Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Taberî'ye göre göklerde ve yerde bulunan bütün kullar, yaptıklarından sorumludurlar ve amelleri hesaba çekilir; bunu yapan Allah'tır, çünkü O onların üzerinde ve mâlikidir, onlar da O'nun mülkünde ve saltanatındadır. Ayrıca bazılarının 'فما له من مكرم' şeklindeki bir kıraatini nakletmiş, ancak kurrâ topluluğunun icmaına aykırı olduğu için bu kıraati kabul etmediğini belirtmiştir.
وجميع من في السماوات والأرض من عباده مسئولون عن أفعالهم، ومحاسبون على أعمالهم، وهو الذي يسألهم عن ذلك ويحاسبهم عليه، لأنه فوقهم ومالكهم، وهم في سلطانه
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı
Zemahşerî'ye göre ayet, Allah'ın fiillerinden sorgulanmayacağını ifade eder; bu durum, dünya krallarının ve zorbaların hata ve fesada açık olmalarına rağmen tebaaları tarafından heybet ve tazim gereği sorgulanmamalarıyla kıyaslanır. Mülkün asıl sahibi, yaratıcısı ve rızık verici olan Allah'ın sorgulanmaması bundan daha evladır, zira O'nun her fiilinin hikmet gereği olduğu ve kendisinden hata veya çirkin fiil sadır olmasının imkânsız olduğu akılda sabittir.
إذا كانت عادة الملوك والجبابرة أن لا يسألهم من في مملكتهم عن أفعالهم وعما يوردون ويصدرون من تدبير ملكهم ، تهيبا وإجلالا ، مع جواز الخطأ والزلل وأنواع الفساد عليهم كان ملك الملوك ورب الأرباب خالقهم ورازقهم أولى بأن لا يسئل عن أفعاله
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî, bu ayeti kaderiyye ve benzeri fırkaları çürüten bir delil olarak sunar; Allah yarattıklarını yaptığından sorumlu tutar ama kendisi yaptığından sorulmaz, çünkü kullar O'nun kulu-kölesidir. İbn Cüreyc'in görüşüne göre anlam şudur: yaratıklar Allah'ın kaderi hakkında O'na hesap soramaz, ancak Allah kulları amellerinden hesaba çeker; bu da yarın hesaba çekilecek olan Mesih ve meleklerin ilahlığa layık olamayacağını gösterir. Ali'den nakledilen bir rivayette de, Allah'ın kulunu hidayetten mahrum etmesinin haksızlık olmadığı, çünkü hidayetin O'nun fazlından olduğu, dilediğine verdiği bir lütuf olduğu açıklanır.
لا يسأله الخلق عن قضائه في خلقه وهو يسأل الخلق عن عملهم لأنهم عبيد
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr, ayette geçen 'iman edenler' ifadesinin çeşitli din ve inanç mensuplarını kapsadığını belirtir; müminler, Yahudiler, Sabiîler, Hristiyanlar, Mecusiler ve Allah'a şirk koşup O'ndan başkasına ibadet edenler olmak üzere bu grupların tümünün ayette zikredildiğini açıklar. Bakara sûresinde bu toplulukların kimliği ve haklarındaki ihtilafların daha önce ele alındığını hatırlatır.
يخبر تعالى عن أهل هذه الأديان المختلفة من المؤمنين ومن سواهم من اليهود والصابئين وقد قدمنا في سورة البقرة التعريف بهم وإختلاف الناس فيهم والنصارى والمجوس والذين أشركوا فعبدوا مع الله غيره
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre 'lev kâne fîhimâ âlihetün illallah lefesedetâ' âyeti, gökte ve yerde birden fazla ilah bulunması durumunda aralarındaki ihtilaf ve tenazu' (çekişme) sebebiyle düzenin bozulacağını ifade eder; çünkü ilahlar isteklerinde uyuşurlarsa kudretleri o tek şey üzerinde çatışır, uyuşmazlarsa da o şey gerçekleşemez. 'Lâ yüs'elü ammâ yef'alü' ifadesi ise Allah'ın azameti, sultanının gücü ve ulûhiyette ve zâtî hükümranlıkta tek oluşu sebebiyle O'na yaptıklarından sorulamayacağını, buna karşılık kulların mülkiyet altında ve boyun eğmiş oldukları için sorguya çekileceklerini belirtir.
لفسدتا لبطلتا لما يكون بينهما من الاختلاف والتمانع، فإنها إن توافقت في المراد تطاردت عليه القدر وإن تخالفت فيه تعاوقت عنه
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu metin, Kâdî'nin cebr görüşünü çürütmek için ileri sürdüğü delillere karşı bir itiraz nakleder: Allah'ın kulların küfrünü ezelde bilmesi ile o küfrün vukuunun vacip olup olmadığı sorusu, cebrî görüşe benzer bir sonuca götürür. Ayrıca Râzî, Allah'ın fiillerinin bir illete/gayeye bağlı olamayacağına dair ehl-i sünnetin çeşitli akli delillerini sıralar; aksi halde teselsül veya Allah hakkında acz ya da fayda-zarar gibi muhal durumlar gerekir.
فإن لم يجب أمكن أن لا يوجد الكفر مع حصول العلم بالكفر وذلك جمع بين الضدين
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Tüm müfessirler ayetin, Allah'ın mülkünde mutlak hâkimiyet sahibi olduğunu, kulların ise O'na hesap veren konumda bulunduğunu vurguladığında birleşir. Allah'ın fiillerinden sorgulanmayacağı, buna karşın kulların amellerinden sorumlu tutulacağı ortak bir tema olarak öne çıkar.
Farklar
Taberî dil/kıraat analizine ve rivayete odaklanırken, Zemahşerî akli kıyas (dünya kralları benzetmesi) kullanır. Kurtubî meseleyi açıkça kaderiyye tartışmasına bağlayıp kelâmî bir polemik zemininde ele alır. İbn Kesîr ayetin kapsamına giren din mensuplarını sıralayarak bağlamsal bir okuma sunar. Beydâvî temânu' burhanıyla tevhidi ispatlamaya, Râzî ise Eş'arî-Mu'tezilî tartışma bağlamında Allah'ın fiillerinin illete bağlı olup olmadığını akli istidlalle tartışmaya yönelir; bu farklar müfessirlerin dilci, kelamcı veya rivayetçi yöntem tercihlerinden kaynaklanır.
Dönemsel bağlam
Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ve dil eksenli sade bir açıklama sunarken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî ile birlikte akli/kelamî istidlal yöntemleri belirginleşmiş, Kurtubî ve Râzî'de ise mezhepler arası tartışmalar (kaderiyye, cebr, Mu'tezile-Eş'ariyye) daha sistematik biçimde ayete yansımıştır. Temel anlam çerçevesi sabit kalmakla birlikte, izah yöntemleri dönemin ilmî tartışma ortamına göre çeşitlenmiştir.
Günümüz bağlantısı
Bu karşılaştırmalı okuma, insanın kendi eylemlerinden sorumlu olduğu bilincinin, ahlaki sorumluluk ve öz denetim açısından günümüzde de hatırlatıcı bir değere sahip olabileceğini düşündürebilir. Farklı müfessirlerin aynı ayete akli, dilsel ve rivayet temelli yaklaşımlar getirmesi, ilim ile iman arasındaki uyumun ve çok yönlü düşünmenin bir örneği olarak görülebilir. Ayrıca hesap verme bilinci, toplumsal dayanışma ve bireysel sorumluluk duygusunu pekiştirici bir hatırlatma olarak yorumlanabilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir