سَأَصْرِفُ عَنْ ءَايَٰتِىَ ٱلَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ وَإِن يَرَوْا۟ كُلَّ ءَايَةٍ لَّا يُؤْمِنُوا۟ بِهَا وَإِن يَرَوْا۟ سَبِيلَ ٱلرُّشْدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَبِيلًا وَإِن يَرَوْا۟ سَبِيلَ ٱلْغَىِّ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلًا ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُوا۟ عَنْهَا غَٰفِلِينَ
“Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, âyetlerimizi anlamaktan uzak tutacağım. Onlar ki, bütün âyetlerimizi görseler de onlara iman etmezler. Doğru yolu görseler de o yolu tutup gitmezler. Eğer sapıklık yolunu görürlerse tutar onu izlerler. Çünkü onlar âyetlerimizi inkâr etmeyi âdet edinmişler ve onlardan hep gafil olagelmişlerdir.” — Elmalılı Hamdi Yazır
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Taberî önce iki farklı görüşü nakleder: İbn Uyeyne'ye göre bu ifade Kur'an'ı anlama kabiliyetinin kâfirlerden çekilmesi anlamındadır; İbn Cüreyc'e göre ise göklerin, yerin ve içindeki ayetlerin ibretle düşünülmesinden çevrilmek anlamındadır. Taberî bu iki görüşü de kapsayacak şekilde tercih ettiği görüşü belirtir: Allah'ın ayetlerinden -ki bunlar hem kâinattaki delilleri hem de Kur'an'ı kapsar- yeryüzünde haksız yere büyüklenen ve haklarında iman etmeyecekleri hükmü kesinleşmiş kimseleri çevirmesidir; bu kişiler kibirleri ve Allah'a-Resulüne itaatten kaçınmaları sebebiyle tüm ayetleri anlamaktan ve ibret almaktan mahrum bırakılmışlardır.
وأولى الأقوال في ذلك بالصواب أن يقال: إن الله أخبر أنه سيصرف عن آياته، وهي أدلته وأعلامه على حقية ما أمر به عباده وفرض عليهم من طاعته في توحيده وعدله وغير ذلك من فرائضه، والسموات والأرض، وكل موجود من خلقه فمن آياته، والقرآن أيضا من آياته.
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu metinde Râzî, ayetteki 'er-Rüşd' kelimesinin kıraat farklılıklarını ele alır; Hamza ve Kisâî'nin 'ra' ve 'şın' harflerini fetha ile okuduğunu, diğer kurrânın ise 'ra'yı ötreli 'şın'ı sakin okuduğunu belirtir. Ebû Amr'a göre ötreli okunuşun 'salah' (iyilik/doğruluk) anlamına geldiği, bu iki okuyuşun anlamca yakın olduğu aktarılır. Ardından Allah'ın, kâfirleri hak yoldan çevirmesinin iki sebebe bağlı olduğu ifade edilir: Allah'ın ayetlerini yalanlamaları ve onlardan gaflet içinde olmaları; bu gafletin ısrarlı bir yüz çevirme neticesinde gafil kimse mesabesine düşmelerinden kaynaklandığı belirtilir.
قرأ حمزة والكسائي : { الرشد } بفتح الراء والشين والباقون بضم الراء وسكون الشين . وفرق أبو عمرو بينهما فقال : { الرشد } بضم الراء الصلاح
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî'ye göre bu ayet, kibirlenenlerin hidayet yolunu bırakıp azgınlık ve sapıklık yolunu (küfrü) bir din edinerek tuttuklarını haber vermektedir. Onların bu tavrının sebebi kendi yalanlamaları ve haksız düşmanlıklarıdır; yoksa Musa'nın getirdiğini reddedecek gerçek bir hüccetleri yoktur.
يعني هؤلاء المتكبرون أخبر عنهم أنهم يتركون طريق الرشاد ويتبعون سبيل الغي والضلال أي الكفر يتخذونه دينا ثم علل فقال : أي ذلك الفعل الذي فعلته بهم بتكذيبهم أي بالعدوان أي لم تكن له حجة تدفع ما جاء به موسى
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr'e göre bu ayette Allah'ın büyüklük taslayan, insanlara haksız yere üstünlük gösteren kalplerden âyetlerini/hüccetlerini anlama kabiliyetini alacağını bildirmektedir. Bu kimseler doğru yol kendilerine görünse de onu tutmazlar, sapıklık yolu görünse de ona sülûk ederler; bunun sebebi de kalplerinin âyetleri yalanlamış olmasıdır.
سأمنع فهم الحجج والأدلة الدالة على عظمتي وشريعتي وأحكامي قلوب المتكبرين عن طاعتي ويتكبرون على الناس بغير حق كما استكبروا بغير حق أذلهم الله بالجهل
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre Allah, ayetlerini yeryüzünde haksız yere büyüklenenlerden, kalplerinin mühürlenmesi sebebiyle anlama ve ibret alma kabiliyetini engelleyerek çevirir; bu kişiler hangi mucize veya delili görseler inanmaz, doğru yolu bulsalar da onu tutmaz, sapkınlık yolunu görünce ise ona yönelirler. Bunun sebebi ayetleri yalanlamaları ve onlardan gafil olmalarıdır; ayrıca ahiret buluşmasını da yalanlayanların amelleri boşa gitmiştir ve onlar ancak yaptıklarının karşılığını görürler.
الذين يتكبرون في الأرض بالطبع على قلوبهم فلا يتفكرون فيها ولا يعتبرون بها
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Tüm müfessirler, Allah'ın büyüklenen (kibirlenen) kimseleri ayetleri anlama ve ibret alma kabiliyetinden mahrum bıraktığı fikrinde birleşir. Bu mahrumiyetin sebebi olarak da ortaklaşa kişilerin kendi yalanlamaları, kibirleri ve gafletlerini gösterirler; yani mahrumiyet ilahi bir keyfilik değil, kişinin kendi tavrının bir sonucu olarak sunulur.
Farklar
Taberî rivayet malzemesini (İbn Uyeyne/İbn Cüreyc) aktarıp ikisini birleştiren bir tercih sunar; Râzî ve Beydâvî daha çok dil/kıraat ve belağat eksenli teknik bir okuma yaparken, Kurtubî konuyu Musa kıssası bağlamına, İbn Kesîr ise rivayet nakli ile bağlamsal yorumu birleştirir. Bu farklılık, müfessirlerin yöntemsel ağırlık noktalarından (rivayet tefsiri, dirayet/dilbilim, kıssa bağlamı) kaynaklanır.
Dönemsel bağlam
Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte temel mesaj sabit kalmış, ancak açıklama yöntemi rivayet ağırlıklı yaklaşımdan dil ve belağat analizine kaymıştır; bu, tefsir ekolündeki dirayet tefsirinin zamanla daha sistemli hale gelişini yansıtır.
Günümüz bağlantısı
Bu karşılaştırmalı okuma, kişinin kalbindeki kibir ve önyargının, delilleri veya gerçekleri görme/anlama kapasitesini nasıl sınırlayabileceğine dair bir hatırlatma sunar. Günümüzde de ilim ile iman arasında sağlıklı bir uyum kurabilmenin, tevazu ve açık bir zihinle ibret almaya çalışmakla mümkün olduğu düşünülebilir; bu da eğitim ve toplumsal diyalog ortamlarında yapıcı bir tutum geliştirmeye kapı açar.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir