıklar; 'iki dünyada bize güzellik yaz' ifadesi İbn Abbas, Said b. Cübeyr, Mücahid ve diğer selef müfessirlerine göre 'tevbe ettik, sana döndük ve yöneldik' anlamına gelir. Ayrıca 'yahûd' ve 'nasârâ' isimlerinin kökeni, rahmetin 'karîb' sıfatıyla nitelenmesinin sebebi ve Beni İsrail'in buzağıya tapmadan tevbesi, Tih çölü ve casusların gönderilmesi kıssası gibi konuları da bu bağlamda ele alır.
أي تبنا ورجعنا وأنبنا إليك قاله ابن عباس وسعيد بن جبير ومجاهد وأبو العالية والضحاك وإبراهيم التيمي والسدي وقتادة وغير واحد وهو كذلك لغة
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre 'رحمتي وسعت كل شيء' ifadesi dünyada mümin-kâfir, mükellef-gayrı mükellef ayrımı yapmadan herkesi kapsar; ancak bu rahmetin âhirette özel olarak yazılması ise takva sahiplerine, zekat verenlere ve Allah'ın ayetlerine iman edenlere tahsis edilmiştir. Müfessir 'فسأكتبها' ifadesini iki şekilde yorumlar: rahmeti âhirette sabitleştirme veya sadece İsrailoğulları'ndan belirli bir gruba özgü bir yazım olarak. Zekatın özellikle zikredilmesi, onun yüceliği ve İsrailoğulları'na ağır gelmesi sebebiyledir.
ورحمتي وسعت كل شيء في الدنيا المؤمن والكافر بل المكلف وغيره. فسأكتبها فسأثبتها في الآخرة، أو فسأكتبها كتبة خاصة منكم يا بني إسرائيل. للذين يتقون الكفر والمعاصي. ويؤتون الزكاة خصها بالذكر لإنافتها ولأنها كانت أشق عليهم.
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Taberî, Kurtubî ve İbn Kesîr, ilgili ifadeyi büyük ölçüde 'tevbe ettik/sana döndük' anlamında ortak bir rivayet zincirine (İbn Abbas, Mücahid, Said b. Cübeyr, Katade) dayandırarak açıklar. Zemahşerî, Râzî, Kurtubî ve Beydâvî ise 'rahmetin her şeyi kuşatması'nın umumi bir ifade olduğunu, ancak bu umumun sonradan iman edenler, takva sahipleri ya da Hz. Muhammed ümmetiyle sınırlandığını (tahsis) vurgular.
Farklar
Taberî ve İbn Kesîr daha çok rivayet aktarımına dayanırken, Zemahşerî ve Beydâvî kelime kökeni ve dil-belağat tahliline yoğunlaşır; Râzî ise akli-kelamî bir çerçevede rahmeti varlık-mümkün ilişkisi üzerinden temellendirip Mu'tezile ve Ehl-i Sünnet görüşlerini karşılaştırır. Kurtubî ve Beydâvî rahmetin tahsisini Yahudi ve Hıristiyanların iddialarına karşı bir cevap bağlamında ele alırken, bu vurgu Taberî ve İbn Kesîr'de daha geri plandadır.
Dönemsel bağlam
Erken dönem müfessirler (Taberî, İbn Kesîr) rivayet zincirlerine dayanan aktarımcı bir yöntemi öne çıkarırken, sonraki dönem müfessirleri (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) dil analizi ve akli istidlali daha sistemli biçimde rivayetle birleştirmiştir; temel anlam (tevbe, rahmetin genişliği ve sonradan tahsisi) büyük ölçüde sabit kalmış, yöntem ve gerekçelendirme çeşitlenmiştir.
Günümüz bağlantısı
Bu karşılaştırmalı okuma, tevbe ve dönüşün samimi bir iç yöneliş olduğunu, rahmetin genişliğinin ise kişiyi sorumluluktan azade kılmadığını hatırlatır. Günümüzde bunu, hem ilim ve iman arasında uyumlu bir tefekkür çabası hem de hata sonrası yeniden doğrulma iradesiyle sabırlı bir ahlaki duruş olarak okumak mümkündür.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir