وَمِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّا نَصَٰرَىٰٓ أَخَذْنَا مِيثَٰقَهُمْ فَنَسُوا۟ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦ فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ ٱلْعَدَاوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ ٱللَّهُ بِمَا كَانُوا۟ يَصْنَعُونَ
“"Biz hıristiyanız" diyenlerden de söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılan şeylerin çoğunu unutmuşlardı. Biz de onların arasına, kıyamete kadar sürecek kin ve düşmanlık soktuk. Allah, ne yapmış olduklarını onlaraelbette haber verecektir.” — Elmalılı Hamdi Yazır
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Taberî'ye göre âyette geçen 'aralarına düşman ve kin saldık' ifadesindeki zamir öncelikli olarak Hristiyanlara aittir; onların birbirleriyle olan düşmanlığı Mesih hakkındaki farklı görüşlerinden (heva/ihtilaf) kaynaklanan Nesturî, Yakubî ve Melekî gruplar arası ayrılıktır. Bazı müfessirler bu zamiri Yahudi ve Hristiyanlar arasındaki düşmanlığa hamletmişse de, Taberî bağlamsal olarak zamiri sadece Hristiyanlara has kılmayı tercih eder çünkü İğrâ (düşmanlık salma) haberi Yahudilerle ilgili anlatım tamamlandıktan sonra Hristiyanlarla ilgili anlatımın başlamasından sonra gelmiştir.
وأولى التأويلين بالآية عندي ما قاله الربيع بن أنس، وهو أن المعني بالإغراء بينهم: النصارى في هذه الآية خاصة، وأن الهاء والميم عائدتان على النصارى دون اليهود
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre âyette Hristiyanların da Yahudiler gibi Allah'tan aldıkları ahitleri bozdukları anlatılmakta, ancak 'Hristiyanlardan' değil 'Hristiyan olduklarını söyleyenlerden' denilmesi onların bu adı sadece Allah'a yardım iddiasıyla taktıklarına işaret etmektedir. 'Nasib' kelimesinin belirsiz (tenkir) kullanılması tek bir nasibe işaret eder ki bu da Hz. Muhammed'e iman etmektir; bu tek şey zikredilmiştir çünkü emredilenlerin en önemlisi ve büyüğüdür. Ayrıca 'beynehum' ifadesi ya Yahudi-Hristiyan arası ya da Hristiyan mezhepleri arası düşmanlığı ifade eder ve bu düşmanlık kıyamete kadar sürecektir.
وإنما قال : ولم يقل : ومن النصارى ، وذلك لأنهم إنما سموا أنفسهم بهذا الاسم ادعاء لنصرة الله تعالى ، وهم الذين قالوا لعيسى أي مكتوب في الإنجيل أن يؤمنوا بمحمد صلى الله عليه وسلم ، وتنكير { * الحظ } في الآية يدل على أن المراد به حظ واحد
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî bu bölümde 'أغرينا بينهم العداوة والبغضاء' ifadesini dil tahlili yaparak açıklar; 'إغراء' kelimesinin aslının yapıştırma (لصوق) anlamına geldiğini, buradan bir şeyi başka bir şeye musallat kılma (تسليط) manasına geçtiğini belirtir. Bu düşmanlık ve buğzun kime ait olduğu hususunda iki görüş nakleder: bazıları Yahudi ve Hristiyanlara işaret olduğunu, Rebî' b. Enes ise özellikle Hristiyanların kendi aralarındaki (Yakubîler, Nasturîler, Melkânîler) ayrılığa işaret ettiğini söylemiştir. Ayrıca Nehhâs'ın naklettiği bir görüşe göre Allah'ın kâfirlere düşmanlık emretmesi sebebiyle her fırkanın diğerine düşman olduğu yorumu da aktarılır.
وحكى الرماني : الإغراء تسليط بعضهم على بعض وقيل : الإغراء التحريش وأصله اللصوق يقال : غريت بالرجل غرا مقصور وممدود مفتوح الأول إذا لصقت به
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr'e göre kendilerini Hz. İsa'ya tabi Nasrânî sayan ancak gerçekte öyle olmayan kimselerden, peygambere tabi olma, ona yardım etme ve gönderilen her nebiye iman etme konusunda ahid ve misak alınmıştır. Ancak onlar da Yahudiler gibi bu ahidleri bozup misakları çözmüşler, bunun sonucunda Allah aralarına ebediyen sürecek düşmanlık ve kin salmıştır. Bu müfessire göre Nasrânî fırkaları (Melikiyye, Yakubiyye, Nestûriyye, Âriûsiyye) kıyamete kadar birbirini tekfir edip lanetleyerek bu ayetin gerçekleştiğini göstermektedirler.
فالملكية تكفر باليعقوبية وكذلك الآخرون وكذلك النسطورية والآريوسية كل طائفة تكفر الأخرى في هذه الدنيا ويوم يقوم الأشهاد
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre Allah, hristiyanlardan da, kendilerinden öncekilerden alındığı gibi bir misak almıştır; 'İnna nasârâ' (biz nasrânîyiz) demeleri, Allah'a yardım (nusret) iddiasıyla kendilerine bu ismi vermiş olduklarını gösterir. Onlar kendilerine hatırlatılan şeyin bir kısmını unutunca, Allah aralarına -nesturî, yakubî ve melekânî fırkaları arasında veya kendileriyle Yahudiler arasında- kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin yapıştırmıştır (ilzam etmiştir).
وإنما قال قالوا إنا نصارى ليدل على أنهم سموا أنفسهم بذلك ادعاء لنصرة الله سبحانه وتعالى. فنسوا حظا مما ذكروا به فأغرينا فألزمنا من غري بالشيء إذا لصق به.
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Tüm müfessirler âyetteki 'aralarına düşmanlık ve kin saldık' ifadesinin Hristiyanların ahitlerini bozmasıyla ilişkili olduğunu, bu düşmanlığın Nesturî, Yakubî ve Melekî/Melikiyye fırkaları arasındaki tarihsel ayrılığı işaret ettiğini kabul eder; ayrıca bu düşmanlığın kıyamete kadar süreceği ortak vurgudur.
Farklar
Taberî zamiri bağlamsal sıralama gereği sadece Hristiyanlara hasrederken, Kurtubî ve Beydâvî hem Hristiyanlar-arası hem Yahudi-Hristiyan arası okuma ihtimalini birlikte nakleder. Râzî meseleye dil/belağat açısından yaklaşıp 'Hristiyan olduklarını söyleyenler' ifadesindeki isimlendirme inceliğine ve 'nasib' kelimesinin tekil-belirsiz kullanımına odaklanır; bu farklar müfessirlerin yöntem tercihinden (rivayet tercihi, dil tahlili, tarihsel-gözlemsel delillendirme) kaynaklanır.
Dönemsel bağlam
Erken dönem müfessiri Taberî rivayetler arası tercihe dayanırken, sonraki dönemlerde Râzî, Kurtubî ve Beydâvî dil ve belağat tahlillerini daha sistemli işlemiş, İbn Kesîr ise tarihsel gözlemi (fırkaların birbirini tekfir etmesi) delil olarak eklemiştir; temel yorum çekirdeği zamanla değişmemiş, sadece delillendirme yöntemleri çeşitlenmiştir.
Günümüz bağlantısı
Bu karşılaştırmalı okuma, verilen söz ve ahde bağlılığın toplumsal birlik için önemini; ayrılık ve çekişmenin çoğu zaman temel değerlerden uzaklaşmakla ilişkili olduğunu hatırlatabilir. Buradan hareketle, farklı anlayışlar arasında hoşgörü ve diyalog zemini aramanın, ilim ile iman arasında tutarlılık kurmanın günümüz toplumsal ilişkileri için yapıcı bir tutum olabileceği düşünülebilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir