فَمِنْهُم مَّنْ ءَامَنَ بِهِۦ وَمِنْهُم مَّن صَدَّ عَنْهُ وَكَفَىٰ بِجَهَنَّمَ سَعِيرًا

“İşte o yahudilerden bir kısmı ona iman etti. Bir kısmı da ondan yüz çevirdi. O iman etmeyenlere cehennem alevi yeter.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu bölümde Taberî, ayetin 'kitap verilenlerden bir kısmı' ifadesini İsrailoğulları yahudilerinden Hz. Muhammed'e indirilene bazılarının inanıp bazılarının yüz çevirdiği şeklinde açıklamakta ve ardından Hendek Savaşı'nın arka planını, Yahudilerin Kureyş ve Gatafân'ı Rasûlullah'a karşı kışkırtmalarını, Kâ'b b. Esed'in Hayy b. Ahtab tarafından ikna edilerek ahdini bozmasını anlatan uzun bir siyer/rivayet nakli sunmaktadır. Bu tarihsel anlatı, ayetteki 'tekzib edenler' ve 'inananlar' ayrımının somut örneği olarak zikredilmektedir.

وفي هذه الآية دلالة على أن الذين صدوا عما أنزل الله على محمد صلى الله عليه وسلم من يهود بني إسرائيل الذين كانوا حوالي مهاجر رسول الله صلى الله عليه وسلم إنما رفع عنهم وعيد الله الذي توعدهم به
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre ayetteki ifade, önceki ve sonraki kâfirlerin cezalandırılması için cehennemin 'sa'îr' (alevli, kızgın ateş) olarak yeterli olduğunu belirtmektedir. Sa'îr kelimesi 'yakılmış, tutuşturulmuş ateş' anlamına gelir.

أي كفى بجهنم في عذاب هؤلاء الكفار المتقدمين والمتأخرين . سعيرا ، والسعير الوقود ، يقال أوقدت النار وأسعرتها بمعنى واحد
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî bu ayetin Medine yahudileri ve onlarla ilişkili kimseler hakkında indiğini belirtir. İbn İshak'tan nakille, yahudi büyüklerinden Rifâa b. Zeyd b. et-Tâbût'un Resûlullah ile konuşurken dilini eğip bükerek alay ettiğini, İslam'ı ayıpladığını, bunun üzerine bu ayetin indiğini aktarır. Ayrıca metinde 'به' zamirinin İbrahim'e veya Kitab'a râci olabileceği, başka bir yerde ise Allah'ın ismine, Şuayb'a yahut yola (sebîl) râci olabileceği ihtimalleri de zikredilir.

وكان رفاعة بن زيد بن التابوت من عظماء يهود إذا كلم رسول الله صلى الله عليه وسلم لوى لسانه وقال : أرعنا سمعك يا محمد حتى نفهمك ثم طعن في الإسلام وعابه فأنزل الله عزوجل
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu bölümde İbn Kesîr, ateşin kâfirler için yeterli bir ceza olduğunu belirtir; bu cezanın sebebi onların küfürleri, inatları ve Allah'ın kitaplarına ve resullerine muhalefetleridir.

أي وكفى بالنار عقوبة لهم على كفرهم وعنادهم ومخالفتهم كتب الله ورسله
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre bu ayette kastedilen hasetçiler, Hz. Muhammed'e ve ashabına -veya Araplara- Allah'ın verdiği nübüvvet, kitap ve üstünlük nimetlerini çekemeyen kimselerdir; çünkü peygamberliği kıskanan, aslında tüm insanların kemal ve rüşdünü kıskanmış gibidir. Ayet, Hz. İbrahim'in ailesine de kitap, hikmet (nübüvvet) ve büyük bir mülk verildiğini hatırlatarak, Allah'ın Muhammed'e de benzer nimetleri vermesinin uzak bir şey olmadığını göstermektedir. 'Onlardan kimi ona iman etti, kimi yüz çevirdi' ifadesi ya Yahudilerin Hz. Muhammed'e veya İbrahim ailesi kıssasına iman edip etmemesini, ya da İbrahim ailesinden bazılarının iman edip bazılarının küfretmesini anlatır; bu durumda onların küfrü Hz. Muhammed'in davasını da zayıflatmaz.

أم يحسدون الناس بل أيحسدون رسول الله صلى الله عليه وسلم وأصحابه، أو العرب، أو الناس جميعا لأن من حسد على النبوة فكأنما حسد الناس كلهم كمالهم. ورشدهم وبخهم وأنكر عليهم الحسد كما ذمهم على البخل وهما شر الرذائل وكأن بينهما تلازما وتجاذبا.

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Müfessirler ayetteki 'kitap verilenlerden bazısı iman etti, bazısı yüz çevirdi' ifadesini büyük ölçüde Ehl-i Kitap (özellikle Yahudiler) bağlamında ele alır ve inkarcılara yönelik cehennem/sa'îr azabının bu tekzip tavrının bir karşılığı olduğunu vurgular; Taberî, Kurtubî ve dolaylı olarak Beydâvî tarihsel/rivayet zeminine, Râzî ve İbn Kesîr ise cezanın niteliği ve gerekçesine odaklanır.

Farklar

Taberî ayeti doğrudan Hendek Savaşı öncesi Yahudi kışkırtmalarına bağlayan uzun bir siyer rivayetiyle açıklarken, Kurtubî benzer rivayet yöntemini kullanır ama farklı bir olay (Rifâa b. Zeyd'in alayı) ve ayrıca zamirin mercii üzerine dil/i'rab tartışması ekler. Râzî ve İbn Kesîr rivayet nakli yerine 'sa'îr' kelimesinin anlamı ve azabın gerekçesi üzerinde durarak daha analitik/bağlamsal bir yol izler. Beydâvî ise meseleyi haset kavramı ve İbrahim ailesi kıssasıyla ilişkilendirip ayete daha kapsamlı bir belagat ve bağlam çözümlemesi getirir; bu farklar müfessirlerin rivayet ağırlıklı tarihselci yöntemle dil/kelam ağırlıklı yöntem arasındaki ekol farkından kaynaklanır.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ve siyer nakline dayanırken, sonraki dönemlerde Râzî, Kurtubî ve Beydâvî'de dil tahlili, i'rab tartışması ve bağlamsal/kelamî okuma daha belirgin hale gelmiştir; İbn Kesîr ise rivayet mirasını daha özet ve bağlamsal bir çerçevede sürdürür. Temel tarihsel çerçeve (Ehl-i Kitap'ın tavrı) sabit kalırken, yorum yöntemi zamanla rivayetten dil ve anlam tahliline doğru genişlemiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu ayet, verilen nimet ve bilgiye karşı takınılan tavrın -kabul veya reddin- kişinin ahlaki duruşunu belirlediğini hatırlatır; günümüzde de ilim ve hakikat karşısında hasetten uzak, yapıcı ve kabullenici bir tutum geliştirmek toplumsal huzura katkı sağlayabilir. Ayrıca farklı topluluklar arasındaki gerilimlerin çoğu zaman kıskançlık ve çıkar çekişmesinden doğduğu düşünülürse, hoşgörü ve diyalog temelli bir yaklaşım bu tür ayrılıkları yumuşatabilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir