أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يَسْجُدُ لَهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ وَٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ وَٱلنُّجُومُ وَٱلْجِبَالُ وَٱلشَّجَرُ وَٱلدَّوَآبُّ وَكَثِيرٌ مِّنَ ٱلنَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ ٱلْعَذَابُ وَمَن يُهِنِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن مُّكْرِمٍ إِنَّ ٱللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَآءُ

“Görmedin mi, göklerdeki kimseler, yerdeki kimseler, güneş, ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar, bütün hayvanlar ve insanlardan birçoğu hep Allah'a secde ediyor. Birçoğunun üzerine de azab hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa artık ona ikram edecek yoktur. Şüphesiz Allah dilediği şeyi yapar.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî, ayette secde edenlerin 'yerde ve gökte olan herkes' şeklinde genel ifade edilmesiyle, sonrasında 'insanlardan birçoğu' denilerek sınırlandırılması arasındaki görünür çelişkiyi çözmeye çalışır. Ona göre 'كثير' kelimesi, önceki genel sayılan varlıklara atfedilmiş değildir; bilakس 'يسجد' fiilinden anlaşılan gizli bir fiille merfû kılınmıştır, yani 'ويسجد له كثير من الناس' takdirindedir ve bu secde, itaat ve ibadet secdesidir. Böylece aynı lafzın aynı anda iki farklı manada kullanılması sorunundan kaçınılmış olur.

قلت : لا أنظم كثيرا في المفردات المتناسقة الداخلة تحت حكم الفعل ، وإنما أرفعه بفعل مضمر يدل عليه قوله : { يسجد } أي ويسجد له كثير من الناس سجود طاعة وعبادة
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu metne göre secde eden varlıklar arasında sayılan 'kesîrun minen-nâs' ifadesi, secdenin herkes için genel bir itaat/inkıyad anlamı taşıdığını, ancak azaba müstehak olanların bu genel boyun eğişe rağmen zâhirde secdeden kaçınıp tekebbür ettiklerini gösterir. Râzî, secde lafzının burada iki farklı anlamda (zâtıyla inkıyad ile zâhirde ibadet) kullanılmış olabileceğini, bunun da 'kesîr' lafzının tahsis edilerek zikredilmesinin sebebi olduğunu belirtir. Ayrıca azaba müstehak olanlara kimsenin izzet veremeyeceğini, izzet ve zilletin ancak kıyamet günü Allah'ın sevap ve ikabıyla gerçekleşeceğini ifade eder.

أن السجود بالمعنى الذي ذكرناه وإن كان عاما في حق الكل إلا أن بعضهم تمرد وتكبر وترك السجود في الظاهر ، فهذا الشخص وإن كان ساجدا بذاته لكنه متمرد بظاهره ، أما المؤمن فإنه ساجد بذاته وبظاهره فلأجل هذا الفرق حصل التخصيص بالذكر
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî'ye göre 'وكثير من الناس' ifadesindeki ref'in (nasb değil) sebebi, cümlenin mübteda-haber olarak müstakil bir kelam başlangıcı sayılmasıdır; secde eden varlıklara atfedilmesi durumunda nasb da caiz olurdu ancak ref tercih edilmiştir. Buna göre mana 'kesir insan secde etmekten kaçındı' şeklinde olup, kelam 'وكثير من الناس' ile başlamaktadır. İbn Abbas'tan nakledilen bir görüşe göre ise anlam, insanlardan bir kısmının cennette bir kısmının ise azaba müstehak olduğu şeklindedir.

فزعم الكسائي والفراء أنه لو نصب لكان حسنا ولكن اختير الرفع لأن المعنى وكثير أبى السجود فيكون ابتداء وخبرا وتم الكلام عند قوله وكثير من الناس
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu metne göre secde iki türlü gerçekleşmektedir: bir kısmı Allah'a gönüllü ve isteyerek, ibadet ederek secde eder; buna karşılık bir kısmı ise bundan kaçınıp direnmiş ve büyüklenmiştir. Metin, ayetin bu tezat üzerine kurulu anlamına kısaca işaret etmektedir.

أي يسجد لله طوعا مختارا ومتعبدا بذلك أي ممن امتنع وأبى واستكبر
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî, ayette geçen 'secde eden' varlıkların akıl sahibi olmayan cansız/hayvan varlıkları da kapsayabileceğini, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar ve hayvanların ayrıca zikredilmesinin bunların meşhur oluşu ve secdelerinin akıldan uzak görülmesi sebebiyle olduğunu belirtir. İnsanlardan 'kesir' (çoğu) ifadesinin ise ya secde edenlere atfedildiğini ya da hazfedilmiş bir haberi/fiili olan müstakil bir cümle olduğunu, bu durumda kimilerinin itaatle secde ettiğini, kimilerinin ise küfür ve isyanı sebebiyle azabı hak ettiğini açıklar. Ayrıca 'حق' ve 'يهن' kelimelerinin farklı kıraatlerini ve bunların anlam farklılıklarını aktarır.

وكثير من الناس عطف عليها إن جوز إعمال اللفظ الواحد في كل واحد من مفهوميه، وإسناده باعتبار أحدهما إلى أمر وباعتبار الآخر إلى آخر، فإن تخصيص الكثير يدل على خصوص المعنى المسند إليهم
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre insanlardan çoğu Allah'a iman edip secde etmektedir; bunlar müminlerdir. Buna karşılık insanlardan çoğu da küfrü sebebiyle üzerine Allah'ın azabı hak olmuş kimselerdir, ancak bunlar da gölgeleriyle birlikte Allah'a secde etmektedir. Bu ikinci grubun secdesi kendi iradeleriyle değil, gölgelerinin tabii olarak secde etmesi şeklindedir.

قال: المؤمنون

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler ayetteki 'insanlardan birçoğu' ifadesinin, önceki genel secde tasvirinden farklı bir kategori oluşturduğunu kabul eder; secdenin herkes için aynı anlamda olmadığı, bir kısmının gönüllü itaatle bir kısmının ise kaçınma/direnme içinde olduğu ortak vurgudur.

Farklar

Zemahşerî ve Kurtubî meseleyi öncelikle nahiv/i'rab zaviyesinden ele alıp 'kesîr' kelimesinin merfû oluşunu farklı takdir ve atıf ihtimalleriyle açıklarken, Râzî bunu kelami bir tartışmaya (izzet-zillet, mümkin-vacip) bağlar. Taberî rivayet temelli olarak ikinci grubun secdesini gölgelerin tabii secdesi şeklinde yorumlar, İbn Kesîr ise sadeleştirilmiş bir tezat okuması sunar. Beydâvî ayrıca kıraat farklılıklarını ve akılsız varlıkların secdesi meselesini gündeme getirerek konuyu genişletir.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessir Taberî rivayet ve nakil ağırlıklı bir yöntemle meseleye yaklaşırken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Kurtubî'de dil/i'rab tahlili öne çıkar; Râzî'de ise kelami muhakeme daha belirgin hale gelir. Beydâvî'de kıraat ve dilbilimsel çeşitlilik bir arada işlenir; bu, tefsir geleneğinin zamanla rivayetten dil ve kelam tahliline doğru genişleyen çok katmanlı bir yapıya evrildiğini gösterir, ancak temel mesaj (secdenin iki farklı hali) sabit kalmıştır.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, ilim ile iman arasındaki uyumun, bir ayetin farklı yöntemlerle (dil, rivayet, kelam) incelenmesiyle daha da derinleşebileceğini hatırlatır. Ayrıca insanların bir kısmının gönüllü itaat, bir kısmının direniş içinde olması, günlük hayatta sabır ve ihlasla yapıcı bir tutum sergilemenin, farklı anlayışlara karşı hoşgörülü bir bakış geliştirmenin önemine dair genel bir düşünceye zemin sunabilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir