مَّن يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُۥ وَذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْمُبِينُ

“O gün kimden azab giderilirse, kuşkusuz Allah ona rahmet etmiştir. İşte apaçık kurtuluş budur.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî, 'يصرف' kelimesinin okunuşunda kıraat farkını ele alır: Hicaz, Medine ve Basra kurrâsı 'yâ' harfini ötreli, 'râ' harfini üstün okurken (meçhul/edilgen), Kûfe kurrâsı 'yâ'yı üstün, 'râ'yı esreli okur (Allah'ın fâil olduğu malum/etken bina). Taberî, Kûfe kıraatini tercih eder çünkü ayetin devamındaki fâilin açıkça zikredildiği ifade, bu okuyuşun doğruluğuna delalet etmektedir. Sonuç olarak anlam, kıyamet günü Allah'ın azabı kendisinden uzak tuttuğu ve kendisine rahmet ettiği kimsenin apaçık bir kurtuluşa/başarıya ulaştığı şeklindedir.

وأولى القراءتين في ذلك بالصواب عندي، قراءة من قرأه: (يصرف عنه) بفتح الياء وكسر الراء، لدلالة قوله: على صحة ذلك، وأن القراءة فيه بتسمية فاعله.
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî, 'kim o gün azaptan uzaklaştırılırsa' ifadesindeki merhametin, büyük rahmet yani kurtuluş anlamına geldiğini belirtir. Bunu, birine açlıktan doyurduğunda 'ona iyilik yaptın' demek gibi bir mecaz olarak açıklar; yani azaptan kurtulmayan kimsenin mükafata girmesi kaçınılmazdır. Ayrıca 'yusrafu' fiilinin farklı kıraatlerini (meçhul/malum bina) ve bunların anlam farklarını da tartışır.

الله الرحمة العظمى وهي النجاة ، كقولك : إن أطعمت زيدا من جوعه فقد أحسنت إليه ؟ تريد : فقد أتممت الإحسان إليه أو ، فقد أدخله الجنة ، لأن من لم يعذب لم يكن له بد من الثواب
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre âyetteki 'yasrifu' okuyuşlarına göre azabın Allah'a nispet edilişi değişir; azabın kendisinden çevrilmesi bir lütuf olarak gerçekleşiyorsa buna 'rahmet' denilmesi anlamlı olur, oysa bu çevirme vacip/hak olarak gerçekleşse buna rahmet denilmesi doğru olmaz. Bu nedenle âyet, gerçekleşen her sevabın ve savuşturulan her azabın Allah'tan ibtidaî bir fazl ve ihsan olduğuna delalet eder. Ayrıca Kadî'nin görüşüne göre âyet, kendisinden azap çevrilen her mükellefin mutlaka mükâfatlandırılacağını gösterir; sadece kendisine lütfedilip mükâfatsız bırakılan kimse olamaz.

فهذه الآية تدل على أن كل عقاب انصرف وكل ثواب حصل ، فهو ابتداء فضل وإحسان من الله تعالى
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî bu ayette 'yevmeizin' ifadesinin kıyamet gününe işaret ettiğini, kendisinden azap çevrilenin kurtulmuş, felaha ulaşmış ve rahmete nail olmuş sayılacağını belirtir. Ayrıca 'yusrafu' kelimesinin okunuşunda Kûfelilerin fetha ile 'yesrifu' şeklindeki kıraatini tercih ettiğini, bunun Ebû Hâtim ve Ebû Ubeyd tarafından da seçildiğini aktarır.

وقرأ الكوفيون ( من يصرف ) بفتح الياء وكسر الراء وهو اختيار أبي حاتم وأبي عبيد لقوله : قل لمن ما في السماوات والأرض قل لله
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre metinde geçen ifade 'azap' anlamına gelmektedir; müellif Allah'ın rahmet etmesini dilemektedir.

أي العذاب يعني فقد رحمه الله
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 'أخاف إن عصيت ربي' ifadesi, Peygamber'in kendisi için değil, muhataplarının tamahını kesmek ve onları isyankâr ve azaba müstahak oldukları konusunda dolaylı olarak (ta'riz yoluyla) uyarmak amacı taşıyan yeni bir mübalağadır. Şart cümlesi fiil ile mefûlü arasına girmiş bir ara cümledir ve cevabı, kendisinden önceki cümlenin delaletiyle hazfedilmiştir. 'من يصرف عنه' ifadesindeki zamir azaba, 'يصرف' fiilindeki fail zamiri ise bazı kıraatlerde Allah'a râcî olup, kurtuluş ya azabın çevrilmesi ya da rahmetin kendisi olarak yorumlanmıştır.

مبالغة أخرى في قطع أطماعهم، وتعريض لهم بأنهم عصاة مستوجبون للعذاب، والشرط معترض بين الفعل والمفعول به وجوابه محذوف دل عليه الجملة

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler 'yusrafu/yasrifu' fiilinin kıraat farkı (meçhul/malum okunuş) üzerinde durur ve bu farkın anlamı etkilediğini kabul ederler. Ayrıca ortak vurgu, kıyamet gününde kendisinden azabın uzaklaştırıldığı kişinin gerçek bir kurtuluşa ve rahmete kavuştuğu yönündedir.

Farklar

Taberî ve Kurtubî dilbilimsel/kıraat delillerine dayanarak Kûfe kıraatini (malum bina, Allah fail) tercih ederken, Zemahşerî meseleyi daha çok belağat ve mecaz açısından ele alır. Râzî ise kıraat farkının kelamî sonucuna odaklanarak azaptan kurtulmanın 'rahmet' sayılabilmesi için bunun bir lütuf olması gerektiğini tartışır ve fıkhi/kelamî bir çıkarımla destekler. Beydâvî ise ayetin bağlamını Peygamber'in üslubuyla ilişkilendirip gramer tahliline ağırlık verirken, İbn Kesîr konuyu kısa bir anlam açıklamasıyla geçer. Bu farklar, müfessirlerin dilbilim, belağat, kelam ve tefsir yöntemlerindeki vurgu farklılıklarından kaynaklanır.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessirlerden Taberî kıraat tercihini nakil ve bağlamsal delille temellendirirken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Râzî meseleye belağat ve kelamî derinlik katmış, Kurtubî ise nakilleri sistematik biçimde bir araya getirmiştir. İbn Kesîr'in özet yaklaşımı ile Beydâvî'nin gramer odaklı sentezci üslubu, tefsir geleneğinin zamanla hem çeşitlendiğini hem de belirli konularda ortak kabullerin sabit kaldığını gösterir.

Günümüz bağlantısı

Bu ayet, ilahi rahmetin bir lütuf olarak anlaşılmasının, kişide şükür ve tevazu duygusu geliştirebileceğine dair bir düşünceye kapı aralar. Sıkıntıdan veya kötülükten uzak kalmayı sadece hak edilmiş bir sonuç değil, aynı zamanda bir nimet olarak görmek, günlük hayatta sabır ve ihlas bilincini besleyebilir. Bu bakış, ilim ile iman arasındaki uyumu ve kelime tahlillerinin anlam derinliğine katkısını hatırlatan bir örnek olarak da düşünülebilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir