ٱنظُرْ كَيْفَ كَذَبُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ

“Bak, vicdanlarına karşı nasıl yalan söylediler! O uydurdukları putlar da kendilerinden kaybolup gitti.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî, bazı müfessirlerin bu ifadeyi 'putların kendilerinden şefaat ettikleri iddiaları boşa gitti' şeklinde açıklamalarını fasih ve açık bir sözü zorlama, tahrif etme ve garip bir anlama çekme olarak değerlendirir. Ona göre bu yorum, ilgili sözün gerçek anlamına hiç uymamakta ve ondan büyük bir uzaklıkla ayrılmaktadır. Kendisi ise ifadeyi 'onların satın aldıkları/edindikleri şeyin (batıl inançların) boşa gitmesi ve kaybolan bir şey gibi kendilerinden gaib olması' şeklinde anlamayı tercih eder.

لأن المعنى الذي ذهبوا إليه ليس هذا الكلام بمترجم عنه ولا منطبق عليه ، وهو ناب عنه أشد النبو
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Râzî bu bölümde kâfirlerin kıyamette 'vallahi rabbimiz biz müşrik değildik' diyerek yalan söyleyip söylemeyeceği tartışmasını aktarır; Cübbâî'nin görüşüne göre bu ifadeler yalan değildir çünkü ahiret ile dünyadaki hal farklıdır, cumhur müfessirlere göre ise kâfirler kıyamette de yalan söyleyebilirler ve bunun delilleri sayılır. Ayrıca 'ضل عنهم' ifadesinin, müşriklerin dünyada Allah'a ortak koştukları putların ve şeytanın süslediği batıl inançların kendilerine fayda vermeyip yok olması anlamına geldiği belirtilir. Son olarak kırâat farklılıkları (فتذكر) ve bunların dilsel kökenleri (ذكر/أذكر) açıklanır.

والقول الثاني : وهو قول جمهور المفسرين أن الكفار يكذبون في هذا القول قالوا : والدليل على أن الكفار قد يكذبون في القيامة وجوه
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî, müşriklerin putların kendilerini Allah'a yaklaştıracağı iddiasının bir yalan/vehim olduğunu, bu zannın kendilerini mazur kılmadığını açıklar. Ayrıca 'fânzur keyfe dalle 'anhüm iftirâühüm' ifadesinin, ilahlarının şefaatine dair umutlarının boşa çıkması, kendilerinden uzaklaşması veya dehşet ve akıl karışıklığından ötürü unutulması anlamlarına gelebileceğini belirtir. Bu bağlamda 'kezebû' fiilinin geçmiş zaman kalıbıyla gelse de gelecek zaman (kıyamet günü) anlamını taşıyıp taşımadığı hususunda ehl-i nazar arasındaki ihtilafa da yer verir.

فانظر كيف ضل عنهم افتراؤهم أي تلاشي وبطل ما كانوا يظنونه من شفاعة آلهتهم وقيل : أي فارقهم ما كانوا يعبدون من دون الله فلم يغن عنهم شيئا عن الحسن
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre ayet, müşriklerin taptığı ilahların/yardımcıların onlardan uzaklaşıp gittiğini, kendilerine hiçbir fayda sağlamadığını ifade etmektedir. Metin, bu 'gitme' ve 'fayda vermeme' durumunun müşrikler açısından gerçekleştiğini belirtmektedir.

أي ذهب عنهم وقوله أي ذهبوا فلم ينفعوهم
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre ayetteki 'nazar' kalp ile bakmayı ifade eder, göz ile görmeyi değil; anlamı Hz. Peygamber'in müşriklerin ahirette kendi aleyhlerine nasıl yalan söylediklerini kavramasıdır. Müşrikler dünyada Allah'a ortak koştukları putlardan ahirette uzaklaşıp onlardan teberri edeceklerdir; bu putlar ve şefaat umdukları şeyler kendilerinden kaybolup gidecek, işledikleri iftira ve yalan kendilerine fayda vermeyecektir.

ومعنى النظر في هذا الموضع: النظر بالقلب لا النظر بالبصر، وإنما معناه: تبين
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 'kendilerine karşı nasıl yalan söylediler' ifadesi, müşriklerin dünyada şirklerini inkâr etmelerine değil, ahirette Allah'a karşı ortaklarını nefyetmelerine işaret eder; bunu dünyadaki yalanlarına hamletmek nazmı bozan bir zorlamadır. Ayrıca 'ومنهم من يستمع إليك' ifadesi Ebu Süfyan, Velid, Nadr, Utbe, Şeybe ve Ebu Cehil gibi kişiler hakkında inmiştir; onlar Peygamber'i dinleyip Kur'an'ı 'evvelkilerin masalları' diye nitelendirmişlerdir. Kalplerindeki 'ekinne' (örtüler) ve kulaklarındaki 'vakr' (ağırlık) onların anlamasını ve işitmesini engelleyen şeylerdir.

وحمله على كذبهم في الدنيا تعسف يخل بالنظم

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler, ayetteki 'dalle anhüm' (kendilerinden kaybolup gitti) ifadesinin, müşriklerin putlara/ortaklara bağladıkları umut ve şefaat beklentisinin kıyamette boşa çıkacağı, bu batıl inançların onlara hiçbir fayda sağlamayacağı anlamına geldiğinde birleşir. Ayrıca ifadenin dil/belağat açısından incelenmesi ortak yöntemdir.

Farklar

Zemahşerî ve Beydâvî, ifadenin 'putların şefaat etme iddiası boşa gitti' şeklindeki yorumunu nazmı zorlayan bir okuma olarak eleştirip daha dilbilimsel bir açıklamayı tercih ederken; Taberî ve Kurtubî rivayet birikimine (sahâbe-tabiin nakilleri) daha çok yer verir. Râzî ise meseleyi kelamî bir tartışmaya (kâfirlerin ahirette yalan söyleyip söylemeyeceği, Cübbâî ile cumhur arasındaki ihtilaf) taşıyarak farklı bir boyut ekler. Kurtubî ayrıca fiil zamanının (geçmiş/gelecek) yorumuna dair nazarî ihtilafa dikkat çeker.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ağırlıklı bir yöntem izlerken, daha sonraki Zemahşerî ve Râzî dil/belağat ve kelamî tartışmalara daha fazla yer açmış; Kurtubî ve Beydâvî bu birikimi sentezleyerek hem rivayet hem dilbilimsel analizi bir arada sunmuştur. Temel anlam (batıl umutların boşa çıkması) dönemler boyunca sabit kalmış, yöntem ve vurgu farklılaşmıştır.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, insanın güvendiği sahte dayanakların gerçek sıkıntı anında fayda vermeyeceği fikrini hatırlatır; bu da ihlasla, yani niyet ve güvenin doğru yere yöneltilmesiyle ilişkilendirilebilir. Ayrıca müfessirlerin farklı yöntemlerle aynı ayete yaklaşması, ilim geleneğinde çoklu bakış açılarının bir zenginlik olduğunu, bunun da hoşgörü ve fikrî çoğulculuğa dair yapıcı bir tutum geliştirmeye vesile olabileceğini düşündürür.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir