فَكَيْفَ إِذَا جَمَعْنَٰهُمْ لِيَوْمٍ لَّا رَيْبَ فِيهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

“O geleceğinde hiç şüphe olmayan günde kendilerini bir araya topladığımız ve hiç kimseye haksızlık edilmeden herkese ne kazandıysa tamamen ödendiği vakit halleri nasıl olacaktır?” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî, ayetin bu kısmının, Allah'ın kitabına sırt çeviren, O'na güvenerek yalan iftira atan bu kimseler için ağır bir tehdit ve şiddetli bir uyarı içerdiğini belirtir. Kıyamet günü herkesin amelinin karşılığını tam ve haksızlığa uğramadan alacağını, iyilik yapanın iyiliğiyle, kötülük yapanın kötülüğüyle karşılık göreceğini ve o gün hiç kimsenin zulme veya hakkının eksik verilmesine uğramaktan korkmayacağını ifade eder.

فما أعظم ما يلقون من عقوبة الله وتنكيله بهم إذا جمعهم ليوم يوفى كل عامل جزاء عمله على قدر استحقاقه غير مظلوم فيه؛ لأنه لا يعاقب فيه إلا على ما اجترم، ولا يؤاخذ إلا بما عمل، يجزي المحسن بإحسانه، والمسيء بإساءته، لا يخاف أحد من خلقه يومئذ ظلما ولا هضما.
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre âyette bir hazif (mahzuf öge) vardır; 'يوم' kelimesinden önce 'لجزاء' veya 'لحساب' gibi bir muzâf takdir edilmiştir ve لام bu mahzuf fiile delalet eder. Ayrıca 'ما كسبت' ifadesi ya kulun ameli ya da bizzat sevap/ikâb olarak yorumlanabilir; birinci durumda cümlede yine bir hazif söz konusudur. Râzî bu âyeti daha sonra vaîdiyye ile kendi mezhebinin (büyük günah sahibinin ebedî cehennemde kalmayacağı görüşü) arasındaki ihtilafa da delil olarak tartışır.

أما قوله تعالى : ولم يقل في يوم ، لأن المراد : لجزاء يوم أو لحساب يوم فحذف المضاف ودلت اللام عليه ، قال الفراء : اللام لفعل مضمر إذا قلت : جمعوا ليوم الخميس ، كان المعنى جمعوا لفعل يوجد في يوم الخميس
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr, bu ayette Allah'ın müzikatlarının ve kıyamet gününde hesaba çekilecek olan kâfirlerin durumunu açıklamaktadır. Onlar Allah'a iftira etmişler, peygamberleri yalanlamışlar, nebileri ve kavimlerinden iyiliği emredip kötülükten sakındıran âlimleri öldürmüşlerdir. Allah onları bütün bunlardan sorguya çekecek, aralarında hükmedecek ve buna göre karşılık verecektir.

أي كيف يكون حالهم وقد افتروا على الله وكذبوا رسله وقتلوا أنبياءه والعلماء من قومهم الآمرين بالمعروف والناهين عن المنكر والله تعالى سائلهم عن ذلك كله وحاكم عليهم ومجازيهم به
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 24. ayetteki 'ذلك' işareti, Yahudilerin dinden yüz çevirmelerine ve kaçınmalarına atıftır; onları buna sevk eden şey, cezayı kendilerine hafif göstermeleri ve ateşin kendilerine ancak sayılı günler dokunacağına dair batıl inançlarıdır. Bu yanılgı, atalarının peygamberlerinin kendilerine şefaat edeceği veya Allah'ın Yakub'a evlatlarına yemin kefareti kadar azap edeceğine söz verdiği gibi kendi uydurdukları iddialardan kaynaklanmaktadır. 25. ayet ise bu iddiayı yalanlamak ve kıyamette başlarına geleceklerin büyüklüğünü göstermek amacındadır; ayrıca 'her nefis kazandığının karşılığını görecektir' ifadesi, ibadetin boşa gitmeyeceğine ve mü'minin cehennemde ebedî kalmayacağına delil olarak yorumlanmıştır.

وفيه دليل على أن العبادة لا تحبط وأن المؤمن لا يخلد في النار، لأن توفية إيمانه وعمله لا تكون في النار ولا قبل دخولها، فإذن هي بعد الخلاص منها

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler ayetin kıyamet günü herkesin amelinin tam ve adaletli şekilde karşılığını göreceği fikrinde birleşir; bu, hem kötülük yapanlar için tehdit hem de iyilik yapanlar için güvence taşıyan bir ilke olarak okunur.

Farklar

Taberî ayeti daha çok dil/belağat düzeyinde genel bir tehdit ve uyarı olarak ele alırken, Râzî dilbilimsel hazif analizinden hareketle kelamî bir tartışmaya (büyük günah sahibinin ebedî cehennemde kalıp kalmayacağı meselesi) bağlar. İbn Kesîr ayeti bağlamsal olarak Yahudilerin peygamber ve âlimlere yönelik tarihsel suçlarıyla ilişkilendirirken, Beydâvî işaret zamirinin bağlamını daha teknik biçimde çözümleyip hem tarihi bir rivayete hem de mü'minin cehennemde ebedî kalmayacağına dair itikadi bir sonuca ulaşır.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessiri Taberî ayeti sade bir uyarı ve adalet ilkesi olarak sunarken, sonraki dönem müfessirleri (Râzî, Beydâvî) dilbilimsel inceliklere daha çok eğilip bunları kelamî tartışmalara (özellikle vaîd meselesi ve büyük günah sahibinin durumu) bağlamıştır; İbn Kesîr ise rivayet ağırlıklı yorum geleneğini sürdürerek ayeti tarihi bağlamla ilişkilendirmiştir. Temel adalet ve karşılık teması tüm dönemlerde sabit kalmıştır.

Günümüz bağlantısı

Bu ayet, yapılan her işin sonuçlarının er ya da geç adaletli bir şekilde karşılık bulacağı fikrini hatırlatarak bugün de kişiyi ihlasla ve sabırla iyi işler yapmaya yöneltebilir. Amellerin boşa gitmeyeceği inancı, toplumsal dayanışma ve yapıcı bir tutum için manevi bir motivasyon kaynağı olabilir. Ayrıca ilim ve iman arasındaki uyum vurgusu, bilgiyi doğru ve sorumlu kullanmanın önemine dair genel bir ders çıkarmaya imkân verir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir