قَدْ خَسِرَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱللَّهِ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَتْهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُوا۟ يَٰحَسْرَتَنَا عَلَىٰ مَا فَرَّطْنَا فِيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ أَوْزَارَهُمْ عَلَىٰ ظُهُورِهِمْ أَلَا سَآءَ مَا يَزِرُونَ

“Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır. Kıyamet günü ansızın gelince onlar, günahlarını sırtlarına yüklenmiş olarak şöyle derler: "Dünyada yaptığımız kusurlardan dolayı yazıklar olsun bize!" Bakın yüklendikleri günah ne kötüdür!” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî bu ayette kıyametin ansızın gelişini, kâfirlerin Allah'a kavuşmayı yalanlamalarıyla imanı küfre satarak zarar etmelerine benzetir; kıyamet gelince cennetteki yerlerini gördüklerinde bu alışverişlerindeki büyük zararı fark edip pişmanlık duyacaklarını belirtir. Ayrıca 'evzar' (vebal/günah) kelimesinin, kişinin sırtında taşıdığı ağırlık gibi kıyamet günü yüklenecekleri günahları ifade ettiğini açıklar. Bu yükün ağırlığının kötülüğü ayette 'ألا ساء ما يزرون' ifadesiyle vurgulanır.

فإذا جاءتهم الساعة بغتة قالوا إذا عاينوا ما باعوا وما اشتروا وتبينوا خسارة صفقة بيعهم التي سلفت منهم في الدنيا تندما وتلهفا على عظيم الغبن الذي غبنوه أنفسهم، وجليل الخسران الذي لا خسران أجل منه
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre ayet, insanların bindiği vasıtaların (gemi ve hayvanlar) hiçbirinin unutulmadığını ve ihmal edilmediğini belirtir. Allah'ın nimetini zikretmek, kalben o nimeti anıp onu büyük görerek itiraf etmek, sonra da dille ona hamdetmektir; bu da Hz. Peygamber'in bineğe binerken okuduğu dua ile örneklendirilir.

ومعنى ذكر النعمة الله عليهم : أن يذكروها في قلوبهم معترفين بها مستعظمين لها ، ثم يحمدوا عليها بألسنتهم
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî bu bölümde 'saat'in kıyamet için 'bağteten' (ansızın) gelmesini, hesabın hızlı olmasına bağlar; 'ferratnâ' kelimesinin 'zayi ettik' anlamına geldiğini ve aslının 'öne geçmek' olduğunu açıklar. Ayrıca âhirette insanların yükledikleri günahları taşımalarını 'vizr' kelimesinin dağ yükü anlamından mecaz yoluyla türetilmiş bir teşbih olarak yorumlar. Kıyamet gününde kâfirlerin cennetteki yerlerini görüp hasretlerini dile getirmelerine dair bir rivayete de yer verir.

وقيل : ( فرطنا ) أي جعلنا غيرنا الفارط السابق لنا إلى طاعة الله وتخلفنا ( فيها ) أي في الدنيا بترك العمل للساعة
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr, ayette geçen 'yahmilûne' ifadesinin günahkarların/kâfirlerin kötü amellerini taşımaları anlamına geldiğini aktarır. Bu görüşü desteklemek için kişinin kabrinden çıkarken kendi çirkin ve pis kokulu amelinin somutlaşmış haliyle karşılaşacağına dair rivayetleri nakleder. Bu amel şahsı, dünyada kendisine binildiği gibi kıyamette onun sırtına binerek onu cehenneme sürükleyecektir.

يستقبل الكافر أو الفاجر عند خروجه من قبره كأقبح صورة رأيتها وأنتنه ريحا فيقول من أنت فيقول أو ما تعرفني فيقول لا والله إلا أن الله قبح وجهك وأنتن ريحك فيقول أنا عملك الخبيث
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre âyetteki 'فيها' zamirinin neye döndüğü konusunda birkaç görüş nakledilmektedir: İbn Abbas dünyaya döndürür, Hasan ise 'es-Sâ'a'ya (kıyamet vaktine) yani onun için hazırlık yapmakta kusur etmelerine döndürür; ayrıca Taberî bunun 'safka' (alışveriş/pazarlık) anlamına döndüğünü söylemiştir. Hasret ve hüsran ifadesi, büyük sevabı kaçırıp büyük azabı hak etmelerinden kaynaklanmaktadır.

قال ابن عباس في الدنيا والسؤال عليه أنه لم يجر للدنيا ذكر فكيف يمكن عود هذا الضمير إليها
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 'ولو ترى إذ وقفوا على ربهم' ifadesi, hesap sorulmak ve azarlanmak üzere durdurulmalarından kinaye olup, kâfirlere hesap günü hakikatin (öldükten sonra dirilişin) haklılığı sorulacak ve onlar bunu ikrar edeceklerdir. Bu ikrarlarına rağmen dünyada iken bunu inkâr etmiş olmaları sebebiyle kendilerine azap tattırılacağı belirtilir. Ayrıca Allah'a kavuşmayı yalanlayanların, kıyamet ansızın geldiğinde büyük bir hüsrana uğrayacakları ve günahlarını sırtlarında taşır durumda olacakları ifade edilir.

والهمزة للتقريع على التكذيب

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Müfessirlerin çoğu kıyametin ansızın gelişi, kâfirlerin bunu yalanlamalarının hüsranı ve 'vizr/yükleme' ifadesinin günahları taşıma anlamına geldiği konusunda birleşir; ayrıca cennetteki kaçırdıkları yeri görünce duyacakları pişmanlık ortak bir vurgu olarak yer alır.

Farklar

Taberî ve Kurtubî rivayet ile dil tahlilini birlikte kullanırken, İbn Kesîr ağırlıklı olarak rivayete dayanır ve amelin somutlaşıp kişiye bineceği tasvirini nakleder; Zemahşerî'nin yorumu bağlamsal olarak nimeti zikretme ve şükür konusuna kayar; Râzî 'فيها' zamirinin merciinde İbn Abbas, Hasan ve Taberî'nin farklı görüşlerini aktarıp dilbilimsel kök tahliline yer verir; Beydâvî ise daha çok belâgat ve kinaye/istifham sanatları üzerinden hesap sahnesini açıklar. Bu farklar, her müfessirin ağırlıklı yönteminden (rivayet, dil/belağat, kelâmî izah) kaynaklanır.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessirler (Taberî) sahâbe-tabiin rivayetlerine daha sıkı bağlı kalırken, sonraki dönemlerde (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) dil, belâgat ve akli izah unsurları daha belirgin hale gelmiş; Kurtubî ve İbn Kesîr ise rivayet temelli yaklaşımı sürdürerek bir denge kurmuştur. Temel mesaj (hüsran, sorumluluk, ansızın gelen hesap) tüm dönemlerde sabit kalmıştır.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, kişinin davranışlarının sonuçlarını taşıyacağı bilinciyle yaşaması ve nimetleri fark edip şükürle karşılamasının önemine işaret edebilir. Günlük hayatta ihlas ve sabırla yapılan işlerin, ilim ile iman arasındaki uyumun ve hazırlıklı olmanın kıymetine dair genel bir hatırlatma olarak düşünülebilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir