وَدَاوُۥدَ وَسُلَيْمَٰنَ إِذْ يَحْكُمَانِ فِى ٱلْحَرْثِ إِذْ نَفَشَتْ فِيهِ غَنَمُ ٱلْقَوْمِ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَٰهِدِينَ

“Davud ve Süleyman'ı da (hatırla). Hani onlar ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Hani milletin koyunları (geceleyin) içinde yayılmıştı, biz onların hükmüne şahittik.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre bu ayet, Dâvûd ve Süleymân'ın ekin sahibinin tarlasına geceleyin girip zarar veren koyun sahipleri arasındaki hükme dair kıssayı anlatır; Allah bu hükmü verirken hazır ve şahid olduğunu bildirmektedir. Dâvûd önce koyunların tamamının zarar gören ekin sahibine verilmesine hükmetmiş, ancak Süleymân bunun yerine koyunların sütü, yünü ve yavrularının ekin sahibine, koyunların bakımının ise ekin sahiplerine ait olması, ekinin eski haline gelinceye kadar koyun sahiplerinin onu ekmesi şeklinde daha adil bir çözüm önermiş ve Dâvûd bunu kabul etmiştir. Taberî bu olayı farklı rivayet zincirleriyle (İbn Abbas, Mücahid, Katade, Zührî, İbn Zeyd gibi) nakletmekte ve hasarın gece meydana geldiğine, dolayısıyla 'nefeş' kelimesinin gece otlaması anlamına geldiğine dikkat çekmektedir.

فقال له داود: اذهب، فإن الغنم كلها لك فقضى بذلك داود. ومر صاحب الغنم بسليمان، فأخبره بالذي قضى به داود، فدخل سليمان على داود فقال: يا نبي الله، إن القضاء سوى الذي قضيت.
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî bu bölümde davud ve süleyman kıssasındaki hüküm meselesini ele alır; davud'un küçük kıza hükmetmesinin sırf büyüklük-küçüklük vasfına dayanmadığını, bunun aslında büyüklüğün lehine bir gerekçe teşkil edemeyeceğini belirtir. ona göre davud'un hükmü, hikâyede zikredilmeyen ama davud'un nezdinde küçük kızın lehine tercih gerektiren bir sebebe (mesela çocuğun elinde olması ve büyüğün delil ikame edemeyişi) dayanmıştır. süleyman'ın ise babasının hükmünü bozmadığını, bilakis bıçak isteme hilesiyle sağdaki şefkat emaresini ortaya çıkararak yeni bir sebeple ayrı bir hüküm verdiğini açıklar; bu da hakimin ilmiyle hükmetmesi kabilinden değerlendirilir.

والذي ينبغي أن يقال : إن داود عليه السلام إنما قضى به للكبرى لسبب اقتضى عنده ترجيح قولها ولم يذكر في الحديث تعيينه إذ لم تدع حاجة إليه فيمكن أن الولد كان بيدها وعلم عجز الأخرى عن إقامة البينة فقضى به لها إبقاء لما كان على ما كان
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Râzî, ekin ile koyunlar kıssasında Dâvûd ile Süleyman'ın hükümleri arasında gerçek bir ihtilaf bulunduğunu, Ebû Bekir el-Asamm'ın bunların hiç ihtilaf etmediği ve Allah'ın hükmü Süleyman'ın diliyle açıkladığı görüşünü reddederek aktarır. Ayrıca kıssanın iki farklı rivayet şeklini (ekin sahibi-koyun sahibi ve bağ sahibi-çoban) nakleder ve Süleyman'ın on bir yaşında bu hükmü verdiğini belirtir.

الصواب أنهما اختلفا والدليل إجماع الصحابة والتابعين رضي الله عنهم
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre Davud ve Süleyman'ın ekin (veya bağ) davasında hüküm vermeleri anlatılırken, koyunların geceleyin ekine girip zarar vermesi üzerine Davud koyunların ekin sahibine verilmesine hükmetmiş, on bir yaşındaki Süleyman ise daha uygun bir çözüm önermiştir: koyunlar ekin sahibine, ekin ise koyun sahiplerine verilsin, ekin eski haline dönene kadar bu şekilde kalsın sonra karşılıklı geri verilsin. Bu görüşe göre her ikisinin de hükmü ictihada dayanmaktadır ve 'كلا آتينا حكما وعلما' ifadesi müçtehidin hata etmesinin onu kusurlu kılmayacağına delil sayılmıştır.

وكلا آتينا حكما وعلما دليل على أن خطأ المجتهد لا يقدح فيه

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler ayetin Dâvûd ve Süleymân arasındaki bir hüküm meselesini konu aldığında birleşir; Taberî, Râzî ve Beydâvî özellikle koyunların geceleyin ekine zarar vermesi kıssasını aktarır ve Süleymân'ın babasınınkinden farklı, daha ince bir çözüm önerdiğini nakleder.

Farklar

Taberî rivayet zincirlerine odaklanıp olayın nakline ve 'nefeş' kelimesinin anlamına yoğunlaşırken, Kurtubî konuyu farklı bir kıssa (küçük kız meselesi) üzerinden ele alıp fıkhi/kaza usulü açısından yorumlar; Râzî ihtilafın gerçekliğini tartışıp bir görüşü (Asamm'ınkini) reddeder ve rivayet farklılıklarını karşılaştırır; Beydâvî ise meseleyi doğrudan ictihad-hata tartışmasına, müçtehidin sorumluluğu meselesine bağlar. Bu farklar, müfessirlerin rivayet nakli, fıkhi çıkarım ve kelam/usul tartışmalarına verdikleri ağırlığın farklılığından kaynaklanır.

Dönemsel bağlam

Taberî'nin erken dönem yaklaşımı ağırlıklı olarak rivayet nakline dayanırken, sonraki müfessirlerde (Kurtubî, Râzî, Beydâvî) konunun fıkhi ve usul boyutu -ictihad, hakimin ilmiyle hükmetmesi, müçtehidin hata payı gibi- daha belirgin şekilde işlenmiştir. Bu, tefsir geleneğinin zamanla rivayet aktarımından fıkhi ve kelami tartışmalara doğru genişlediğini gösterir, ancak temel kıssa ve ana mesaj değişmeden korunmuştur.

Günümüz bağlantısı

Bu kıssa, bir konuda aynı bilgiye sahip olan kişilerin farklı çözümler üretebileceğini, bunun bir kusur değil bir zenginlik olabileceğini hatırlatır. Adaleti ararken hem tecrübeye hem de yeni bakış açılarına açık olmanın, aile içi veya toplumsal anlaşmazlıkların çözümünde yapıcı bir tutum geliştirmeye katkı sağlayabileceği düşünülebilir. Ayrıca ilim ile hikmetin bir arada anılması, bilgiyi adil ve merhametli bir çözüm üretmek için kullanmanın kıymetine işaret eder.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir