لَّٰكِنِ ٱلرَّٰسِخُونَ فِى ٱلْعِلْمِ مِنْهُمْ وَٱلْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَٱلْمُقِيمِينَ ٱلصَّلَوٰةَ وَٱلْمُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ أُو۟لَٰٓئِكَ سَنُؤْتِيهِمْ أَجْرًا عَظِيمًا
“Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Onlar, namazı kılan, zekatı veren, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz.” — Elmalılı Hamdi Yazır
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Taberî'ye göre bu ayet, Ehl-i Kitap'tan (Yahudilerden) Allah'a ve peygambere indirilene iman eden, ilimde derinleşmiş (râsihûn) bir grubu istisna eder. Metinde asıl tartışma 'el-mukîmîne's-salâte' ifadesinin i'rabıyla ilgilidir; bunun 'râsihûn' ile aynı kişileri mi yoksa başka bir grubu mu tarif ettiği ve neden nasb yerine başka bir i'rab aldığı üzerinde durulur. Taberî, bu ifadenin öncesindeki 'mâ' zamirine matuf olarak hafz (mecrur) konumunda olmasını en doğru görüş olarak tercih eder.
وأولى الأقوال عندي بالصواب، أن يكون المقيمين في موضع خفض نسقا على ما التي في قوله
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre metinde geçen ifade iki ayrı unsura işaret etmektedir: hükümlerle amel etme durumu bir ifadeyle, âhiret hakkındaki bilgi (mead ilmi) ise diğer ifadeyle kastedilmiştir. Böylece pasajda amel ve ilim şeklinde iki ayrı anlam katmanına ayrı ayrı atıf yapılmaktadır.
وأما عملهم بتلك الأحكام فهو المراد بقوله والعلم بالمعاد هو المراد من قوله
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr'e göre 'râsihûn fi'l-ilm' ifadesi, dinde sabit kadem, faydalı ilimde derin bilgi sahibi olan kimseleri ifade eder ve bu husus Âl-i İmrân sûresinde daha önce açıklanmıştır. Ayrıca 'el-mukîmûne's-salâh' ifadesindeki nasb (mansub) okunuşuyla ilgili nahiv âlimleri arasındaki görüş ayrılığına yer verilmiş, bunun medh (övgü) üzere mansub olduğu görüşü nakledilmiştir. Zekat ifadesinin ise mal zekatı, nefis (kişisel) zekatı ya da her ikisini birden kastedebileceği belirtilmiştir.
وذكر ابن جرير أنها في مصحف ابن مسعود والمقيمون الصلاة قال والصحيح قراءة الجميع ثم رد علي من زعم أن ذلك من غلط الكتاب
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî bu ayette 'Mukîmîne's-salâte' ifadesinin nasb ile geldiğine dikkat çeker ve bunun medih (övgü) için olduğunu belirtir; bu durumun 'yü'minûne' fiilinin haberi 'ulâike'ye bağlanmasıyla veya 'mâ ünzile ileyke'ye atıfla açıklanabileceğini ifade eder. Ayrıca 'el-mü'tûne'z-zekâte' ifadesindeki ref okuyuşunun da aynı gerekçelerden birine dayandığını, Allah'a ve ahiret gününe imanın peygamberlere ve kitaplara imandan sonra zikredilmesinin ise ayetin asıl maksadı olan doğru iman ile amel-i salihin birleşmesini vurgulamak için olduğunu açıklar.
والمقيمين الصلاة نصب على المدح إن جعل يؤمنون الخبر لأولئك، أو عطف على ما أنزل إليك والمراد بهم الأنبياء عليهم الصلاة والسلام أي: يؤمنون بالكتب والأنبياء.
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî, 'el-mukīmîn' kelimesinin nasb (mansub) oluşunun sebebine dair altı görüş nakleder ve bunların en sahih olanının Sîbeveyh'in görüşü olduğunu belirtir: kelime medih (övgü) için nasb edilmiştir, yani 've-eaunnı'l-mukīmîn' anlamındadır. Ayrıca bazılarının bunun Melekler olduğunu söylediğini, Kisâî'nin ise 'lâkin' kelimesine atfedildiğini söylediğini, Ahfeş'in bu görüşü uzak (bacîd) bulduğunu aktarır. Hz. Aişe'den nakledilen 'kâtipler hata etti' rivayetini de zikreder ancak Kuşeyrî'nin bunu batıl gördüğünü belirtir.
أصحها قول سيبويه بأنه نصب على المدح
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Tüm müfessirler ayetteki temel dilbilimsel sorunun 'el-mukîmîne's-salâte' ifadesinin i'rabı (özellikle nasb oluşu) olduğunda birleşir; bu ifadenin neden farklı bir i'rab aldığını açıklama ihtiyacı ortaktır. Ayrıca çoğu, râsihûn fi'l-ilm ifadesinin dinde ve ilimde derinleşmiş, sabit kimseleri işaret ettiği konusunda mutabıktır.
Farklar
Taberî meseleyi 'mâ' zamirine atıf ve rivayetler (Zübeyr-Ebân, Âişe) üzerinden çözerken, Râzî ifadeyi amel ve ilim şeklinde iki katmanlı bir anlam ayrımıyla yorumlar. İbn Kesîr nahiv tartışmasını nakleder ve zekatın mal/nefis zekatı olabileceğini ekler; bağlamı Âl-i İmrân'a bağlar. Beydâvî ve Kurtubî nasb'ın medih (övgü) amaçlı olduğu görüşünü tercih ederler; Kurtubî bu konuda altı görüş sayıp Sîbeveyh'in görüşünü en sahih bulurken Kuşeyrî'nin Âişe rivayetini reddettiğini de aktarır. Bu farklar, müfessirlerin nahiv ekolleri (Basra-Kûfe) ve rivayet malzemesine yaklaşımlarındaki farklılıktan kaynaklanır.
Dönemsel bağlam
Taberî'den Kurtubî'ye kadar geçen süreçte temel dilbilimsel mesele (nasb'ın sebebi) sabit kalmış, ancak zamanla nahiv tartışması daha sistematik hale gelmiş ve Sîbeveyh gibi otoritelere dayanan medih görüşü giderek ağırlık kazanmıştır. Erken dönemde rivayetlere (Âişe, Zübeyr) daha çok yer verilirken, sonraki müfessirlerde dilbilimsel çözümleme ön plana çıkmış ve bazı rivayetler eleştirel süzgeçten geçirilmiştir.
Günümüz bağlantısı
Bu karşılaştırmalı okuma, ilim ile imanın birlikte zikredilmesinin, bilgiye dayalı istikrarlı bir duruşun değerine işaret ettiği şeklinde düşünülebilir. Râsihûn kavramı, hem dini hem faydalı ilimde derinleşmenin, sabit ve tutarlı bir karakterle birleştiğinde anlam kazandığını hatırlatabilir. Bu bakış, ilim ile ibadetin, amel ile bilginin birbirini tamamladığı yapıcı bir tutum için ilham verici olabilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir